şükela:  tümü | bugün
  • senelerce insan tahlili yaparak, inceleyerek, ortamlarda insanlari dinleyerek, derslerde sorulan sorulari dinleyerek, yapilan yorumlara bakarak gordugum pis bir gercektir. en basitinden kisiyi bulundugu bolumde uzman olacak kisi olarak yetistiren bir kurumdur universite. gorulen gercek, kisiye sadece ders veren, sadece aa-ff arasi notlandirmaya dayali, yaptigi 2 ezber sinav, birbirinin aynisi kopya projeler ile insan fikrini oyalayici, onu kandirici bir kurumdur bu ulkede universite.

    isin daha sinir bozucu kismi, universite okuyan kendini daha ilk seneden bir bok zannetmeye baslar. ımdb`nin top 250 filmlerinin en populer olanlari izlenir, ortam cocukluguna soyunulur, barlar fethedilir. daha dune kadar hayata dair kus kadar fikri olan ergenler, fularlar takmaya, nazim hikmet siirleri tahlili ve sahte sevdasina burunurler. v for vendettadaki "v" olurlar adeta taze universitelilerimiz.

    kizlar icin podyum aracidir universite. erkekler icin "kiz kesme aracidir". gruplasmalar olur. solcu takilanlar, ummetci takilanlar, tayyibin askeri takilanlar, ulkuculer, megalomanlar, tiryakiler, geziciler, anti-geziciler, akgezenler, pkklilar, erasmuslular vs bilimum onlarca grup, grupcuk ve bunlarin turevleri kisa surede toplasirlar. lisede kalan findik kadar ideolojik birikim, universitede hic gelismez, sadece tam bir gorsellige ve sova burunur.

    ayrica universite insana bilim askini degil sinav korkusunu empoze eder. ayni lys, ygs, oss sistemindeki tek sinavla kisiyi butunce sinamak gibi adina sacma bir sekilde "vize" ve "final" denilen ve kenardan baktigimda kenan evren anayasasi sistemi gordugum bir sinav sistemi var. alelacele ezberlenilen, agir ama gereksiz ve kisa zamanda ucacak bilgiler, katira saman yukler gibi insana yuklenir. saman ya bu, bir ruzgarda ucacaktir. yani sayin sozluk ogrenilen bilgiler gercek hayata hem adapte edilemeyecek hemde zaten kisa surede ucacaktir. ogretmek gibi bir kavram kati suretle universite jargonunda yoktur.

    yani universite okuyan bir kisi gecirdigi yillara baktiginda belkide alkolden olen sinir hucreleri, yedigi ideolojik dayaklar sonucu olusan travmalar, birbirinden tiksinc, sig ve otekilestirici muhabbetler, ozenti muzik, film ve sanat anlayissizligi ve yasadigi sinav streslerinden baska bilime, ilime dair hicbir sey gormedigini anlayacaktir.

    edit: o tanımlanan %5 lik üniversitelerden birinden selam ederim ve %5 lik dilimdeki üniversitelerin bile tubitağın kölesi olması haricinde bir vasfı olmadığını beyan ederim.
  • kultur acisindan hakli bir tespit olabilir bu. zira okudugum bolumun kitaplarini okumaktan, ders calismaktan sevdigim, istekle okuyabilecegim kitaplara zaman ayiramaz oldum son dort yilda. sinav donemi bittiginde de kitap yuzu goresim gelmiyor artik, gercekten midem bulaniyor. su an oldugu gibi.

    universitede isteyerek okudugum kitap sayisi lisede okudugumun %30'u falandir. keza film izlemek vs. de oyle. hala lisedeki birikimimin ekmegini yiyorum.
  • üniversitede sadece sınavlardan geçer not almak için çalışmış kişilerin düşüncesidir.

    kalkıp tabii burada, "olur mu hocalar iyi, lablar süper, altyapı uçuyor" demeyeceğim çünkü değil. hocaların çoğu vasat, lab desen iyi okullar haricinde yok, olanlarda da çok kıymetli çok az kullanılıyor, (fizik lab'ı demiyorum, cnc, cad-cam, 3d printer vs) altyapı desen, ne kütüphaneler düzgün ne hocaların başka bölüm/okullarla iletişimi var. kısacası okullarda durum vasatın üzerine nadiren çıkıyor.

    özentilikten dem vurulmuş, ben öyle nitelemiyorum. özentilikten ziyade, 18 19 yaşında üniversiteye gelene kadar, kendini herhangi bir alanda gösterememiş gençlerin, orada en azından vasata uymak, topluluklarındakilerin zevkini paylaşmak adına yaptıkları şeyler. siyasi görüş, kitap, film bunların hepsi birlikte oldukları topluluğa uyar.

    ancak bunun nedeni üniversite değildir, ünversite öncesinde hayatlarında herhangi bir başarıları, "benim" diyecekleri bir göstergenin olmamasıdır. bir spor dalında başarı, bir proje, bir resim yarışması ne bileyim, evde maket yapmak dahi (ailenin bok yemesidir) hayatlarına girmemiş kişiler üniversitede sınava girer, ders geçer, topluma uyar, daha sonra da ortalama işlerde (sonradan açılanlar bunların müdürü olurlar) hayatlarını sürdürürler. onlar mutluysa bize bok yemek düşer.

    ancak kabahati üniversitede aramak bilginin bu kadar yaygınlaştığı bir dönemde aciziyet göstergesinden başka bir şey değildir.
  • türkiye'de 2014 yılı itibariyle 186 üniversite vardır. bunlardan 110'u devlet üniversitesi, 76'sı vakıf üniversitesidir.
    kaynak: vikipedi

    bunların yüzde 95'i aslında üniversite değil ancak yüksek lisedir. yüksek liseler, üniversitelerin insana kattığını katmaz.
  • askeri okul okuyanların en büyük uhdelerinden birisidir üni okumak. hele de lise meslek lisesiyse. ne talihsiz adamım sözü en iyi bu duruma yakışıyor galiba. bi dakka ya üninin faydası yok mu dedin? :s
  • üniversitenin bir şeyler kazandırması için büyük bir şehirde kaliteli olması ve kişinin bölüme ilgisinin olması gerekir.

    konyada üniversite okuduktan sonra normaldir.

    iç anadolu-karadeniz-doğu/güney anadolu bölgesinden kalkıp izmir,ankara,istanbul da üniye gelen birileri için bile çok kazançlıdır.

    gothic tarzın oldugunu görmek bile kazanımdır kişiye. üni bitirip de bir kadına bir çift laf konuşmaya utanan sıkılan yapınızı kültür seviyesinizi yıkamadıysanız başlık mantıklı gelir.üni çok güzel sen de gelsene !!!
  • üniversiteden yakın zamanda mezun olmuş biri olarak net söyleyebileceğim şey: üniversite bana çok şey kattı. akademik eğitim insana bir yol sunar. bunu hocalar, dersler, kitaplar sayesinde yapar, ancak büyük iş yine sizdedir.
    okula başladığınızda siz kendi başınızasınız. her şeyin sorumluluğu üzerinizde. 17 yaşında, liseden yeni çıkmış, dershaneler sayesinde öğrenme işini tek başına yapmak zorunda kalmamış insanlar için ilk başta bir bocalama gerçekleşir. ancak derslere kendinizi verdikçe ve sadece derslerden geçmek için değil, öğrenmek için motive oldukça üniversitenin faydalarını görür, daha da seversiniz.
    üniversitede bana farkında olmasalar da yol gösteren çok değerli hocalara denk geldim. bunlardan benim için en önemlisi aykan erdemir'di. müthiş bir insan, harika bir hoca... bir diğeri ise recep boztemur. fizik bölümünden sinan kaan yerli'nin de büyük resme bakma konusundaki telkinleri oldukça önemliydi benim için.
    bu insanların, ve daha nicelerinin derslerini kendimden geçerek dinledim. bazen içimden verdiğim 'oha' tepkileri, bazen gözlerimi kocaman açarak dinlemelerim bu insanların beni mevzulara ne kadar çektiğini gösteriyor.

    evet, çok zeki biri olabilirsiniz. ama yeterince ilgi duymuyor ya da kendinizi vermiyorsanız suçu üniversitede bulmayın. orada, eğer gerçekten isterseniz, harika şeyler öğrenebileceğiniz insanlar var.
  • benim yaptığım gözlemleri paylaşmam gerekirse;

    1) üniversite ortamı öyle bilgi yüklü konuşmaların olduğu, insanların kendilerini geliştirmeleri sonucunda; übermansch seviyesine geldikleri bir yer değildir. insanların çoğu anı kurtarıp sınıf atlama peşindedir. hocalar da bunun bilincinde olduklarını için öğretmek için çok çaba sarfetmezler. genel olarak çoğu yüksek lise benzeri kurumlardır. hatta ben lisede, dershane denen kurumda bile daha iyi bir eğitim aldığımı söyleyebilirim. ayrıca; insanların çoğu beyinlerini kullanıp enerji sarfetmezler, genelde; ezberleyip bir süre sonra da unuturlar.

    2) sosyal ilişkiler konusu ise şöyledir; gruplaşmalar, tarafçı olma durumu maksimum seviyeye ulaşmıştır. bir çok grup meydana gelmiştir. beraberlik, lisedeki o sıcaklık kalmamıştır. benim gibi bazı insanlar ise; üniversite bitse de; siktir olup gitsek mantığındadır.

    yani anlayacağınız üniversite denen kurum; 21. yüzyıl içindeki en gereksiz kurum sıralamasında ilk 3'e rahat oynar.
  • her köşe başına tekel bayisi gibi üniversite açarsanız bu kadar gereksiz okuldan ve vasıfsız hocalardan dolaysıyla da vasıfsız öğrencilerden çok bişey beklemeyeceksiniz
  • ömrünün herhangi bir 4 yılında kendine katabildiklerinle eş değer üniversite yıllarında katabileceklerin. büyütmemek lazım. ne almak istersen o kadarı.