şükela:  tümü | bugün
  • insanın sinirlerini bozan yıl.bütün arkadaşlarının belli etmeseler de gergin ve stresli olduğu,uyumamak ayakta kalababilmek için ve çeşitli stres kaynaklı hastalıklardan kurtulmak için ilaçlara dayanılan yıldır.hatta bitip geçtikten sonra ben bütün sene nasıl dolaşmışım ortalıkta diye düşündürtebilir.sürekli ders çalışmak zorundasındır(bir hedefin varsa),sürekli şurdan şu kadar net yapsam burdan da bu kadar olsa okuldan da şu kadar puan gelse diye hesap yaparsın.şuraya buraya kapağı bir atsam off var ya diye hayaller kurarsın ki hepsi yalandır asıl dertler buradan sonra başlayacaktır.
  • hayatı cehenneme çevirip sadece derse yoğunlaşılması "gerekmeyen" yıldır.

    hayatınızı gayet verimli yaşayabildiğiniz, duygu karmaşasının bol olduğu planlı programlı yıldır.
    ders çalışmayı bana sevdiren yıldır. (gerçi mezun olduktan 1 sene sonra girmiş olsam da)

    hazırlanacak kardeşlere önerimdir ki: hayatınızı planlı programlı yapın, derslerinize öz çalışın bu durumda az çalıştığınızda bile işe yarıyor. aktivite ve etkinliklerden uzak kalmayın, facebook ve twitter gibi sosyal ağlarınızı kapatmayın çünkü çalışmayan adam bu mecralar kapalı dahi olsa çalışmıyor.

    olmazsa da üzülmeyin bir sonraki sene için yine yukarıda söylediğim gibi çalışırsınız, kazanırsınız.
  • çevrenizdeki bir bok biliyormuş gibi görünen ama hiçbir bok bilmeyen amcık ağızlı hoca sürüsüne mecburen tahammül ettiğiniz yıldır. türkiye'deki gençlerin hayatındaki en boktan ve en sıkıntılı dönemdir aynı zamanda. gerçi türkiyedeki gençlerin hayatında rahat oldukları bir yıl var mı o da şüpheli. belki üniversite hazırlık.
  • "istediğim yeri kazanamazsam tekrar sınava girerim"le başlanan, sonuna doğru, "nereyi tutturursam orayı yazarım"a dönülen sene. lise son.
  • her şeyin insanın üstüne üstüne geldiği yıldır.

    her şey belirsizdir her şey karmakarışıktır. hayat sanki normalden 20 kat hızlı akıyormuş da kişi normal yaşam seyrinde devam ediyormuş gibidir. üstelik herkes bu kişiye düşman gibidir o yıl. herkes kendisine eziyet etmeye çalışıyordur adeta. hele ki lise son sınıf değil de liseden sonraki bekleme senesiyse her şey daha da berbattır. bütün o hengame ve çaresizlik içerisinde kişi tek başına gibidir aynı zamanda. zira belki de tüm arkadaşları üniversiteye yerleşmiş, yeni hayatlarına adapte olmaya çalışıyorlardır. lisede başlanmadıysa, sigaraya başlanan yıldır aynı zamanda bu. ha öyle ha böyle, yok light içerim, yok yemekten sonra içerim diye diye tiryakiliğe giden yolda sağlam adımların atıldığı.

    hayat bu belli olmaz. nadir verilebilecek bir sıfattır ama belki de aynı yıl en sağlamından bir dost edinmiş de olabilir kendine. bu en buhranlı günleri birlikte geçirmiş, tüm "badire"leri atlattıktan sonra keyfini de birlikte çıkarmış olabilirler.

    bu yılın en berbat, en kabuslarla dolu zamanı, ağustos ayına denk gelen tercih dönemi denilen lanet haftalardır. o birkaç haftalık sürede anlaşılır tüm yılın derdini tasasını çöpe atmanın mümkün olduğu. zira bu tercih dönemi, dananın kuyruğunu koparacak olan dönemdir ve esas karabasan budur.

    sonra büyük ihtimalle bu yıl, üniversiteye yerleşilen yıl olur. yıllar yılları kovalar, anlaşılır ki kazın ayağı öyle değildir. "öss dönemi, tercih dönemi neymiş ki..." demeye başlar kişi.

    artık allah yardımcısı olsun.
  • sonucunda başlanılan hedeften bambaşka yerlere gidilen yıl.(hem iyi hem kötü olarak hepsi mümkün)
  • ideali olmayıp da çevre baskısından ötürü bir yerler kazanmak isteyen insanlar için çileli geçen yıldır.

    ideali olmayıp da umurunda olmayan adam zaten kasmaz.

    ideali olup bir yerler isteyen adam o uğurda çalışmak, çabalamak gibi bir şeyden zaten kaçınmaz.

    sırf popüler mesleğe gitmek, çevresinin söylediği puanı yapmak için uğraşan insana ise zehir gibi gelir. yani kendinize bir ideal belirledikten sonra hiçbir sıkıntı kalmaz; önce bir ideal belirleyin. önce yaşam tarzı ve felsefesi, sonra meslek, sonra da üniversite belirleyin. gerisi ip söküğü gibi gelecektir eğer gerçekten inandıysanız seçimlerinize.
    ha eğer idealleriniz olduğu halde, onları gerçekleştirmek için çabalamak, çalışmak yerine sadece gezip tozup yatıyorsanız; o zaman ağır malsınız. bir an önce kendinize çeki düzen verin.
  • insanlıkta çıkılıp bütün konuları son seneye yetiştirilmeye çalışılan yıl . doğru düzgün uyku uyunmazz ders çalışmaktan baska bişey yaptığınızda vaktinizi harcadığınızı düşünüp vicdan azabı bile yaparsınız.arkadaşlarınızla iki dakika sohbet ettiğinizde bile herkesin ne kadar psikolojisinin bozuk olduğunu farkedersiniz . ve hep keşke dersiniz .tabi daha önce düzenli ders çalışmadıysanızzz
  • kilo aldıran yıl.
  • özlediğim yıldır. sabah erkenden kalkarsın. hafta içi okuldan çıkıp dersaneye gidersin. dersaneden de ancak akşam 8-9 gibi (belki daha geç) dönersin. sen döndüğünde akşam yemeği yenmiş olur zaten. annen sana bir tabak hazırlar, mutfakta masada oturup kendi başına yersin. sonra odana gidip dersleri bir tekrar yaparsın. ödevin falan varsa bitirmeye çalışırsın. saat 10.00-10.30 gibi uykun gelir. çünkü erken kalkmışsındır ve yarın da erken kalkacaksındır. uyumamak için yapmadığın şey kalmaz. kahve içersin, annen kuru üzüm falan verir enerji versin diye, onları yersin. hafta sonu cumartesi dersanen sabahtan öğlene kadardır. bazen kalıp soru çözümü yaparsın ve hocalara soru sorarsın. pazar da az ders vardır, cumartesi gibi değil ama ayda bir de pazar ders çıkışı deneme sınavı olur. bu sınav için stres yapamayacak kadar hızlı ilerliyordur zaten zaman. sen asıl sınava odaklanmışsındır. sonbahar, kış böyle geçer. baharda havalar ısınmaya başlar, biraz gevşersin. sonra bir bakmışsın ygs zamanı gelmiş. ygs'ye girersin. kötü geçer. genelin kötü geçmiştir zaten. ama hiç beklemediğin insanlar senden iyi net yapmıştır. neyse dersin, moralini bozmamaya çalışırsın. lys'ye odaklanırsın. bu arada okulda dersler biter, son sınavlar olunur. ama devamsızlık yapmamak için okula gidersin yine de. hocalar ders izlemez zaten. okulda test çözersin. müdür yardımcısından izin alınırsa defter imzalatılıp bazen okuldan erken çıkılır. yaz gelmiştir. artık devamsızlık hakkını kullanıp okula gitmezsin, onun yerine hafta içi dersaneye gidersin. dersanede artık her hafta sınav olmaya başlamıştır. dersanede de dersler biter. bu sefer her gün sınav olunur. bu arada koca lise de bitmiştir, mezun olmuşsundur. lys zamanı gelir. artık olan olmuştur. sonra lys'lere girersin işte bir hafta arayla. sonuçlar açıklanır. tercih için dersanedeki rehber hocana gidersin. o bir şey der ama sen başka bir şey istersin. ailen bir şey der, sen onu istemezsin. tercih dönemi çok stresli bir süreçtir. ailenle bir anlaşma yaparsın. hem onların istedikleri yeri hem kendi istediğin yeri yazacaksındır. heyecanlı bir bekleyiş sonunda kazandığın yer açıklanır. çok şükür ki istediğin bölümü kazanırsın (bu konuda ben şanslıydım evet.) üniversiteye dair kafanda birçok beklentiyle üniversiteye başlarsın ama hiç de hayal ettiğin gibi olmaz. ondan sonrası üniversite hayatı zaten.

    bu yazdıklarımı ben 2010-2011 döneminde yaşadım. lise sonda sınava girdim ve ilk girişimde kazandım. yazının başında özlediğim yıl yazmıştım. özlüyorum, çünkü non-stop bir hayatım vardı. kafamda bir hedefim vardı ve onun için çalışıyordum. sadece sen böyle değilsin, sınava hazırlanan çoğu kişi de böyle. tüm sınıf oturmuş test çözüyor falan. lise ikide matematikten 1 alan adam tahtaya kalkıp matematik sorusu çözmeye çalışıyor. önceden olsa gülersin ama sınav senesi olduğundan herkes ciddiyetle bir şeyler başarmaya çalışıyor. ailenin baskısı da var tabii, o ayrı konu. sınavı falan hiç umursamayan da var tabii. bir de ben dersanemi, öğretmenlerimi ve arkadaşlarımı çok seviyordum. o ortam da güzeldi. dersanedeki hocalar hem bizi disipline etmek ve ödevlerimizi yaptırmak için ciddi olurlardı hem de stresimizi azaltmak için espriler yaparlardı. dersane arkadaşlıkları da güzeldi. öğle arasında hep birlikte yemeğe giderdik mesela. ya da bazen haftasonu gider kızılay'da bir yerlere otururduk. çözemediğimiz soru olunca birbirimize yardım ederdik. kimsenin kimseye garezi yoktu. çünkü aynı yolun yolcusuyduk. peki üniversite öyle mi? üniversitede tabii ki öyle bir sıcaklık yok. olmasını da bekleyemem zaten. herkesin sadece kendini düşündüğü bir yer. ben de öyle yapıyorum tabii, yapmak zorundayım. avantajları var mı? tabii ki var. hiçbir şey lisedeki gibi zorunlu değil. ister derse gidersin ister gitmezsin, ister dersi dinlersin ister dinlemezsin, ister çalışırsın ister çalışmazsın. tabii ki sonuçlarına da sen katlanırsın, annen babanın sana hiçbir katkısı olamaz. çünkü sen artık bir bireysindir. üniversiteye hazırlanılan yılda belki de hâlâ çocuk sayılırdık. hâlâ anne babamızın koruması altındaydık.

    bunlar benim yaşadıklarım tabii. farklı şeyler deneyimleyenler de olabilir ama genel olarak herkesin yaşadığı şeyler benzerdir diye düşünüyorum. sonlarda biraz lise-üniversite karşılaştırmasına döndüm ama idare edin artık.*