şükela:  tümü | bugün
  • orhan gencebay'ın müziğe ilk başladığında jazz ile ilgilenmiş, saxsafon çalmayıda bilir kendileri (oral sex anlamında konuşmuyorum kimse götünden anlamasın)
  • magazin programlarının vazgeçilmez atraksiyonu.
  • --- spoiler ---

    istanbul narkotik polisinin sokak satıcılarına yönelik yürüttüğü soruşturma sanat dünyasında deprem etkisi yarattı. beşiktaş ve sarıyer'deki ünlü eğlence mekanlarında 1 yıldır takip edilen ve 'torbacı' diye tabir edilen uyuşturucu satıcılarına düzenlenen operasyonda, kenan imirzalıoğlu, engin altan düzyatan, engin günaydın, sarp apak, nehir erdoğan, ilker aksum gibi isimler gözaltına alındı. mynet
    http://haber.mynet.com/…utm_source=mynet_homepage_3
    --- spoiler ---

    yukarıda ismi zikredilen ünlüler esrarkeşmiş. yeni öğrendim. *
  • stanley kubrick
    hayvanlara tabiri caiz ise aşık. hayatının bir noktasında evinde 16 kedi beslediği biliniyor. sadece bu kadar mı? kubrick ayrıca 7 golden retriever cinsi köpek ve 4 de eşek sahibi.

    leonardo da vinci
    da vinci kesinlikle uykuya düşkün biri değildi, uyumayı sevmezdi, dikkatli bir şekilde araştırmalar yapıp hakkında bilgi edindikten sonra polifazik (çok fazlı) uyku döngüsünü uygulamaya başladı. bir başka deyişle da vinci’nin uykusu 24 saate yayılan kısa süreli kestirmelerden oluşuyordu.

    wolfgang amadeus mozart
    mozart ciddi anlamda osuruk şakalarına bayılırdı! bayılırdı demek biraz hafif kalır, osuruk şakalarının müptelasıydı kendisi. öyle ki “leck mich im arsch” isminde, 6 sesin çalınmasını gerektiren bir beste dahi yapmıştı. ne anlama mı geliyor bu söz? “ardımı yala” anlamına geliyor. kısacası “mozart klasik müziğe kıçını koymuş” desek yeridir.

    salvador dali
    dali’nin yaşamı da tıpkı resimleri gibi sürreal ve eksantrik idi, ancak arabasını karnabahar ile doldurup gezintiye çıkması ve paris sokaklarında evcil karınca yiyeni ile birlikte dolaşmasının da ötesinde bir acayiplik vardı onun hayatında. dali ilham perisi ile evlenmiş ve gala isimli ilham perisini ölene dek sevmiş ve ona bir tanrıça gibi davranmıştır. ona bir şato satın almış ve onu sadece yazı yazmak istediği zamanlarda ziyaret etmiştir. yani dali ilham perisinin gelmesini beklememiş, onunla evlenip ihtiyacı olduğunda onun yanına gitmiştir.

    michalengelo
    michalengelo günlük kıyafetleri ve ayakkabılarıyla uyurdu, hatta bunları günlerce üzerinden hiç çıkarmazdı. yıkanmaktan özenle kaçınır bunun sağlık için zararlı olduğunu düşünürdü. belki de haklıydı, çünkü kendisi 89 yaşına kadar yaşadı.

    honore de balzac
    balzac bir keresinde: “kahve olmadan biri yazı yazamaz, hatta yaşayamaz bile” demiştir. balzac bu söylediklerine gerçekten inanmaktadır, çünkü yaşam iksiri olarak gördüğü kahvesinden bir yudum almadan bir dakika bile dayanamamaktadır. tahmini olarak balzac günde 50 fincan kahve içmektedir. peki bu kadar kahve içen biri nasıl uyuyabilir ki? diye düşünüyor olabilirsiniz, balzac’ın uyumayı sevdiğini kim söylüyor? kendisi gecenin 1’inde kalkıp yazmaya başlayan biri. böyle bir hayata uzun süre dayanamadı elbette kendisi 51 yaşında hayata veda etti.

    ludwig van beethoven
    beethoven katı bir disipline sahipti, her sabah mükemmel bir kahve ile güne başlamak için kendi elleriyle tam 60 adet kahve çekirdeği seçerdi. ayrıca çok fazla müzik notası yazmasının ardından yaratıcı kaslarını harekete geçirmek için kafasından aşağı buz gibi soğuk su dökerdi.

    erik satie
    önde gelen fransız bestecilerinden erik satie tuhaf bir insandı. sadece tuhaf değil, aynı zamanda benzeri olmayan bir şekilde acayipti. mesela kendisi sadece beyaz olan şeyleri yerdi, örneğin yumurta, şeker, tuz, toz haline getirilmiş kemik, hindistan cevizi, pirinç ve benzeri gıdalar. her sabah saat 7.18’de kalkar ve tam saat 12.11’de öğle yemeği yerdi. ardından 7.16’da akşam yemeğini yer ve saat 10.37 oldu mu yatağa giderdi. satie aynı zamanda bir istifçiydi, ancak özel bir istifçiydi o şemsiyeleri çok severdi, evinde 100’den fazla şemsiye vardı. son olarak erik satie özel bir dine inanırdı… kendi kurmuş olduğu bir din.

    daha fazlası için link.