şükela:  tümü | bugün
  • enteresan diyaloglara neden olabilecek olaydır.

    birkaç gün önce çok sevdiğim bir abimden bir yaşanmış olay dinledim, onu bir şekilde aktarmam lazım sözlüğe ama nereye yazayım karar veremedim. ara tara uygun başlık bunu buldum.

    olay bir kaç yıl evvel moda'da koço restaurantda gerçekleşiyor. söz konusu 3 kişi akşam yemeği için bu mekana gidiyorlar, bu arada iş konuşacaklar. mekan gidiliyor, oturuluyor, mezeler aperatifler söyleniyor başlıyor muhabbet, arka masaya bir bey yanında bir kaç hanımla oturuyor, abimin gözü takılıyor adama " tanıyorum lan ben bu adamı ama nerden" bakışı atıyor biraz, adamdan da aynı bakış geliyor. abimin yanındaki arkadaşı da bakıyor adama o da çıkartamıyor. şimdi selam versek adını hatırlamayacağız ayıp olacak diye pek selamlaşmak da istemiyorlar. neyse zaman ilerliyor, kadehler doluyor boşalıyor, birkaç saat sonra çıkartıyor, "lan bu benim hakkari'den asker arkadaşım" diyor, "tamam lan çıkarttım" diye de seviniyor kendi kendine. lavaboya gitmek için kalktığında selam vereyim diyor, tam yanına gidecekken telefon geliyor, asker arkadaşı telefonu açıyor onla konuşurken ayağa kalkıyor el sıkışıyorlar, adam gülümsüyor falan, telefonla konuşuyor diye, sen konuş ben bi gidip geleyim hareketi yapıyor adama, adam olur diyor. şimdi bu hareketi anlatmak da zor, yapanın karşısındaki anlıyorsa sorun yok, anlamazsa bir boka benzemeyen bir hareket. neyse, adam telefona devam, bizimki tuvalete..

    beş dakika sonra dönüyor bizimki, kendi masasına oturmadan asker arkadaşının masasına gidiyor, adam ayağa kalkıyor öpüşüyorlar, "nasılsın iyiyim sen nasılsın bende iyiyim" muhabbeti oturuluyor, alkol ve ilerleyen saatin etkisi ile bizimki asker arkadaşı ile sarmaş dolaş sıcak bir muhabbetle dalıyor, " lya bak ne kadar zaman oldu görüşemedik, özlemişim seni, gördüğüm iyi oldu" tarzında, sonrası diyalog şu şekilde;

    - bizim adam
    + asker arkadaşı

    - bir saat düşündüm nereden tanıyorum seni diye, çıkartınca rahatladım vallahi..

    + sen şanslıymışsın ben hala çıkartamadım,

    - ya hakkari'de seninle birlikte askerlik yaptık biz, .... karakolunda!! (nereden tanıdığını çıkartmış olmanın verdiği güvenle)

    + yoo, ben kütahya'da hava er eğitim tugayına yaptım askerliği!!! (bizim adamın rengi bir kaç saniyeliğine gidiyor burada, sonra tekrar şimdi yakaladım moduna giriyor)

    - hah tamam o zaman, ben yıllarca oraya mal verdim , oranın kuaförlerine, büyük bir projeksiyon televizyon kazanmıştınız, demek ordan tanıyorum seni, kuaför olarak yaptın demek, işe bak yaa!!(şimdi oldu havası içerisinde)

    + yok abi, normal yaptım ben askerliği kuaför değildim!! (asker arkadaşının da renk değişiyor bizim adamın da, ikisi de çıkartmak için uğraşıyorlar ama çıkartamıyorlar)

    "vay ordan tanıyorum yok burdan tanıyosun" uğraşırlarken, samimiyet gırla, kadehler tokuşturuluyor, bizimkinin eller kollar omuzda asker arkadaşının, rahatsızlık yok ama samimiyet çok. baktılar bunlar işin içinden çıkamayacak, asker arkadaşının yanındaki bayanlardan birisi bizim adam a sesleniyor;

    + beyefendi..

    - efendim?

    + beyefendi , oyuncu emre kınay, ordan tanıyor olmayasınız?

    - (bizim adamın el kol emre kınay'ın omuzlarda iken, adını duyduktan sonra, yabancı birine yanlışlıkla sarılmış gibi kaldırılıyor, kollar koyacak yer bulunamaz bir şekilde iken) hmm, sanırım , belki de öyle..

    kalan bardaktaki yudum shot yapılıyor, rahatsızlık vermediğini umarak özür dilerken, emre kınay hiçbir şekilde rahatsız olmadığını, kendisinin de tanıyıp çıkaramadığını düşündüğünü, olayın farklı bir durum olduğunu söylüyor. bizim adam yerinden kalkınca diğer arkadaşı boşalan koltuğa geçeyim bende selam vereyim diye düşünüyor, mutlaka tanıyor çünkü, bizim adam 15 dakikadır orada oturuyor, selam vermezse ayıp olur!! yolda bizim adam çeviriyor, "gel ben sana masada anlatıcam" diyor.

    bu olayı tekrar anlattığında biz en az 15 dakika güldük buna, kendisi o olaya ne kadar gülmüştür tahmin edemiyorum.. sözünü verdim, bu olayı sözlüğe yazacağım diye...

    bu arada, emre kınay sağlam adammış, onu öğrendik..
  • bir gün kardeşimle birlikte sahilde yürüyüş yapıyoruz.
    kardeşim : aaaa şu şey değilmi neydi adı
    ben: kim ya nerde bakım
    kardeşin : abla otarafta değil şu tarafta
    ben : hani be
    kardeşim : ya ablaa baksana şurda sana bakıyo görmüyormusun adam anladı durdu bakıyo sen kendi etrafında dönüyorsun hala :)
    kısa bakışmadan sonra
    ben : hee (bkz: engin altan düzyatan) değilmi o
    ben bakınca döndü gitti adam
    hep elde edene kadar dimi :)
  • cicinho'yla el ele tutuşup halay çekmişliğim var*. malum cicinho sivasspor'da oynuyor. bir arkadaşımın düğünü var sivasspor yöneticilerinden birinin oğlu. cicinho'da düğüne gelmiş. biz halay çekiyoruz tabi. baktım bu orda dikkatli dikkatli halay çekenleri süzüyor. gittim yanına come on cici dedim. no no diyor. kalk ulan işte dedim. kolundan tuttum bunu halayın ortasına aldım beraber halay çekiyoruz. adam real madrid'de oynamış, brezilya ile dünya kupasını kaldırmış, el ele sivas halayı çekiyoruz. hayat çok garip lan.
  • karşılaşılan ünlünün, ünlülük derecesine göre verilen tepkilerin de değişiklik göstereceği durumdur.
    bağdat caddesi'nde ayda 3-4 defa naz elmas ile karşılaşınca bir süre sonra naz elmas oluyor mu sana sadece ''naz'' gidiyor mu o güzelim ''elmas''.

    erkeksen ve burak özçivit'in 2 adım yanından geçiyorsan, iplemiyorsun adamı. peh diyorsun. bu mudur yani burak özçivit diyorsun.

    lakin ortaokul yıllarında bbg murat'la karşılaşıyorsan gidip imza alıyorsun.

    ünlüyle ne zaman karşılaştığın da önem teşkil ediyor tabi bu durumda. * zira yaş ilerledikçe ünlülere olan düşkünlük de bitmiş oluyor.
  • arnıl şıvayzeneger'i ortaköy camii tuvaletinde elini yıkarken görmüştüm. (yada terminatördü...)
  • sakin bir gündüz vakti alaçatı'da otoparktan yürürken yanımızdan bir tanıdık sima ve karakteristik saç geçmekteydi. ama gudik ortamlarda birbirinden çook farklı insanlarla muhattap olmuş olan beynim adeta öç alırcasına bana türlü oyunlar oynuyordu. aile dostu mu, bostanlı pazarındaki satıcı mı, takip etmiş olduğum bir hastanın yakını mı, zaplarken denk geldiğim dizi oyuncusu mu, youtube'da yeğeniyle şarkı söyleyen amca mı, instagram fenomeni mi, kimdi, neydi?
    adam bizi selamladı. ben hipnotize şekilde saça bakmaya devam eder ve beynimle mücadele ederken arkadaşım da selamlaştı, geçtik gittik.
    meğer arkadaşım da tanımamış demeyeceğim, adam selami şahin'miş yahu. çok üzüldüm saflığıma, pek severim kendisini halbuki. bu beyinle yaşamaya alışmak sevmekten zor hakkat selami abi! saygılar!
  • karşılaştığımda umrumda değilmiş gibi davranıyorum. asla fotoğraf falan çekinmeye yeltenmiyorum, adamların zaten havalar bin beş yüz bi de ben prim yaptırmayım şuna diyorum kendi egomu tatmin ediyorum.
  • sikimde bile olmayan durum. özellikle tanımamazlıktan gelip yanından geçer giderim. bu dünya ne ünlüler gördü, hepsinin götüne pamuğu tıkayıp mezara bir güzel koydular. adam ünlüymüş, ünlüyse ünlü amk, bana mı ünlü? ekmek parasını bu şekilde kazanıyor diye çığlık çığlığa onun yanına gidip "bir fotograf çekilmek veya imzasını almak veya ona dokunmayı başarabilmek!" gibi saçma hareketleri yapmak ve bunu gidip ortamlarda anlatmak bildiğin ezikliktir.
  • erken ve hasta uyandığım bir tatil günü, zar zor kalkıp köpeğimi gezdirmeye çıkmış, canım da sıkkın ağladı ağlayacak bir haldeyken sevdiğim çok ünlü bir milletvekili ile karşılaşmak.

    parkta başka kimse yok, bir de bize gülüp selam verince neyse vekilin önünde breakdown geçirmek olmaz şimdi diyerek toparlandım. sakin bir gün oldu.