şükela:  tümü | bugün
  • iş görüşmelerinde nelerin yapılıp nelerin yapılmaması gerektiği öğrenmek.
    hatta her şeyden önce (bkz: iş aramak)
  • masumiyet olgusu.
  • kilo almak gibi. sefil ögrenci, başarılı çalışan profilinden.
  • artık hiç bir zaman eski sen olamamak. çünkü yıllardır ofis ortamının "kaşarlanmış" insanlarıyla ya da diğer bir deyişle zombileriyle cebelleştikten sonra üniversite yıllarındaki masum düşüncelerini sen bile hatırlamayacaksın.
  • her sabah hacimsiz bir yük ile uyanmaya başlamak.
  • okul bittiğinde önce ne olduğunu anlayamamak, bütün bir yaz, tatil modunda takıldıktan sonra, güz yarı yılı başladığında senin için okul denen kavramın bittiğini fark etmek.
    bu arada işe giren arkadaşlarının işe girme sevinçlerini paylaşırken, seninde bir yerlerde çalışmaya başlaman gerektiğini hissetmek. derken iş arama sürecini daha da hızlandırmak, ama bir türlü aradığın işi bulamamak yada bulduğun işe kabul edilememek.
    böyle böyle günler geçerken mala bağlamak, hayata küsmek, arkadaşlarından geri kaldığın hissi ile onlarla görüşmekten kaçınmak. zaten onlarında seninle eskisi kadar ilgili ve istekli olarak görüşmediğini fark etmek.
    kendini işe yaramaz hissetmekten sıkıldığında bari bir kursa yazılayım da vakit geçsin demek. önüne gelen bütün sınavlara bilinçsizce ve isteksizce girmek. baktın olmuyor yüksek lisansa başlamak.
    akademik kariyer yapmaya karar vermek ama hocaların kaprislerini çekmeyi gözün yememek. bu arada insanların sen neden hala bir işe giremedin ki o kadar vasıfsız mıydın sen ya anlamına gelen suallerine cevap vermekten bıkmak, bu soruları soracak insanları gördüğünde kaçmak ve yahutta onların geleceği ortamlara girmemek. işsizlik bunalımına girip girip çıkmak. bir işe girene kadar hayatına yön veremeyip, insanlıktan çıkıp, triballeştiğin, hassaslaştığın, depresif bir süreci yaşamak.
    işe gireceğin günün hayali ile yaşamak, başka bir hayal kuramamak.
  • hayatınızdaki boşluğun artması.
  • sevgili üniversiteliler ve yeni mezunlar, gelin yamacıma gaza geldim yazıcam. yazmasam deliricem çünkü.
    o iğrenç 2007 senesinin haziranında 3 sene ense yapıp son sene babamın baskılarıyla yardırıp 4 senede üniversiteyi bitirmiş olmanın havası civasıyla 2-3 ay kral gibi yaşadım. ders yok, sınav yok, iş güç yok. ipimle kuşağım adeta. eylül ayına doğru yaz okulsuz ilk tatilimi bitirip iş aramaya başladım. ha dikkatinizi çekerim ki o süreçte hiç iş aramıyorum, o kadar eminim ilk başvurduğum yerde dolgun ücretle başlayacağıma. gel gör ki ilk tokadı yedik o arada. eylül ayından mart ayına kadar zaar gibi sabahlara kadar internette takılmış, 128 iş başvurumdan hiçbirine cevap verilmemiş, 5 kuruşsuz ve hafif de umutsuzluğa meyletmişken bir sabah telefonumun çalmasıyla mart ayında ilk işime başladım. iş yani. ne kadar kötü olabilir ki. akşam evine geliyosun falan. ııh. öyle değil hacı dayı. orda kelimenin tam anlamıyla ağzıma 10 ay boyunca itinayla sıçtılar. kolilere etiket mi yapıştırmadım, yağ varillerini mi çekmedim ki ben 50 kilo insanım zaten. taşıdığım şey 25 kilo. oysa ki ben üniversitede 4 sene, etiket yapıştırmak için, organik kimya çalıştığımı hiç düşünmemiştim. müdürden yediğim fırça azar, mobbing de cabası. en son delirdiğimi farkedip çıktım. artık deneyimim vardı iş bulabilirdim. heee nah buldum. 5 ay daha evde oturdum mu. (yalnız o dönem filmdir dizidir ne var ne yok izledim, interneti bilgisayara komple indirdim de diyebilirim)
    geldik 2. işime. 2009 mayıs. beterini gördüğüm için orası bana cennetten bir parça gibi geldi. nasıl çalışıyorum nasıl. babamın işi olsa o kadar sarılırım. harikalar yaratıyorum. gel gör ki kader ağlarını örmekte geç kalmıyor. şefim psikolojik durumuna göre o günün akışını belirliyor. sevgilisinden mi ayrıldı. gel bize sataş. kredi kartı mı çok geldi. gel bize yüklen. gidin iş arayın sizle çalışmak istemiyorum tehditleri, hıncını fazladan iş vererek çıkarmalar. yok hacı dayı olmuyor. dedim kapı yine göründü. bu sefer mallık yapmayacaktım iş bulup çıkacaktım. yıllardır hayalini kurduğum, staj yaparken hayran kaldığım türkiyenin en büyük şirketlerinden birine istediğim departmanda işe başlıyorum. heh diyorum çektin çileyi de ulaştın istediğin sona. hee ulaştım. şimdi 9 aydır orada çalışıyorum. çalışıyorum derken, benim bundan haberim yok. zira çalıştığımı idrak edebilecek bir algım yok artık. sabah 7:30 akşam 10-11, cumartesi zorla işe getirtmeler, haftalık azar kayma ( 30 yaşıma yaklaştım), işten atarız, sicilini bozarız tehditleri, fazla mesai parası vermemeler, çok darlandın mı bahçeye çıkıp bir dal sigara içmenin yasak olması, sıçma eylemini belli bir dakikaya sığdırmak zorunda olman, takdir görmemek, sürekli yargılanmak, eksik hissettirilmek.
    sonuçta hayatımda ne değişti biliyor musun sevgili puder, hayatım sikildi. akşamları kaçıp eve dönebildiysem 8de uyuyorum. eve geldiğimde ayaklarım şişmiş olduğu için bazen yemek yapmaya üşenip aç uyuyorum. kredi kartımı ve faturaları ödüyorum. bırak iş yerini, mesleğimden, okuduğumdan, şuana kadar başarmış olduğumu düşündüğüm her şeyden nefret ediyorum.

    bir de kafamı kaldırıp etrafa bakıyorum, ben o gri iş yerinde arı gibi vızıldayıp ter atarken benzine doğalgaza hergün zam gelmiş, kadın cinayetleri yürümüş gitmiş, birisi gitmiş öğretmenini bıçaklamış, biri çıkmış televizyonda ulusa höykürüyor, aleviler zaten sapkın, kürtler terörist, ateistlerin cevaplaması gereken sorular var, zazalardan bahsetmiyorum bile.
    kafanı kaldırmasan mal kalacaksın, kaldırsan isyankar olacaksın.

    üniversiteden sonra hayatımda bir şey değişmedi benim. hayatım komple değişti. ben o herkesten önce yumurtaya dalmış sperm halime sıçayım bir kere. bok var her yere ilk ben giderim zaten.

    bıyık büküle büküle kaytan, insan sikile sikile şeytan olurmuş. cehennemde görüşürüz.
  • evde/babanın işyerinde oturmak için mi okudun sorusuna muhatab olmak.
  • gece 4 ten önce uyumayan adamın, akşam 9 da sızıp kalması.