şükela:  tümü | bugün
  • ayı dergisi'nin 6.sayısında yayımlanan yazım. yazıda söz ettiğim olay kurgu değil gerçektir.

    bugün, 45 yaşında, ruhuna feci biçimde kölelik kaçmış bir devlet memuruyla sohbet ettik azıcık. asıl bana batan meseleye gelmeden önce anlattı da anlattı.
    karabiberi, tuzu, şekeri ve kolayı hayatından nasıl söküp attığını, fındıkyağına ve zeytinyağına verdiği özel ehemmiyeti, kolesterolu yükseldiğinde 1 ay boyunca iki elinde sopalarla hergün 53 dakika yolu nasıl kan ter içinde yürüyüp 6 kilo birden verdiğini...
    insanın sağlığına özen göstermesi ve bunun için azimle çaba harcaması çok güzel tabii ki. imrenmedim desem yalan olur.
    ''bak oğlum davran, şu azmin onda biri sende yok'' diye kendimi de azarladım.
    garbın afakını saran çelik zırhlı duvar henüz aramıza örülmemişti.
    ben, böyle giderse takriben bir 15 dakika daha sohbet edebiliriz diye düşünüyordum.
    kendimi iyi tanırım. hangi tür sohbete ne kadar süre dayanabileceğimin ölçüsü bellidir. o süre aşıldı mı bende kayış kopmaya, kafada basınç artmaya, filler ters ilişkiye girmeye, kısacası beyin .mcıklamaya başlar.
    neyse lafı uzatmadan asıl meseleye gelmek istiyorum.
    konumuzun sağlıktan sanata kayması pek beklenir bir durum olmasa da, ben bir rövaşata çekip topu ege'ye doğru vurmayı başardım. konuyu doksana astım dersem yalan olur. ben adamın bir boşluğundan istifade edip, çadırı datça'ya mı kurmadım, assos'a mı, inbüküne mi, cunda'ya mı...
    ama yok...
    adamın tatille, çadırla, gezmeyle ve hayatın diğer zevkleriyle pek alakası yok gibi.
    geçen yıl 30 gün yıllık iznin1 gününü bile kullanmamış mesela.
    dedim, yandı mı 30 gün?
    dedi, yandı.
    bunu söylerken en ufak bir serzeniş, içten sövgülü bakış ya da rahatsızlık hissedemedim jest ve mimiklerde.
    gerçekten yandı mı şimdi 30 gün?
    ''hay .mına koyim ben böyle işin...'' dememek için zor tuttum kendimi.
    dedim, kardeş niye yaktın, 30 gün az mı yahu?
    neymiş efendim, idarecisiyle ters düşmek olmazmış da, sonra kendisine zararı dokunurmuş da, adam o kadar ısrar etmiş de, kıramamış da...
    çalıştığı teknik birimde önemli bir konuma sahip anlattığına göre. müdür de bunun itaatkar ruhunun iplerini eline almış, veriyor kırbacı.
    dedim, kardeş sen baştan tavrını net koymuş olsan, tatil hakkının değerini bilsen, emeğine saygı duyup 30 gün taşakları yaysan... ve buna benzer bir takım sol, egzistansiyalist, anarşik içerikli pankart ve dökümanlara benzer konuşmalar da yaptım bendimi yıkarak ve enginlere sığmayıp taşarak.
    en ufak bir çelişki yarattığımı sanmıyorum.
    çünkü konuşmanın devamında, anlatıp sizin de daha fazla canınızı sıkmak istemediğim buna benzer itaatkar ve özgürlük bilincinden nasibini almamış şeyler söylemeyi sürdürdü modern köle ruhuna sahip kardeşimiz.
    kalkıp şimdi size uzun uzun özgürlüğün, hakkın, hukukun, insanca yaşamanın önemini ve değerini anlatmaya kalkacak kadar aşağılık ve basit bir insan da değilim üstelik. hepiniz her şeyin farkındasınız. ama yalnızca küçük bir soru sorsam.
    tuzsuz, şekersiz, kolasız yaşanabilir pekala.
    ama ya özgürlüksüz?