şükela:  tümü | bugün
  • * her ile bir bir açılan üniversiteler kapatılacak. ülke genelindeki üniversite sayısı 15-20 ile sınırlandırılacak.
    * bölgesel anlamda büyük ve ciddi imkanları olan üniversiteler kurulacak.
    * yurt ve burs imkanları ihtiyacı olan her öğrenciye sağlanacak.
  • -sonra yüz üniversitenin kadrosunu yirmi üniversiteye yığacağız.
    -sonra canımızın istediğine idari ve akademik yükseltme sağlayacağız.
    -sonra 20 üniversiteye piyasa karşılığı olmayan bölümler açacağız.
    -tabi bir de örgün'de okuyamayan milyonlara açık öğretimden mühendislik, tıp eğitimi falan vereceğiz.
    -sonra çıkan sonuca çok şaşıracağız.

    böyle uzar gider bu liste.
  • üniversite kapatmak mevcut istihdamı da azaltacağından bir çözüm değil maalesef. şöyle ki üniversite azaltıp kaliteyi arttırmak, açıköğretim öğrenci sayısını arttırmak vs. mevcut işsizlikte uygulanabilir değil. asıl konu ekonomi. bu kadar berbat ekonomiyle, yatırım almadan, girişim sağlayamadan, işsizlik sorunu çözülmeden bu konu maalesef çözülebilir değil.
  • öncesinde:
    -mal gibi hiçbir şey bilmeden üniversiteye öğrenci göndermeyecek
    -lüzumsuz bilgilerle tıkabasa beyin doldurmak yerine, adam gibi ölçme/değerlendirme yaparak öğrencinin hedeflerine yönelik eğitim sağlayacak,
    -"eşit tabanlı" kisvesi altında her öğrenciyi başarısızlığa sürüklemeyecek ve köreltmeyecek,
    -parası olanın da olmayanın da adam gibi eğitim göreceği bir milli eğitim sistemi

    sonrasında:
    -kutucukları doldurarak loto oynatmayacak,
    -gerektiğinde y.lisanslarda yapıldığı gibi birebir mülakatlarla ilerleyecek,
    -torpilin, adam kayırmanın olmadığı ve paranın kapıları açamadığı bir sınav/eleme sistemi

    son olarak:
    -"para" yerine "bilim" peşinde koşacak,
    -egosu yerine makalelerinin değerini yükseltecek,
    -özgür düşünceye fişleme yapmak yerine ortam sağlayacak ve destekleyecek,
    -ayrışma ve gruplaşma yerine ortak faaliyetleri destekleyecek,
    -öğrencilere ve çalışmalarına değer verecek öğretim üyeleri/görevlileri ve özek idari yapılanma.

    çok çok özet ve aklıma ilk gelen maddeler bile olsa, buradan bakınca (bizim ülke için) ciddi anlamda bir ütopya bu.
  • üniversite sayısını azaltmak, öğrencilere burs imkanı, yurt imkanı sağlamak vs üniversitelerin kalitesini arttırmaz. sadece fırsat eşitliğine katkısı olabilir, o kadar. üniversiteler aynı şekilde içi boş kalır.

    kaliteyi arttırmanın tek yolu üniversitelerin her anlamda bağımsız, her anlamda özerk olmasıdır. "her anlamda" derken müfredatın belirlenmesinden fakülte bütçelerinin oluşturulmasına, akademik kadronun seçiminden yemekhanede sunulacak yemeklere kadar.

    üniversiteler akademinin ve öğrencilerin olmalıdır, devletin atadığı kollukçu memurların değil..
  • üniversiteyi ülke dışına çıkarmak.
  • dersaneden bozma üniversiteler yapmamak. istanbul'da garip garip kısaltmalar görmeye başladım artık; isü, işü, ikü, ütü falan.

    2005 yılında 15.000 civarı sıralamayla girdiğim bölümüm geçen sene 51.600 ile kapatmış. benim girdiğim yıl bir sonraki sene sistem değişeceği için herkes tercih yapmıştı; hadi standardı 20.000 olsun diyelim. 10 yılda kontenjanlarda %250 artış olmuş. yeni üniversiteler kurulmuş, var olanlar aldıkları öğrenci sayısını arttırmış; bu noktaya ulaşmışız.

    benim zamanımda bile okul ismi boğaziçi, odtü gibi elit üniversiteler olmadığında iş bulmak zordu. bugün iyi noktalara gelen tüm arkadaşlarımın çabalayarak alın teri akıttığına şahidim. bu yüzden yeni mezun olacak - ve hali hazırda çalışan- tüm arkadaşlara gerçekten kolaylıklar diliyorum.

    çoğu bölüm doyuma ulaşmış durumda. doktorlar hariç -ki onlara da dokunsak bin ah işitiriz- herkes sektöründeki kazancın azalmasından veya iş bulmanın zorlaşmasından şikayetçi.

    "bilgiye* dayalı işler kazandırır, operasyonel işler yapay zekayla bitmeye mahkumdur" dediğimiz şu günlerde bilgiye dayalı olarak gördüğümüz yazılım bile umut kırıcı gözüküyor. piyasadaki doygunluk arttığında "senden daha ucuza çalışan var, senden daha zor şartlara dayanan var, hafta sonu çalışmayan eleman istemiyoruz vs." denilerek bilgi geri plana atılarak baskı artabilir.

    ben ülkemde aslında doktorum lafı geliyor aklıma maazallah. aman dikkat.
  • herkesin dört yıllık üniversite okumak zorunda olmadığı, insanların tıp, mühendislik, hukuk gibi alanlar dışında da makul şartlarda iş bulabileceği, hayatını idame ettireceği bir sistem kurarak üniversitelerin kapasitelerini azaltmak.

    türkiye maalesef devasa bir kalifiye olmayan insan havuzu. liseyi bitirdiği zaman o kadar hiçbir şey bilmiyor oluyor ki gençler, üniversiteye gitmek dışında iş bulma ihtimali olmuyor hiçbirinin. birçoğu satış danışmanlığı gibi insanı sömürüp hiçbir yere getirmeyen işlerle üniversite arasında seçim yapmak zorunda kalıyor. sonra bu kuru kalabalıklar yine üniversiteyi de aynı vasıfsızlıkla bitirip bomboş geziyor.

    işletme, iktisat ya da birçok fen fakültesi bölümü, aslında çok değerli bölümler olmalarına rağmen maalesef vasıfsız hale gelmiş durumdalar. fen fakültesine giren insan, normalde bilim insanı lisansına sahip olacakken alanıyla ilgili üniversitede öğrendiklerinin önemli bir kısmını yok sayarak formasyon alıp öğretmenlik yapmaya çalışıyor. işletme, iktisat derseniz zaten tamamen bitirmiş olmak için bitiriliyor. çankırı üniversitesi'nde sırf bitirmiş olmak için işletme okumuş, yabancı dil yok, ekstra bir meziyet yok, tabii ki işsiz kalacak bu insan. orada harcanan zamana, paraya yazık tamamen.

    ayrıca üniversitenin en önemli getirilerinden biri de hayat tecrübesidir. insan kolay kolay üniversitede olduğu kadar kozmopolit bir ortama giremiyor hayatında. bambaşka insanlar tanıyorsunuz, gençliğin de enerjisiyle irili ufaklı hatalar yaparak kendinizi, hayatınızı tanıyorsunuz. türkiye'de, memur ya da beyaz yakalı bir ailenin çocuğu lisede ne kadar hayat tecrübesi ediniyor bir düşünün. "ama öyle deme, ben lisedeyken tek başıma tayland'da orciye katıldım" diye itiraz etmeyin, ortalamadan bahsediyorum ben. aileler biraz da mecburiyetten korumacı davranıyor, e bu da çocuğun dünyadan haberi olmadan büyümesine neden oluyor. bu çocuk özgürlüğü üniversitede tadıyor, kendini ancak üniversitede bulabiliyor. bunun için de güzel bir kampüs ortamı şart. işhanından bozma, 1000 kişilik üniversitede olmuyor o da işte. o genç 10.000-15.000 üniversiteliyi görecek ki en az hayatına biraz olsun renk gelsin, neyle karşı karşıya olduğunu anlasın. peki gerçekten bu hayat tecrübesini edinebileceği kaç tane üniversite var? ülkedeki birçok üniversite o kadar boş ve özelliksiz ki, sadece başka hiçbir şansı olmayanlar gidiyor. düşünsenize, şehrin nüfusu selçuk üniversitesi'nin öğrenci sayısı kadarken, bir ya da birden çok bölümde çok üstün eğitim vermediği sürece bayburt'a neden gitmek istesin öğrenci?

    yazacak çok fazla madde var. ülkede birçok sistem arızalı, çarpık, ve bunların hepsi iç içe geçmiş durumda. ailesi tarımla ilgilenen bir çocuk düşünün, babasının işine devam etmek istiyor olsun, bu çocuk kendi isteğine, ailenin durumuna göre ister ziraat mühendisliği ister de iki yıllık meyve-sebze yetiştiriciliği okuyarak hayatını idame ettirebilecek hale gelebilmeli. bu, dünyanın en makul uygulaması belki de. lakin aile bir bakıyor, tarımdan parayı kazanan çiftçi değil, kabzımal. sonra bu çocuk alternatif işler/kariyerler aramaya başlıyor, hem çocuğu köyde tutamamış oluyorsun, hem de tarımla uğraşan eğitimli bir bireyi kaybetmiş oluyorsun. e herkes beyaz yakalı olursa ne yiyeceğiz, ne içeceğiz? kimsenin mesleğini küçümsemiyorum tabi de yiyeceğimiz besinleri yetiştiren, tarımla, hayvancılıkla uğraşan insanlar neden bu mesleklerinin getirdiği ölçüde hayat yaşayamıyorlar? dediğim gibi, her şey iç içe ve her aşamada sorun var adeta.