şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: heimatlos)
  • (bkz: unglaublich)
  • (bkz: uncanny)
  • aynı isimli bir sergi mevcuttu istiklalde, şimdiki akıbeti nedir o soru işareti.
  • freud tarafından ortaya atılan bi kavramdır *. kişinin psikolojik gelişiminin ilk basamaklarında yaşama tutunmanın bir güvencesi olarak oluşturduğu eş kavramının bir süre sonra farklı ruhsal gerekliliklere dönüşmesiyle bireye, bireyin en zayıf noktası olan ölümü anımsatmaya başlamasıyla ortaya çıkar. önceleri kişiyi dış dünyaya karşı koruyan eş giderek kişinin reddettiği ölümlülük halini anımsatarak marazi bir hale getirir ve tekinsizlik bu noktada belirginlik kazanmaya başlar.

    freud'a göre bu tekinsizlik bireyin annesinden kalma bir mirastır, zira anne hadım * edilmiş bir kimliğe sahiptir, bu tekinsizliğiyle ölümlüdür ve kişi bu anneden dünyaya gelmedir.
  • sigmund freud un, garip ve ürpertici, anlaşılamaz ve de bilim yoluyla açıklanamaz olay ve duyguları tarif etmek için kullandığı terim. hiç bilinmeyen bir yere gidildiğinde dolanırken defalarca aynı caddeye çıkmak, ya da örneğin fıstık yeşili "x..." plakalı belli bir arabaya önce yaşanılan şehirde, daha sonra da alakasız bir şehirde rastlamak, aynaya baktığında engellenemez derecede, başka birine bakarmışçasına narsizm boyutunda kendini izlemek, kişinin bir fotoğrafına bakarken kendini ilk defa görüyormuşçasına değişik çıktığı izlenimine kapılması, rüyalar ve deja vu, uncanny - unheimlich e örnek verilebilir. tuhaflığın kendini 'tuhaflık' olarak adlandırabilmesi bile tuhaflık kapsamına girer.
  • freud günümüzde yaşasaydı ve "das unheimliche" adlı makalesini yeniden kaleme alsaydı konuyu irdelemek için seçtiği örnekleri edebiyat yerine sinemadan alabileceğini hayal ettim: "shining" ya da "blue velvet"i seyreden freud; "sand man"i belki yine çözümlerdi de, bunu öykü üzerinden değil de, filmin soundtrack'inde yer alan roy orbison'ın "in dreams"i üzerinden gerçekleştirirdi. tekinsiz olanın arkaik karakterini vurgulamak için "blue velvet"in eski görünüşlü "deep river apartmanı"ndan ilham alır ve makalesini paranoyaya doğru genişletirdi.

    "das unheimliche"deki edebiyata yapılan atıflar öylesine yoğundur ki neredeyse her paragrafta bir öykünün adı geçer ve bence bu freud'un dilini psikanalist kuruluğundan çıkarıp yaratıcılığa yaklaştıran, zenginleştiren şeydir. freud'un ardıllarının pek çoğu tedavi hedefi uğruna anlatının poetikasını unuttu.
  • almanca gizli/saklı anlamına gelen "heimlich" kelimesinin olumsuzlanmış halidir. anlatılmak istenen gizliliğin olmaması değil, gizliliğin belirsizliğidir. freud'a göre bir kavramdan ziyade kişiye tedirginlik, rahatsızlık, üzüntü veya dehşet duyguları yaratan bir deneyimdir.
  • "kristeva, freud'un izinden giderek, başlangıçtaki "tekinsiz" deneyimimizi, ben ile öteki arasında ayrım yapamadığımız puslu bir alanda yitip gitme duygusundan sökün eden bir kendi olmaktan çıkarma ve yok etme tehdidi olarak tanımlar:
    hem reddedip hem özdeşleştiğim yabancı karşısında sınırlarımı kaybederim, içinde durduğum kap ortadan kalkar, içine atıldığım deneyimlerin anıları içimi doldurur, içimde yer kalmaz. 'yolumu şaşırdığımı', 'belirsiz', 'puslu' olduğumu hissederim. nice hasarlar verir şu tedirgin edici yabancılık: hepsi kendimi başkasına göre bir yere yerleştirmekte çektiğim zorluğu tekrarlar ve özerkliğe kavuşmamın temelinde yatan özdeşleşme-yansıtma sürecini yeniden yaşatır, (s. 276)
    freud, "tekinsizin” ortaya çıktığı yeri, hayal ile gerçek arasındaki sınırların çöktüğü ve ikiz, otomat, ölü veya kadın kılığına giren bastırılmış hatıraların (freud'un listesi ilginç biçimde eklektiktir) belirdiği yer olarak tarif eder. aynca freud, bu altüst edici tekinsiz deneyimiyle başa çıkmanın yollarından birinin, kurmacaya başvurmak olduğunu söyler — masal, roman, fantastik öykü, vb.nde, yapıntı dünyası, artık gerçek ve hayali ikizler arasında ayrım yapamamamızdan kaynaklanan endişemizi yok eder, böylece bastırılmış olanın korku yaratmadan veya tehdit arz etmeden geri dönmesine olanak sağlar. kristeva tekinsize ilişkin freudyen analizi anlamaya yardım eden açıklamalar yapar: buna göre tekinsiz, ben ve öteki (yabancı) arasındaki çatışmalar üzerine inşa edilen bilinçli savunmalarımın çözülmesiyle, benin yabancıyla hem özdeşleştiği hem de ondan korktuğu çiftdeğerli bir ilişkiyi korumasıdır. kristeva şöyle der: "tedirgin edici yabancılığın kaynağı, ötekinin şoku, ben'in şu iyi veya kötü ötekiyle, ben'in kırılgan sınırlarını ihlal eden ötekiyle özdeşlemesidir; söz konusu yabancılığın edebiyatta temsil edilen taşkın çehresi 'normal' ruhsal dinamiğin kalıcılığını gizleyemez" (s. 278). dolayısıyla amaç, "tekinsiz"in ortaya çıkardığı semptomları reddetmek veya bastırmak değil de onlarla yüzleşmek, onları anlamak ve mümkün olduğunda yatıştırmak ya da yüceltmektir. "tekinsiz"i tamamen ıskartaya çıkarmak tehlikelidir, zira yabancı/ötekiye ilişkin hiçbir deneyimi olmayan birisi psikotik bir düzlemde sınırsız bir megalomaniyle hareket etmeye namzettir. "yabancılık 'uyruklar' içindir, hükümran olan yabancılık nedir bilmez" (s. 281)."

    richard kearney, strangers gods and monsters, s. 294-295.