şükela:  tümü | bugün
  • bir universite ogrencisinin sosyal hayat anlayisini temelinden engelleyecek unsur. anun'çün dür ki tercih edilen üniversite ailenin bulunduğu/yaşadığı şehir dışında herhangi bir şehirde olmalıdır.
  • ne üniversiteden ne aileden bir şey anlaşılacak durum.. kaçınınız!
  • gençliğin en güzel çağlarının nispeten rahat ve tasasız geçmesini sağlayan, iyi değerlendiren için çok faydalı evre.
  • eger istanbul universitesi ise konu edilen universite durumunuz genellikle sadece aile ile yasamak haline doner.
  • zannedildigi kadar kotu olmayan, hatta universite yillarinda kari kiz pesinde kosmak yerine dogru duzgun bir egitim almak isteyen bir kisi icin bulunmaz bir firsat olan hadise. kisiye mevcut duzenini bozmadan, oss'den gelen calisma temposunu devam ettirerek tam gaz derslere yuklenebilme imkanini verir. ayrica; sosyal hayati baltaladigi, kendi basina ayakta duramamayi getiridigi gibi sonuclar da tamamen kisisine gore degisir. bir kere, sosyal hayat denen sey eve sabaha karsi donebilme ozgurulu ile sinirli bir sey degildir. dahasi, ailesi ile yasayan adamin sosyal hayati olmaz, eve kiz atamaz diye bir kural hic bir yerde yazmaz, yapan yapar. kendi basina ayakta durma hadisesine gelince, suphesiz ki genc yasta yanliz yasamaya baslamak belli bir olgunlugu ve yetiskinligi beraberinde getirir, fakat universite okurken aile ile yasamak kesinlikle kisinin bahsedilen olgunlugu ve yetiskinligi baska sekillerde kazanmasina engel degildir. eninde sonunda bireyin ailesinden ayrilip hayatina kendi basina devam edilecegi dusunulurse, ailenin yaninda universite okumak en fazla bahsi gecen deneyimleri kazanmayi biraz geciktirir. cunku, camasir bulasik yikamak, yemek pisirmek gibi ev islerini ogrenmesi cok da zor degildir, yapmasi zordur. kaldi ki; tek basina yasamaktan tek basina yasamaya fark vardir. bireyin karsilastigi en ufak sorunda aile ucaga atlayip yardima kosuyorsa, en ufak maddi sikisiklik tek telefon ile cozuluyorsa, oyle yanliz yasamak hayat deneyimi acisindan bir sike yaramaz afedersiniz.
  • "gençliğimi kuruttunuz" şeklinde nidaların atılmasına sebep olur. tıpkı bir lise öğrencisi gibi muamele görürsünüz... belki de kendileri de üniversite yıllarını böyle geçirdikleri için sizden intikam almaktadırlar. işin kötü yanı, sizin de çocuğunuz oldugunda "dizimin dibinde otursun" mantığıyla yaklaşmanızdır. insan nasıl yetiştirilmişse sanıyorum kendi çocuğunu da öyle yetiştirecektir.
  • kesinlikle tercih dışı tutulması gereken bir durum eğer kişinin elinde ise. aile çok karışmıyor olsa da ebeveyn yapısı kendini bik bik konuşmaktan alamaz, sorular sorar, sallamazsınız, yine de sorarlar. en kötü yanları eve arkadaşları toplayamamak, kimseye "bu gece bana gidelim mi" gibisinden sorular yöneltememek, evin istenilen bir bölümünde sigara ya da alkol alamamak, gece müziği hayvan gibi açamamak, evde çıplak gezememek, evi gönlün elverdiğince dağıtamamak, ebeveynler ile etkileşim halinde olmak ve benzerleridir. tabi ki burda esas olan yalnız yaşama isteğinden gelir. üniversite yıllarını, gençliğin en güzel zamanlarını zehir eden durumdur. diyeceğim odur ki siz siz olun mümkünse şehir dışında okuyun.

    (seneler sonra gelen edit: üniversite bitti, iş hayatına atıldık ama hala ailemizle kalıyoruz... daha ne diyeyim.)

    (daha çok seneler sonra gelen edit: 30'u görmeden sonunda ayrı evde yaşamaya başladık. hayırlısı.)
  • lisenin tamamını, üniversitenin ilk 3 senesinden ilkini yurtta ikisini sulu yemek yaptığınız kendi evinizde geçirip son sene ailenin yanına gelmek resmen doğaya kafa tutmak gibi birşeydir.
    yok hatta yaratana
    (bkz: ...)
    artık kalabalıktan bıkmışsınızdır, odanızdan pek çıkmazsınız. zaten anlaşılamıyorum modundan hiç bahsetmiyeyim
    gülseniz mi ağlasanız mı bir türlü karar veremediğiniz şeyler yaşarsınız:

    mesela sene başında gittim kitapçıya ders kitaplarını almaya. (bkz: ingiliz dili ve edebiyatı) akşam odanızda mutlulukla saçarsınız ki kitapları valide gelir odaya. kitapların konularını sorar. ve dumur eden cümle kurulur;
    - o kadar parayı sen şimdi roman almak için mi aldın babandan hııı?!!

    "21 yaşına geldin sana hala beraber tv. izlemeyi öğretmedik!" gibi bir cümle kurulur.
    (nasıl yani? 9 senedir ayrı iken, o seneleri ayrı geçirdiğine hayıflanmak yerine bunu öğretemdğine hayıflanmak)

    final döneminde sınavmış, ödevmiş pek sallanmaz. çünkü üniversitede okuyan çocuğa sahip olma psikolojisine pek giremezler. ortaokula giden kardeşinizin ertesi gün iş eğitimi sınavı varsa akan sular durur ama sizin teori sınavınızdan bi gün önce eve 10 tane misafir çağrılır. git çalış odanda dense de gürültü ve vicdan izin vermez. bu da yetmiyormuş gibi o 10 misafirden bağımsız olarak peder eve arasıra görüştüğünüz yaşıtınız olan bir aile dostu çocuğunu eve getirir ki onu diğerlerinden ayrı ağırlamak zorundasınızdır. içinizden; "keşke şu tumturaklı küfürleri söylerken benim de yüzüm kızarmasa kötek yemek pahasına" dersiniz. ama sadece babanıza karşı pis bakışlı bir yutkunma ile yetinirsiniz. çok şükür o akşam trt 1'de godfather'in kötü dublajlı da olsa birinci bölümü vardır ki hem sinir kilitlenmesi yaşamazsınız hem de ağırlama zahmetinden kurtulmuşsunuzdur. böylece al pacino amcamız olası aile terörünü engellemiştir farkında olmadan.
    (bkz: koçum be)

    izin almalar ve 8 sene içindeki arkadaşlarınızın profilleri onları resmen dumura uğratır.
    uzakta iken bjk'nin 100 yıl kutlamalarına gitmeme ses çıkarmayan peder sitedeki arkadaşa giderken kaşını kaldırır. bakkala dahi giderken haber vermeye başlamak çok ağrınıza gider.

    orta okulda sayısı 3 ile 5'i gecemeyen arkadaş sayınızı takip edemezler. devamlı karıştırırlar. hele de ortalamadan fazla bir arkadaş çevresine sahipseniz. çeşitliliklerne hele dumur olurlar. karşılarına alıp arkadaş secimi hakkında nasihat verirler ki bunu lisede yapmaları gerektiğinin farkında değillerdir.
  • genclik yillarinin en verimli doneminde kisitli bi hayat yasatir insana,universiteye geldik ama hala tam olarak ozgurlugu elde edemedik diye yer insani icten ice.sonrasinda ekeonomik ozgurluk sorunsali vardir.
    (bkz: aile parasiyla ayri evde yasamak)
  • sanıldığı kadar mutlu edici bir durum değildir asla.. belki faturaları sizin ödemeniz gerekmez, belki hep sıcak yemek vardır, temizlik yapmanız gerekmez vs vs. ama üniversite bitip de şöyle bakınca hiç de hayata hazır hissetmeyebilir insan kendini.. oysa, unutulmamalıdır ki; aç kalmak ya da bir hafta boyunca makarna yemek, insanın kendi düzenini kurmaya ufaktan ufaktan başlaması, cins cins ev arkadaşıyla medeni bir şekilde, anlaşmazlıklara rağmen yaşamaya çalışmak, bir evin muhtelif sorumluluklarını almayı öğrenmek de en az üniversite kadar öğrenilmesi gereken şeylerdir hayatın içinde..
    en 'ben çok rahatım aileyle de, hiç bir şeyime karışmazlar' diyeni bile gün olur, kırk türlü yalanla idare etmek zorunda kalır çünkü durumu bazen.. en güzel kısmı, en güzel zaman dilimi ise bütün yıl içinde, ebeveynlerin ' yavrum biz iki hafta yokuz, derslerini ihmal etme, yemeğini ye, dışarda kalma' diyip gittikleri zamanlardır. kapıdan çıkmalarıyla sevinç çığlıkları eşliğinde, çılgın ev ambiyanslarına doğru yelken açar yurdum genci.. ne vizesi, ne final haftası kalır artık.. bu kısıtlı zaman dilimi, sonuna kadar sömürülmeli, o ev mümkün olduğunca dingonun ahırına, kerhaneye vs çevrilmeli, yılların acısı bu şekilde çıkarılmalıdır. ebeveynlerin dönmelerine bir gün kala yoğun temizlik çalışmalarına girilmeli, herşey süt liman olmalı, 2 hafta boyunca evden okula- okuldan eve yaşadığınızı belli eder bir ruh haline girilmelidir..
    hadi hepsini geçtim, insan bazen sükünet ister, siz deliler gibi ders çalışıp sabahlarken tıkır tıkır odanıza gelip daha bitmedi diye soran bir anne de çekilmezdir, final haftanızın ortasında çoluk çocuk toplanıp bütün gün gelen bilmem ne teyzelerle bilmem ne amcalar da çekilmezdir..
    velhasılı, öğrenci evi güzeldir.. içimde fena halde kalmış uktedir..