şükela:  tümü | bugün
  • nermin yıldırım'ın yeni kitabı.

    roman, bu kez mizahi bir nermin yıldırım'la karşımızda ya da kendisi bu kez mizahî bir romanla huzurlarımızda.
    ben beğendim. dil; işlek, akıcı, zengin; mevzu eğlenceli...

    ------ arka kapak ------

    nermin yıldırım’dan aşka, hayallere, aklın ve kalbin cilvelerine dair, çok acıklı, pek neşeli, rengârenk bir serüven…

    "insan kalbini kaptırsa bile hiç değilse aklını korumalı!”

    size öyle bir hikâye anlatacağım ki, anlatacaklarım bittiğinde, öğrendiklerinizin bir kısmını unutmak isteyeceksiniz. heyhat, hepimiz unutmayı becerecek kadar şanslı değiliz. bazen hayatınızda tüm taşların yerli yerine oturduğunu, ömrünüzün kalanını birbirine geçmiş lego parçaları arasında sessiz sedasız tamamlayacağınızı düşünürsünüz. bu, evvela güven ve huzur duymanızı sağlar, sonra da sıkıntı. ben sıkıntı safhasındaydım.

    aşk acısıyla boğuşan feribe, acı veren tatlı hatıralarından kurtulmak için soluğu mazi imha merkezi’nde alır. ne var ki burada verilen unutma dersleri ve her hafta yapmak zorunda kaldığı ödevler, hayatını büsbütün allak bullak edecek, kahramanımız bir yandan sabık sevgilisini unutma yolunda ilerlerken bir yandan da aklının köşesinden bile geçmeyecek maceralara sürüklenecektir.

    kişisel ve toplumsal bellek ekseninde yazdığı romanlarla tanıdığımız
    nermin yıldırım’dan bu defa aşka, hayallere, aklın ve kalbin cilvelerine dair, çok acıklı, pek neşeli, rengârenk bir serüven…"

    kaynak
  • kederli bir konuda yazılmış eğlenceli bir roman. nermin yıldırım'ın dili romana da okura da şifa vermiş resmen. romandaki feribe'yle beraber siz de acınızla dalga geçerek baş etmeyi öğreniyorsunuz.

    --- spoiler ---

    "yıllarca iyi niyetlerinden şüphe duymadan dinlediğim şarkıların hepsi birlik olmuş bana onu hatırlatmaya çalışıyordu; radyoyu kapatıyordum. üzerime bir kazak geçirecek olsam, daha evvel onun yanında da giydiğimi anımsıyor; cenabet kazağı dolabın en karanlık dehlizlerine saklıyordum. neye elimi atsam, onunla ilgili bir hatıra hortluyordu; cüzzamlıya dokunmuşum gibi elimdekinden uzaklaşmaya bakıyordum. canım hiçbir şey yemek istemiyordu; yemek masasında çatal bıçak yerine sigara ve kül tablası kullanıyordum. vaktiyle sesinden dinlediğim için, kendi adım dahi bana onu hatırlatıyordu; biri ismimi seslendiğinde üzülüyordum.perişan haldeydim ve çok utanıyordum. utanıyordum, çünkü bu kadar zayıf olmayı yakışıksız buluyor, en azından kendime yakıştıramıyordum. aşk için ağlamak budalalıktı ve budalalardan müteşekkil bir halay ekibi kurulsa, mendili ka-pıp halay başı olmayı hak ettiğimi düşünüyordum. olur ol-maz yerde gözlerim sulanıyordu, kimselere görünmemek için nereye kaçacağımı şaşırıyordum. aşk acım, kâğıt mendil ve sigara baronlarını büsbütün zengin etmişti. bense akıldan, gönülden ve kilodan yana epey fakirleşmiştim."

    “aptallığın ilk şartı, öyle olmadığınıza inanmanızdır.”

    “cehennemde bile yalnız olmadığınızı bilmek güzeldir. hiçbir şey yapamazsanız ateşi paylaşırsınız.”
    --- spoiler ---
  • ara sıra ot dergisinde rast geldiğim nermin yıldırım'ın yeni çıkan kitabı.. unuttuğum ama posalarından kurtulamadığım aşk meseleleri arasında, başka aşklara yelken açmaktan kaçındığım ertelediğim istemediğim korktuğum işte ne varsa heybemde artık karşıma çıkanlardan birini seçip gerçekten mutlu olmamı isteyen güzel bir kadın arkadaşımın ısrarıyla almış bulundum. kitaba başlar başlamaz youtube açıkken nasıl olduysa müslüm gürses şarkıları çalan bir video açıldı..ilk şarkı meselem..bu benim meselem derin mesele diye başlayan hani..daha isabetli olamazdı diye düşündüm ve kitaba başladım. altı çizilecek kitaplardan olduğu besbelli. bir kitaba veya şarkıya şiire bel bağlayan müşkülpesent bir kız edasından çok, dik tuttuğum asla indirmediğim kuyruğumu patilerimin arasına alıp okumaya başlıyorum. ilerledikçe editleyeceğim.
  • son günlerde sürekli üzerine düşündüğüm kitap. bellek, unutma, hafıza dediğimiz gerçekliklerin bireysel ve toplumsal olarak nasıl biçimlendirildiğini psikolojik ve sosyolojik katmanlarıyla anlattığı için anlamlı da bir kitap. alt okumasında kapitalizm eleştirisinden, varolmaya, aşkın onulmaz acımasızlığına, evlilik meselesinden, arkadaşlık denen o bıçak sırtı alana kadar birçok noktayı bir yerde birleştirmesi nermin yıldırım 'ın ince hüneri. yaşama dair her şeyi "unutmak için hatırlamak" mesele gerçekten bu.
  • nermin yıldırım'ın dördüncü ve en taze romanı. bir yazarın kalemi, dili güçlüyse sonuç hep iyi oluyor vesselam.

    aşk bir hastalıktır evet. ondan kurtulmanın iki şekli vardır; ya aşık olduğun kişiyle birlik olup zaman içinde onunla birlikte öldürürsün aşkı, ya da tek başına kalıp o illetten bir başına kurtulmanın yollarını ararsın.

    feribe, mecburen ikinci yolu seçerek, düşe tökezleye unutma işine girişirken, bir yandan da vaziyetiyle dalga geçen," sen bu hallere düşecek kadın mıydın feribe" diye söylenip duran iç sesiyle baş etmeye çalışıyor. tabii bunu yaparken mazi imha merkezinden medet umuyor. karşısına bir surpriz gibi çıkan geçmiş yaraları ve şimdideki sorunlar da cabası…

    altı çizilesi cümlesi bol olan kitaplardan.

    - insanın kendine kaçacak pay bırakması; ille de bağlanacaksa bir yere, çürük ipler seçmesi gerektiğin bilecek kadar yaşamıştım

    - lakin aşk, insanın gözünü sadece sevdiğinin kusurlarına değil, sevebileceklerinin lütuflarına karşı da kör ediyor

    - yıllar evvelki halimle karşılaşsak, muhtemelen birbirimizi tanımazdık. ya da o, benim gibi birine dönüşmüş olmaktan utanç duyardı; ben de tek kaşımı kaldırıp onu küçümserdim. küçümsemek, sanıldığı gibi kibirle ilgili değildir; o da kadim bir ayakta kalma yöntemidir.

    - seninleyken kendimi gemisini sürpriz bir gezegene indirmiş astronot gibi hissediyordum. şimdiyse yuri gagarin gibiyim sevgilim. uzaya gittim geldim bir şey olmadı da, dünyada yaptığım uyuz bir deneme uçuşunda düşüverdim.

    - bazıları kalın zırhlarla gezmeyi sever. aşıksa umursamaz, zayıfsa güçlü, korkaksa cesur, merhametliyse acımasızmış gibi görünmek ister. sadece başkalarını değil, kendini de kandırmaya, dünyadan ve duygularından böyle korunmaya çalışır.

    ...
  • nermin yıldırım'ın akıcı, nükteli diliyle, hızlı okunan ama ismiyle de müsemma okunduktan sonra da unutulan kitap.
    yani bitirdikten sonra akılda kalıcı bir iz bırakıyor mu, okuyana bir şey katıyor mu? açıkcası hayır ama nermin yıldırım'ın sevimli dili okutturuyor işte.
  • nermin yıldırım'ın son derece berrak bir dille yazdığı son romanı... bir oturuşta okunur denen türden bir akıcılıktan söz ediyoruz burada... dün öğlen saatlerinde başladım bu akşam bitti öyle çok kısa da değil hani 312 sayfalık bir roman unutma dersleri...

    kitabın bence iki çok güçlü yanı var. birincisi yıldırım'ın satırlarına hiç zorlamasız, yapmacıksız sirayet eden, iyimser, şefkatli ve sevgi dolu dünya görüşü... naifçe bir pembe gözlüklü olma hali değil de hayatı, hayal kırıklıkları ve acılarıyla birlikte bir bütün olarak kavrayabilen bir hümanizma...

    bu yönüyle teröpatik bir roman unutma dersleri... öyle coelho'nun "oku ve aydınlan" türünden bilgelik gösterilerinden değil de doğal bir alçak gönüllülükle müsemma bir farkındalık hali var kitapta. hanidiyse yalom'ın bazı kitaplarının yaşattığı "insanlık hali" ferahlamasının bir benzerini yaratıyor bu roman. yalom bizzatihi niyet ederek teröpatik romanlar yazıyor, yıldırım'ın böyle bir niyeti var mı bilemiyoruz ama sonuç benzer...

    unutma dersleri'nin diğer bir kuvvetli yanı mizahı... oyuncu bir dil kurmak, trajik öyküleri 'hoşluklar - şakalar' yaparak anlatmak yaygın bir tercih olsa da her zaman başarılı olduğunu söylemek güç. en son ne zaman bir kitap okurken yüksek sesle güldünüz ki acaba? yıldırım'ın mizahi bu denli güçlü ve özgün kanımca...

    ama madem burası ekşi sözlük illa her şeye bir kulp takacağız elbet. romanda iki ciddi editöryal hata var; birincisi 'mazi imha merkezi'ndeki odayla ilgili, bu odaların içi zifiri karanlık önünde cam bir kısım var, camın arkası görünmüyor ama camdan odanın içi görünebiliyor??? açıkça fizik kurallarına aykırı bir durum var ortada, bir mekanın dışarıdan görülüp de içeridekinin dışarıyı görememesinin tek yolu o mekanın dışarıdan daha fazla aydınlatılmasıyla mümkün olabilir. hadi neyse bunun feribe'nin yanlış varsayımı (ya da gece görüş sistemi -niyeyse- falan) deyip geçelim... öte yandan 279. sayfadaki en uzun gece başlıklı bölüm şöyle başlıyor: "21 haziran diyenler halt etmiş, yetişkinlik hayatımın hissedilen en uzun gecesi o geceydi" bilindiği üzere 21 haziran yılın en uzun değil en kısa gecesinin yaşandığı gündür.

    bu iki hata da yazardan çok editöre ait, onu belirtmeden geçemeyeceğim. yazarlar ne temel fizik, ne temel coğrafya bilmekle mesul değildir. bu tür hatalar yaparlar, yapmakta özgürdürler. editörün görevi burada başlar, eğer editör, "ya nermin'cim o odanın içi karanlıksa dışarıdan nasıl görülecek" ya da "onu 21 haziran değil de 21 aralık yapsak ya" demeyecekse ne işe yaramaktadır gerçekten meçhul... bunlar önemli hatalar mı hiç kuşkusuz ki değil ama obsesif okurların okuma keyiflerinin daha pürüzsüz olması için editöryal çalışmanın biraz daha obsesif olmasında muhakkak yarar var. öbür baskılarda düzelir umuduyla yazmadan edemedim.

    neyse efenim son sözüm şu; unutma dersleri'ni bir çırpıda okudum çok da beğendim, şimdi unutma beni apartmanı'ndan başlayarak nermin yıldırım külliyatını tamamlamayı planlıyorum.
  • unutma dersleri kitabını önerdiğim kız arkadaşlarım okudu, erkek arkadaşlarımdan bir tanesi okumuştu. dün bir erkek arkadaşım kitabı almış, hatta aldığını kanıtlamak için fotoğrafını da çekip göndermiş. şu sıralar hayatın kırıp döktüklerini toparlamaya çalışıyor.

    -unutmak diye bir şey yok biliyorsun değil mi, dedim
    -kendimi hatırlarım belki, dedi.

    kendimizi hatırlamak için unutma dersleri ...
  • dördüncü baskıyı yapan nermin yıldırım romanı.
  • herkesin okuması gereken müthiş eğlenceli bir o kadar da güzel trajikomik bir roman. piyasada birçok kitabın yerini tutar. severim.