şükela:  tümü | bugün
  • en zekisinden en aptalına, en ineğinden en tembeline başından öğrencilik geçmiş herkesin hatırlamak istemediği, anlatıldıkça yüzünü kızartan, üzerlerine sünger çekip unutmak istediği hatıraları vardır.

    kimi uyurken akıttığı salyaları ile hocaya yakalanmıştır,

    kimi sınıfın en sessiz olduğu anda zort diye osurmuştur,

    kimi de ''öğretmenim tuvalete gidebilir miyim'' dediğinde aslında çok geç kalmıştır.

    evet, böyledir...
  • eğer sıra arkadaşınız, ''piç'' in tekiyse, büyük komplolara maruz kalmışsınızdır. dolayısıyla unutmak istenen bir çok anınız vardır ;

    buluğ çağı'nın en komik şeyleri, tartışmasız yeni terleyen bıyıklardır *. dudaklarınızın üzerindeki bu tüyler sanki dudağın bir parçası gibi durur orada. dokunmaya korkarsınız ve kesemezsiniz. işte sınıfımızdaki bütün erkeklerin ''terlemiş bıyıkları'' vardı. kimse muhabbetini yapmazdı. ''piç'' sıra arkadaşı var dedik ya, anca o yapar işte muhabbetini. bir sabah yanıma gelip ''ya ercy, şu bıyıkları keselim artık ya, hem ilk biz kesmiş oluruz ''. ''ya aslında doğru diyor, elbet kesicez'' diye düşünürken, bu sefer yeni teklifle geldi ''bu akşam sen de kes, ben de keseyim''. safım ya o akşam eve gider gitmez, büyük bir heyecanla banyonun yolunu tuttum. traş köpüğü, jilet ve ben hazırdık. traş köpüğünü güzelce sürdüm. elim titreye titreye de bıyıkları * kestim. aynaya ilk baktığım an cidden dehşete kapıldım. bu kadar dikkat çekeceğini düşünmemiştim. resmen parlıyordu dudağımın üstü. ''ya bana öyle geliyordur'' diye düşündüm ve yavaş yavaş salona gittim. şansın da böylesi, ben traş olurken komuşular gelmiş. odaya girmemle beraber bütün gözler bana döndü. ilk yorum komşudan geldi ''sıhhatler olsun'' . kızarıp bozararark geceyi bitirdim. sabah servis geldi. (bu arada servisteki tek erkek bendim.) servisteki bütün kızlar sırıtıyordu. ama sırıtmalarının kahkahaya dönmesini sağlayan, servis şoförünün ''vay ercy şimdi gerçek erkek olmuşsun'' lafıydı. zaten hiç sevmiyordum kendisini ama iyice sinir olmuştum o gün. her sabah göz açıp kapayıncaya kadar biten okul yolu bitmek bilmiyordu. keşke hiç bitmeseymiş. sınıfa girdiğim an, sabırsızlıkla beni bekleyen arkadaşların kahkahaları okulu inletti. işin ilginci ''bu akşam ikimiz de keselim şunları'' diyen ''piç'' sıra arkadaşı da gülenlerin en başındaydı ve de bıyıkları yerli yerinde duruyordu...
  • ortaokul 2. sınıftayım. 7 yıllık anadolu lisesinin orta kısmında, bacağı boyum kadar olan heriflerin arasında matematik ve fen bilgisi derslerini ingilizce görüp sınavlarda kitap açıp kopya dahi çekemeyen -sorunun yerini bile bulmak bir meseleydi- bir çocuk olarak sözel derslere olan alakam normal olarak daha yüksekti.

    aynı zamanda sınıf rehber öğretmenimiz de olan coğrafya hocamız adı yerebatasıca bizi sınav yapacak ama sınav ingilizce öğretmeninin dersinde yapılacak, ortak sınav!

    zehir gibi çalışmışım,aylardan da ramazan. oruç da tutuyorum ayıptır söylemesi. hoca sınavda iç anadolu bölgesinin haritasını vermiş, şehirleri,gölleri,dağları,bayırları vs. üzerinde gösterin demiş. tam 40 puan. birkaç da klasik soru sormuş birer,ikişer kelimlik cevapları olan.

    neyse, hafız, yaptım sınavı, gayet iyi geçti. bir müddet sonra bu hoca müsveddesi geldi sonuçları okuyacak. sıra bana geldi. sevinçle kalktım yerimden. ne de olsa 90lı bir nok alacağımdan emindim. hoca, "1" yazıyla "bir" deyiverdi. "kaçtan bir aldım hocam?" dedim. cevap, "kırktan aldın" oldu.

    nasıl olabilir? imkansız! "kağıdımı görmek istiyorum" dedim. bu noktada bir öğretmenin yapması gereken, "tamam evladım,otur, arkadaşlarının notlarını söyleyeyim, bir hata varsa düzeltiriz" demek olmalıdır. bunu dese, akabinde "ama fazla verdiysem geri alırım" dese bile razıyım.

    herif sesini çıkarmıyor, siklemiyor beni. itirazıma oturduğum yerden devam ediyorum. not okuma işi bitince "gel dayağını ye hem de kağıdını gör istersen" dedi. açıkça tehdit ediyor. gelmezsen dayak yemezsin ama kağıdı da göstermem, gelirsen ağzına sıçarım diyor!

    "hocam öldürseniz de o kağıdı göreceğim" dedim ve çıktım tahtaya. herif orucun verdiği sinirle girişti bana tabii. şimdiki gibi yok modern eğitim anlayışı, yok yapılandırmacılık, yok ben dili, pekiştireç falan yok! şamarı yeyince tahtaya çarpıp geri geliyorsun.

    neyse dayak faslı bitince aldım kağıdı elime. pezevenk sadece haritayı değerlendirmiş, diğer cevaplarıma not vermemiş.

    - nedir hocam bu cevaplar? puan vermemişsiniz? dedim.

    mavi ekran!

    adam hatasını anladı ama bir de beni sınıfın önünde dövdüğü için geri adım da atamıyor.

    -ben onları görmem! kağıdın arkasına yazacaktın cevapları. dedi. -vay amk-
    - var mı hocam bu kağıta öyle bir ifade? kaldı ki cevaplar birer ikişer kelime. neden arkaya yazayım?

    bu kez de,

    -sen kopya çektin! demez mi!
    - gördün mü hocam? yakaladın mı? sınav ayrıca başka dersteydi, nasıl çekmişim?

    yediğimiz dayak ve verdiğimiz mücadele bir halta yaramadı sonuç olarak. aldığımız 1 ile kaldık. zaten ana baba sahip çıkmıyor, ne desek, "sen haksızsındır, öğretmen haklıdır" diyorlar. ben de kimseye bişey demedim. çok sonradan öğrendi peder bey durumu, gitti konuştu, gelsin özür dilesine bağlamışlar işi.

    ben de özür mözür dilemedim. aynı gün sınıf başkanlığından da istifa ettim, o hocayı da sikime takmadım. belki yanlıştı ama haketmişti ipnetor.

    eğer bu yazıyı okuyorsan ve o günü hatırlıyorsan sevgili coğrafyacı bil ki hakkım helal değil sana. o gözlüklerine tüküreyim!
  • en iğrencine benim sahip olduğumu düşündüğüm zavallılık an(ı)larıdır.

    çocukluğum boyunca marazinin tekiydim. babannemin deyimiyle "nazik". spina bifida gibi çok nadir görülen omurilik anomalisinden tutun da, nezle, grip, sinüzite, akut bronşit veya astıma varan geniş bir yelpazedeki hastalıklar nöbetleşe uğrardı bünyeme. kısacası ya sümüklü, ya da koluna bacağına görenleri korkutan fantastik aletler takmış bir çocuktum hep.

    günlerden bir gün sıra sinüzitteyken (ilkokulda) bütün sınıfın karşısında (muhtemelen bir sözlü esnasında) nefes almakta güçlük çektiğim bir anda burnumdan böyle karikatürlerdeki konuşma balonlarına benzeyen papaz eriği rengi ve büyüklüğünde bir balon çıkmıştı. herkes günlerce güldü buna.

    ben bunu unutmak istiyorum mesela.
  • pantolon fermuarımı açık unutmam ve bunu en yakın arkadaşımın öğretmen olan annesinin fark etmesi ile yaşadığım olaydır. fakat bu olay tek değildir. baş rollerinde yine ben ve o õğretmenin olduğu küçük bir anı da öğretmenin evinde, en yakın arkadaşımın doğum gününde oldu. sesle duyulur bir şekilde içimde patalaymayan bir gaz kümesi ve açılan bir pencere de yan rollerdeydi. ne pis, ne iğrenç bir çocukmuşum. bu muyum ben allahım.
  • üniversitede büyük bir mutlulukla cikilacak olan yari yil tatiline gitmeden cok sorumlu arkadasimiz buzdolabinin fisini ceker.tabi buzdolabinda ne var ne yok bakmadan. ve sonuc olarak tatil dönüsü buzlukta kalan etlerin kurtlanmasi sonucu buzdolabinin kapagi acilmadi. zaten acip o manzarayi görmeyi kimse istemezdi. sonuc olarak buzdolabini komple attik.
  • sıfır aldigin bembeyaz arabanin üstüne asit sıçan ve boyasinda deformasyon oluşturan güvercin boku gibi hayatında bir iz bırakır ve asla unutulmaz.

    bu arada kurban olayım ne yediriyorsanız artık yedirmeyin su guvercinlere, radyoaktif atık sıçıyorlar resmen. yeşilli, beyazlı, siyahlı araba boyasini bile yerinden sökmeye muktedir kezzap gibi sıçmaya başlamış hayvanlar.

    neyse biz ögrencilik anımıza dönelim ama nolur güvercinlere uranyumlu kuş yemi yedirmeyi bırakın artık, o zamanlar mallık sanatının yardımcı erkek oyuncu dalında oscarlık performans sergilediğim dönemlerdeyim, ortopedi staj sınavında negatoskopa filmi taktim karşımda kocaman bir femur grafisi var, hoca bana ''bu hangi kemik'' diye sordu, artık nasıl bir cesaretse ''hocam bu kemik ya kol yada bacak'' dedim.hoca gayet sakin bir şekilde ''yoldan bir adam cevirsek aynı soruyu ona sorsak oda aynı cevabı verir bak deneyelim'' dedi...

    hocanın talimatiyla ortopedi servisinin temizlik işleriyle ugrasan bir abiyi koridordan sinav odasina aldım ''bu hangi kemik'' diye sordum, adam ''ben bilmem'' dedi. hoca ''bu kadar uzun bir kemik nerede olabilir mehmet bey bir tahminde bulun bakalim'' dedi, adam biraz düşündü ''o zaman ya koldur ya bacaktir hocam'' dedi. hoca amacina ulaşmıştı 35 metreden topu 90 a takan forvet gibi neşelendi, mehmet abiye 70 puan verdi tebrik etti, ''bunlar yüzünden senin de zamanini caldik kusara bakma'' dedi mehmet abiyi sinav odasindan ugurladım, geriye döndüğümde hocanın neşesinden pek bir eser kalmamıştı sınav ciddiyetini çoktan takınmıştı bana filmde bir yeri gösterdi ''bu nedir...? sınırlarını bu kalemle ciz bakalim'' dedi.

    filme epey bi' baktım kemikle alakasi olmayan vücuttan ayrik duran bi' sey. içimden amına koyim bu ne ya şimdi diye düşünüyorum ama bekledikçe iş boka sarıyor bi' yerden başlamak lazım diyerekten ''hocam bu yumuşak doku'' dedim ve kalemle sınırlarını çizmeye basladim, en azindan sinavda bi'seyi dogru yapmanin hakli gururuyla hocaya döndüm herhalde sinavi geçtim sonuçta adam benle baya bi' eğlendi diye düsünürken bir soru daha geldi ''nedir o yumuşak doku dedigin şey..? '' haydaaaa ne ki lan bu diye düşünüp duruyorum, bok var yumuşak doku dedik bilmiyorum de rahata et değil mi, yooook illa bi şey denecek, çok yakindan belli de olmuyor ne halt cizdigim şöyle iki adim geri ciktim bi baktimki bildigin yarrak çizmişim, glans penis, testisler falan hepsi yerli yerinde... ''hocam bu bacak'' dedim.

    ''aferin oğlum nerden anladin peki bunum bacak oldugunu'' dedi, artık eşeleme daha fazla degil mi ama, yooook illa nasil anladin diye israr ediyor..''hocam sınırlarını cizdigim yumusak doku penistir'' dedim bildiğin yarrak çizmişim hocam diyemiyorsun tabii, ''haliyle penis kolda olamayacagina göre bu bacaktir bu kemikte femur'' dedim. baya bi güldü falan epey bi testis gecti benle. dedim herhalde gectim artik sinavi.

    sonra gulmesi gecti falan tekrar ciddi bi hale bürünüp ''aferin dogru'' dedi, ''peki sağ bacak mi yoksa sol bacak mi..?'' dedi.

    bu soruya birazdan verecegim cevabi o kadar kendimden emin verdim ki söyledigim an sinavi gececegime yürekten inandim, hayatimda bu kadar kendinden emin bir cevap daha vermistim genel cerrahi vizitinde başima gelmeyen bok kalmamıştı, gecmisten bi ders cikar degil mi yoook illa o mallik yapilacak, ''senin hasta hangi ameliyati oldu'' dedi hoca. benim hastanın kolonda bi' sıkıntı vardi onu hatirliyorum ama dogru duzgun hazirlamamışım ki hastayı yaradana sığınıp bildigim tek ameliyat olan ''total kolektomi'' dedim, ''emin misin'' dedi...emin misin diyorsa bi halt vardir degil mi ne diye üsteliyorsun ki eşşolu eşşek...''evet eminim hocam'' dedim. tekrar emin misim deyince bi seylerin yanlış gittigini anladim ama serde erkeklik var geride dönemiyorum, belki 70 tane yatan hasta var ne bilecek anasini satayim deyip ''kesinlikle eminim hocam total kolektomi'' dedim ama lafımı bitirmeye yakın vizitin daha 30. .saniyesinde her şeyi bok ederek kendi rekorumu kırarken o an bi titreme gelmişti ama şimdi olsa gelmez, altı üstü büte kaldık yada en kötü staj tekrarı yaparız nedir yani.

    hoca bana son 1 yildir bu hastanede total kolektomi yapilmadi dedi, hic istifimi bozmadan sıçıpta sivadigim hadisenin ucuna tüyümü de dikeyim dedim o malca cevabi verdim evet yaptim bunu, ''hocam belki yarisi baska hastanede alindiysa kalan yarisi da bizde alinmistir total olmuştur'' dedim.

    valla o zaman çok tıbbi, çok felsefik ve mantikli gelmisti bu cevabim ama hoca öyle düşünmedi tabii daha sinav günü gelmeden sinavdan kalmayi basaran ilk insan oldum.

    hah iste ayni kendinden emin tavri birkaç saniye sonra bu sinavda da sergilemek üzereydim, geçmişten hiç ders almıyordum ve aynı çarka çoktan kendimi kaptırmıştım, ''hocam hangi bacak oldugunu anlamak bu şekilde mümkün degil mide fundus gazını görmemiz lazim gazın oldugu taraf soldur'' dedim. asrın tıbbi buluşunu keşfettigimi sanıp nobel tıp ödülünü alirim diye düşünürken hocanin yuzundeki saskinlik ifadesini farketmemle birlikte tum hayallerim yikildi tabii.

    o da artık iyice taşşağa vurmaya başladı herhalde ki ''mide fundus gazindan baska ne görmek istersin yavrum..?'' dedi.

    ''kalp gölgesi de olur hocam zira o da solda olur'' dedim, baya şaşırdı adam, sol testiste biraz daha aşağıda olur diye bi bilgim daha vardı oysa ki ama daha fazla bilgiye gerek duymadı hocamiz zira sağı solu nasil ayirt edecegimi bildigimi anladi herhalde ki ''tamam çikabilirsin'' dedi.

    oysa filmde righ-left diye yaziyormuş, kocaman l harfi varmiş filmin sağ üstünde ama filmi negatopkopa hayvan gibi soktugum icin ben harf falan görmedim, üst taraf komple negatoskopun içindeydi.

    sağolsun bana da temizlikci abiyle ayni notu vermiş 70 le gecirdi beni de. baska sorularda sordu tabii hepsini yukardada anlattigim gibi basariyla cevapladim elhamdülillah.

    kaderin cilvesine bakın ki şu an ortopedik cerrahi ihtisası yapan bir hekimim, hocamın kulakları çın çın çınlıyordur herhalde.

    (bkz: #29020883)
  • ölsem unutmayacağım kısa bir ortaokul anım var.

    okulum ilçenin en it kopuk dolu okullarından biri. genellemede okul 3. sü ortak sınavlarda ise okul 1.siyim. ağzım var dilim yok. tek bir küfür etmişliğim, nah işareti yapmaya cesaretim yok o derece yani. okulda müdüründen öğrencisine herkes parmakla gösteriyor.

    veli toplantısı var. pederin işi olmaz her zamanki gibi anne gitti yine. evde artist artist bekliyorum. hem sınıf öğretmenimin hem arkadaşlarımın en favorisiyim. bizimki bir geldi, ortalık kızılca kıyamet. kadın hem ağlıyor hem bağırıyor seni yetiştireceğime taş yetiştireydim diye. bizimki meğer benim sınıf diye başka bir sınıfa girmiş. o sınıfın sınıf öğretmeni bizim resim hocası. kara kalemim boyamam falan o yıllar çok kötü. adam haklı olarak 3 verip duruyor. ben de bu 3 ler yüzünden genellemede üçüncülüğe düşüp duruyorum. gururuma yediremiyorum. en son sınıf öğretmenimle konuşurken ben bunu ispiledim, adam bana çok düşük not veriyor diye. kadın da gitmiş öğretmenler odasında kavga çıkarmış. adam hepten sinirlenmiş sen beni nasıl şikayet edersin diye. o haftasonu da bu toplantı var. anneye sormuş senin oğlun kim diye, ardından vermiş küsküyü "ne biçim evlat yetiştirmişsiniz, okulun en pislik en serseri öğrencisi" diye. ya şimdi yaşadığımız olayda adam haklı ama olayı ne genelliyorsun dingil. çocuğun diğer derslerde başarılı ama resmi tırt de. kendini geliştirmek yerine beni sağa sola şikayet ediyor de işte ne bileyim. babayla zaten aramız kötü, senin yüzünden evdeki tek müttefikimi kaybettim. kadını da inandıramadım yıllarca bu başarıların tesadüf olmadığına. he şimdi karakalem çizgiromanım var. artık nasıl bir gocuntum kaldıysa.
  • bir gün yemekhanede patlıcan çıkmıştı. benimle beraber üç sap daha okuldan öğle arası kaçıp birer hamburger gömüp geri gelecektik. arka kapıya gittiğimizde kapının kapalı olduğunu gördük. imece usulü yardımlaşarak dışarı çıktık ve 45 dakikalık özgürlüğe kavuştuk.

    gel gelelim dönüşte arka kapıyı açık bulduk. duvarı da tırmanmayalım hadi girelim derken girdiğimiz anda pusuya yatmış müdür yardımcısını gördük. gözleriyle konuşuyordu. "arkanızdakine çaktırmadan arkama geçin," diyordu o açılmış kafanın altındaki gözler. neyse, geçtik arkasına sıra olduk. bizim gibi bir miktar öğrenci daha vardı.

    teker teker numaramızı alacaktı ama yalan söylemeyelim başkasının adını vermeyelim diye okul kimliklerimizden de teyit ediyordu. sıra bana geldi ve ne olduysa o anda oldu. tam kimliği çıkartırken, cüzdanla bir olmuş ve halkasının izini cüzdanımın tam ortasına bırakmış bir adet kondomu müdür yardımcısının ayaklarına düşürüverdim. sonrasında ise artık ben "hisset memati" oldum.