şükela:  tümü | bugün
  • üniversite mezunu olduğunuzda sahip olduğunuz kağıt parçası. bu kağıtla adam olduğunu sanarak ortalıkta dolaşan birçok insanın yaşadığı, hatta hatta bu nadide parçaya sahip olmadığınızda size ikinci sınıf insan muamelesi yapılan bir ülkede yaşıyorsanız farklı bir anlam kazanan oluşum.
  • öğrencisini genelde dış mihrak sanan bir ülkenin sık sık diplomasi krizi yaşamadığı ve yaşamaya devam etmediği, etmeyeceği bir kesime verilen, çok da bir işe yaramayan sertifika... üniversiteler vasıflı işsizlerini sebil ederken, enver ustalar sertifika vermiyor belki ama yetiştirdikleri çıraklar, hem karınlarını doyurabiliyor alınterleriyle hem de bir gün birer enverusta olabiliyorlar genellikle...
  • hepimizin aslında bir halta yaramadığını bildiğimiz halde; edinmek için bir şekilde çaba sarfettiğimiz; bir kaç meslek grubu hariç, iş yerlerinin duvarlarına asmayı bırakın öğrenci işlerinden alınmaya bile gerek duyulmayan kağıt parçacığıdır.

    insanların statü denen saçma ötesi hadiseye prim verdikleri bir dönemde; elbette üniversite okumuş olmak, o insanın hayatına artı değer katar. ama o kağıt parçasına sahip olmak için üniversite okumuş olanlar, ağızlarını açtıkları anda zaten kendilerini belli ederler. en şahane üniversitelerin en şahane bölümlerinde son sınıfa kadar okuyup ''eaah, öğrendim ben öğreneceğimi, bırakıyorum ulan.'' diyen ve hayatlarına devam eden insan evlatları, işte bu yüzden benim nazarımda önünde saygı ile eğilinesi insanlardır.
  • devlette ya da çok kurumsallaşmış bir şirkette çalışmıyorsanız asla sorulmayan, istenmeyen belge.

    binlerce hatta belki de yüzbinlerce mezun gibi ben de 10 yıldan beri bir çıkış belgesiyle idare ediyorum ve bugüne kadar ordu dışında soran olmadı.
  • 6 ay kd askerlik yapılmasına olanak sağlayan nişane.
  • liseye girerken ortaokul, üniversiteye girerken de lise diploması gerekliydi fakat hayata girerken üniversite diplomasına pek gerek yokmuş yeni anlıyorum. şimdiye kadar çalıştığım hiçbir ofis bana diplomamı sormadı, not ortalamasına dair en ufak bir bahis bile geçmedi ki geçseydi eğer, iddaa'nın banko maç oranlarından hallice sikko ortalamamla, daha görüşmenin birinci dakikasında pencereden atlardım. eğer mimar olmadığım halde bir mimarlık ofisinde çalışma hayaline kendimi kaptırsaydım, biraz autocad biraz da modelleme programı öğrenerek rahatlıkla iş bulabilirdim. çünkü, okulda öğrendiğim hiçbir şey iş hayatında karşıma çıkmıyor, haybeye öğrendiğim o bilgileri çalışırken değil yazarken ve gezerken daha çok kullanıyorum.

    zaten okulda öğrendiklerimi işe yedirmeye çalışsam; yaklaşımla, yapının çevreyle olan ilişkisiyle, metaforla falan uğraşsam iki hafta içinde patrondan ilk uyarı gelir. aynı inada devam edersem de ay sonunda elime verir çıkış belgemi "bana yaklaşma da nereye yaklaşırsan yaklaş" diye. bir projenin üzerinde etraflıca düşünecek zaman bile yok, işverenler anında sonuca gitmek istiyor. küçük ölçekli ali ağaoğlu gibi adamlar her yerde, daha projenin yarısında kaba inşaat başlıyor. sen metaforla uğraşırken adam dükkanı dolduruyor da satışa başlıyor, okulda öğretilenler fantastik uyarlamalar gibi kalıyor. bu seri üretimde de üniversite diploması kimsenin umrunda olmuyor. acı ama gerçek mi? pek değil, zamanla sen de buna ayak uyduruyorsun.

    üniversite diploması en fazla askerlikte işe yarıyor desem, efsanevi nöbet arkadaşım ortaokul terk kelleci'nin "on sene daha okuyacağıma, on ay daha fazla askerlik yaparım" vecizesi geliyor. okulda öğrendiklerimi ara sıra gözden geçiriyorum ve gerçek hayatta karşılıklarını çok az bulabiliyorum. iki ay boyunca uğraştırdıkları vaziyet planı, iş hayatında birkaç saatten fazla sürmüyor. para odaklı günlerde hız oldukça önem arz ederken, parayı projeyi çizen değil müteahhitler kazanıyor.

    hem de öyle bir kazanmak ki, sen ay sonu canavarıyla uğraşırken adam son model cipe biniyor. sen tüm saflığın ve salaklığınla bir şeyler yapmaya çalışırken, mevzuatın orospusu olmuş bu adamlar parasına para katıyor. diplomanın ne işe yaradığını kendine sorduğunla kalıyorsun.
  • nedense hep bi uzun sürer bunu kağıda basıp vermeleri, sanki uluslar arası araştırma falan yapılıyor, denkliğine bakılıyor, şunu bas önceden, giderken ver eline adamın. ayrılırsın şehirden sonra binbir taklayla hafta içi yeni başladığın işten izin denk getirip almaya gidersin. ben bunu almak için eski üniversitemde egede bi konferansa katıldım, evet istanbul-izmir arası yol parası falan da bedavaya geldi, her zaman böyle dört ayak üstüne düşsem hayatım bir şeye benzerdi.
  • mezuniyetin üzerinden bir sekiz sene geçtiği halde hala sahip olmadığım hede. aynı okulun aynı diplomasını babam da henüz gidip almış değildir, bir bildiği vardır diye düşünmekteyim. benim çocuğum da mezun olursa üç kuşak birlikte alırız belki... hayatta buna sahip olmak ne anlama gelir ki sorusuna cevabım ise; 'insan olma yolunda ve hatta bizimki gibi ülkelerde istediğin gibi bir iş ve hayata sahip olma yarışında hiçbir işe yaramadığını söyleme hakkı verir'.