şükela:  tümü | bugün
  • 08:36 gibi (kimine göre sabahın körü) bir saatte tutup na buralara şiir döşeyebilen takipedilebilitesi orta-yüksek suser
  • bir entrry'si her şeyi anlatmaya yetmiş.

    tebrikler.

    #46658476
  • #50612882 bu entrysiyle adamlık dersi vermiş olan yazar.
    hiç evlenmedim lan, çocuğum da yok. ama helal olsun be, valla helal olsun.
  • gece yarısı polis çevirmesine yakalanınca, kırk yıllık "çorba parası" nı "kahve ısmarlama" ya evirmiş nezaket timsali suser. rüşvet mi teklif ediyor, polise mi yürüyor belli değil ama o nezaket karşısında emniyet genel müdürü olsa kıyamaz efendim.

    ayrıca; güzel kalpli, naif, çooook güzel bir hayatı olmasını dilediğim sevgili badimdir.
  • (bkz: antidepresan etkisi gösteren şeyler)

    cennete bile gitse orayı daha güzel yapacak insanlar vardır.
    kırmaktansa, kırılmayı tercih eden,
    maraz da doğsa merhametten vazgeçmeyen,
    sabırlı, dürüst, düzgün,
    iyi ki tanımışım, iyi ki arkadaşım olmuş diyeceğiniz insanlar... işte tüm bunlara haiz, " bu şehirde yanıma kar kalan nedir?" diye düşündüğümde, aklıma dostluğu gelen, sevgili badimdir kendisi.

    bakmayın nickinde " unutulan" falan dediğine, kimin hayatına dokunsa güzel izler bırakacak, hep tebessümle hatırlanacaktır.

    iyi ki vardır.
  • yazdıkları saygın ve rafine oldugu kadar bunları dile getirme sekli de oyle guzel bir yazar. akıl ve gonul bir guzel acılıyor okudukca ve muhabbet ettikce de fabrika ayarlarıma geri donmus gibi hissediyorum.

    insan, yasanan her olaya taraf olmadan da yorum yapabilir'in canlı kanıtı benim icin unutulan replik. anlamlı ve degerli yorumlar yaptıgını dusunerek cogu zaman acı dolu, sert, alaycı, kırıcı yorumlar okudugum eksi sozlukte, rahatsızlıgını da kaygısını da saldırganlasmadan ifade edip irdeleyebilen bir yazar bulmak o kadar degerli ki... dısarısı karanlık olsa bile, ici hep aydınlık diye dusunuyorum o yuzden.

    yazılarının samimiyeti, acıklıgı, derin analizleri, ve temiz niyetiyle benim dikkatimi cekti kendisi. muhabbetiyle de derin sulara cekti sonra, kendimden baskasına itiraf edemediklerimi bir anda ona soyleyiverirken buldum kendimi, ben bile sasırdım...

    bir de soylenen her seyi tatlı tatlı dikkate alıp yeri geldiginde sifa vermeye calısıyor, yeri geldiginde pasif-agresiflige vurmadan dobra dobra soyluyor (pek farkında degil ama ozellikle de bu tavırlarıyla ogrenmem gereken bazı seyler konusunda ornek bir rol modeli benim icin ve kendisine caktırmadan, keyifle ogreniyorum ondan).

    bir de hep kendi halinde sanki, bana oyle geliyor. hem huzunlu hem de neseli bir hali var gibi, ya da benim dusundugumden cok daha baska turlu bir sey kendisi, henuz emin degilim :)))
  • başlıkta bir entrye rastlıyorum uzun uzun diğerlerinden farklı, tatlı, dolu dolu... yazarına bir bakıyorum unutulan replik.

    her defasında da mesajlaşıyoruz entry üzerine. bir gün bana "ara sıra yolda karşılaşan mahalle arkadaşları gibiyiz" demişti. ne kadar ince, ne kadar naif :))

    bir ricam var sevgili badimden, daha çok yazmalı, bu çöplükte okumaya değer şeyler bulmak biraz zor oluyor.
  • aslında ekşi sözlükte dikkat çekecek bir başlık açıp yazmayı düşündüm ilk olarak yazacaklarımı. aklıma gelen başlık ''ekşi sözlüğün klasik eserleri çöpe atması'' gibi bir şeydi. ama sonra yazmak istediklerimi sözlük için değil, kendim ve okumak isteyen, beni seven insanlar için yazmak istediğimi, ego yapmanın bir anlamı olmadığını düşündüm. hem kendi başlığıma yazarak kendimi de ödüllendirmiş olurum. kimsenin dikkatini çekmeden, saldırmadan. amacım zaten herkesle hem fikir olmak ya da herkese meydan okumak değil. anlaşılmak ve okuduklarından sonra fikir alışverişinde bulunmak isteyecek insanlara dokunmak. ve kendim için isteğim ise, yazdıklarımdan gurur duymak.

    iletişimde olduğum badilerimden uzunca konuşabildiklerim beni anlamaya çalıştı. egom nedeniyle mi yazmak istiyorum bu entry i diye sorguladılar. ben daha çok sözlükte neden bulunduğumu sorguladım. ne tip yazılar yazdığımı ve amacımı. herkesin bir amacı var. eğlenmek, fikrini söylemek, gösteriş yapmak, sosyalleşmek... aslında bunlar hepimizin amacı ama bir çoğumuzun savunduğu ya da savunduğunu sandığı ve bazen savunayım derken yıktığı görüş ve duruş var.
    sanırım şu an yazdığım entry'i en azından kendim için yazmadan sözlükte devam edemeyeceğim. öncelikle kendimi kendime inandırmam ve kim ne derse desin kendi söylediklerimin samimiyetinden emin olmam lazım. ben yazdıklarımı ve sözlüğü ciddiye alıyorum.

    benim sözlükte olma amacım en çok ön yargının, öfke ve nefretin karşısında olmak. neredeyse tüm entry'lerimde denge isteyen ve iletişim talep eden cümleler kurmaya çalışıyorum. kendimle çeliştiğim cümleler elbette vardır ama ben çok olduğunu sanmıyorum.

    zaman zaman ihtiyaca bağlı olarak yazılarımda kadınlara değil, kadın haklarına pozitif ayrımcılık yaptım. sanırım eğer bundan sonra da yazmak istersem, pozitif ayrımcılık yapmaya yine devam edeceğim. bunun yanında eleştiri düzeyini aşan ve kişilerin kendi haklarını savunurken, karşı tarafın haklarına saldıran her cümleyi de eleştirdim. çünkü benim hayatı algılama biçimim, okuduklarım, ailem ve izlediklerim ile oluşan bir insan var ve bu tepkiyi sanırım artık otomatik olarak veriyorum. kadın hakları diye bağırdıktan sonra engelli otoparkına park eden her entry bana göre yanlış. meslek hakları diye bağırdıktan sonra inanç özgürlüğüne saldıran her entry bana göre yanlış. inanç özgürlüğü diye bağırdıktan sonra yaşam tarzına saldıran her entry bana göre yanlış. ve bu benim algım. size göre doğru olmak zorunda değil. ben kendi algımla ve aslında en çok kendim için yazıyorum. haklar konusunu algılama biçimiyle ilgili bir duruş bu.

    sözlükte karşıma çıkan yazarları anlamaya çalışıyorum. iletişim kurabildiklerime kendimce görebildiğimi düşündüğüm fotoğrafı anlatmaya çalışıyorum. öfke nin kaynağını sorgulamaya ve sorgulatmaya çalışıyorum.ve bazen girdiğim entry leri bırakıp günlerce ve saatlerce yazıştığım yazarlar oluyor. çoğu zaman öfke ve nefret gibi kavramların tepki vermek olgusuyla karıştırldığı ekseninde konuşmalar oluyor. öfkeli olmanızı anlıyorum. herkes öfkeli. ama tepki verirken öfkeli olduğumuzda gerçek sorunu tespit edemediğimiz ve asla çözümü konuşamadığımızı düşünüyorum. ben önemli biri değilim. ama içimizden birinin öfkesini absorbe ettiğimde mutlu oluyorum. yoruluyorum bazen. enerjim kalmıyor. ama dediğim gibi, sözlükte olma amacım sanırım öfkenin ve nefretin karşısında olmak.

    bu entry'i yazmama vesile olan olayların kadınlar üzerinden bana gelmesine sevindim. konu yeni gelin evleri idi ve kendimce aşağılamanın ve öfkenin karşısına dikilen bir entry yazdım. çünkü konuyu ben bu kadınları savunmak ekseninden algılamıyorum. kadın haklarını savunmak ekseninden algılıyorum ve şişşt diyorum kendimce. ne bu nefret!

    benden sonra yazıp debe'ye soktuğunuz entry ler ile aslında beni onayladınız ama farkında değilsiniz. bir entry bu kadınları içi disneyland dışı bağcılar diye ait oldukları sınıfla aşağılarken, diğer entry bu kadınların 18-20 yaşında evlendiklerini ve evlerine hiç kitap almadıklarını söyleyip küfür etti. kocasının sikine kurdele bağlamak gibi bir cümleyle üstelik. ben yeni gelin gibi programlar izlemiyorum. sizin kadar fikir sahibi değilim. eğer sizin debe ye soktuğunuz tespit doğruysa, fark ettiğiniz gibi bu kadınlar 18-20 yaşında internetten tanışıp evliliği kendi ailelerinden ve kendi sıkıcı renksiz yaşamlarından bir kurtuluş olarak görüyorlar. evlerini hep hayalini kurdukları ve belkide hiç çocuk olamamış prenses edasıyla dekore ediyorlar. evlilikleri umarım başarılı olur. kendilerine dış dünyadan ve baskıdan uzak, imkanları elverdiğince, bazen bağcılarda bir dünya kuruyorlar. ve hepimizin ihtiyaç duyduğu gösteriş ve ilgiyi, kendi yakın çevrelerine bu ucuz olduğunu fark ettiğiniz takımları instagrama taşıyarak paylaşıyorlar. biz ne yapıyoruz? aşağılıyoruz. biz ne yapıyoruz? insanların kendi özel dünyalarına girip, küfür ederek kendi evlerinde psikolojik şiddetle dövüyoruz. bu insanlar yazılarınızı görüyorlar!
    ne yaptığınızın farkında değilsiniz.
    yaptığınız şey hiç hakkınız olamayan bir alana girip ''kadınlara yönelik şiddet'' olgusunu beslemek.
    bu nasıl mı oluyor?
    öfke sadece öfkeyi çağırır.
    siz bu kadınları, kadından saymayıp nedensiz aşağıladığınız da, onlar da size tepki vermek isterken, sizi aşağılamak isterken, pembe olmayan, kitap paylaşan bohem kadınlara saldırıyor.
    az empati yapın, eşinizi seviyorsunuz. sikine kurdela bağlamak ve kitap okumamakla eleştirdiğiniz kadınların eşleri, yazılanları okuyunca öfkeye kapılmıyor mu? metroda okula giden ve elinde kitap olan kadınları aşağılamaya çalışmıyor mu?
    siz kadınları şortlu, türbanlı, pembeli, kezban diyerek bölüp aşağıladığınız sürece,
    yapılan psikolojik şiddetin boyutlarını fark etmediğiniz sürece, bu insanları özel yaşamlarından dolayı aşağılamaya hakkım yok demediğiniz sürece kadına yönelik şiddet devam edecek. acı ama gerçek bu.
    altıma yazmış adam, neden bu kadınları eleştirince kadın düşmanı oluyorum.
    çünkü eleştireyim derken kadın haklarına saldırıyorsun. gel gösterişi eleştir.
    lafı evirip çevirmek gibi argümanlarla yapıyorsunuz bunu üstelik.
    yazı yazarken kullandığımız argümanların farkında mıyız?

    biz bu davranışımızla bir çok klasik eseri yakıp çöpe attığımızın farkında değiliz!

    bu kadınları kitap okumamakla ilgili olarak eleştirmişsiniz. kitap okuma oranına baktım. çok kitap okuduğumu iddia etmeye korkarım ben. çok film izlediğimi. bunu diyemem. ama kitap okuma ve film izleme oranları ortada. ödül aldığımız filmlerin izleme oranları ortada. semih kaplanoğlu, nuri bilge ceylan veya reha erdem gibi insanların yapıtlarının gişeleri ortada. sözlüğe bakınca herkes bir derya deniz, herkes entelektüel ve herkes çok güzel semtlerde oturuyor. ama oranlara ve gişeye bakıyorum öyle değil. bence birileri yalan konuşuyor.
    acı ama gerçek bu.

    ve üzgünüm ama yeni gelinlere yaptığınız eleştiriler ile söz konusu yönetmen ve kitapları yakıp çöpe attığımızın farkında değiliz!

    eleştirdiğiniz insanları fakir olmakla aşağıladınız.

    empati yapabilirsiniz oysa. bir çoğunuz yaşadığınız yerden ve ailenizden hep hayalini kurduğunuz bir yaşam için üniversite kazandınız. bir çoğumuzun başka başka travmaları var. hepimizin izlediği yol kendince zor. sorumlu olduğumuz insanlar var. en basitinden bu insanları bağcılar diyerek dövüyorsunuz, sizin öğrenci evleriniz bebekte değil. ve bu yaklaşım sınıfçı bir yaklaşım.
    biz bu yaklaşımımızla, en saygı duyduğunuz insanları, örnek vermek gerekirse,
    yılmaz güney'i, nuri bilge ceylan'ı, tarık akan'ı, barış manço'yu ve kemal sunal' ı çöpe attığımızın farkında değiliz.

    tutarsızlığımızın farkında değiliz. ben halen sözlükte defalarca debe yaptığımız gibi,
    ''herkesin hayatına hiç kimse karışamaz'' duruşumuzu koruyorum. daha önce yazıp çizdiklerimden farklı bir şey yazıp çizmiyorum.
    kadınlara yönelik şiddet, sınıf ve eğitim düzeyi ne olursa olsun kadınlara yönelik şiddettir. psikolojik şiddet, psikolojik şiddeti doğurur. öfke, öfkeyi doğurur. ben bu zincirin bir halkası olmayacağım.

    öfke, sorunu görmemizi engeller. bizim sorunumuz bu insanlarla değil. toplumun eğitim seviyesine olan öfkemizi, ne acı ki eğitimsiz diye gördüğümüz bir kadın gurubuna el birliğiyle yapıyoruz. ve aslında bu insanları tanımadan sadece kadına şiddet olgusunu besliyoruz.

    ayrıca kimse kendisini geliştirmek, zorla kitap okumak zorunda değil. bazı insanlar kendi halinde balık tutarak yaşamak ister. bazı insanlar kendi halinde pembe bir dünya kurup prenses olmak ister. bazı insanlar cello falan öğrenip müzikle yaşamak ister. bazı insanlar kapı pencere kapatıp film izlemek ister.

    ve aslında,

    herkesin hayatına hiç kimse karışamaz.

    karıştığımız gün, kitap okumamakla eleştirdiğimiz bu insanları değil,
    bir çok klasik eseri el birliğiyle çöpe atıyoruz.

    acı ama,
    aynada görünen görüntümüz bu maalesef.

    aynı başlıkta,
    yine öfke konusunda en azından kendi başlığımda uzun entry ler yazmaya devam edeceğim.

    eleştirilere ve fikir alışverişine açığım. altıma beni aşağılamak için yazılacak hiç bir argümanı olmayan ve sadece alt etmek için yazılmış saçma kısa entry ler girecek insanlara diyecek cümlem yok.

    çünkü dediğim gibi ben, sözlükte öfkenin karşısında olmak için yazdığını düşünen, öz eleştirinin kısıma değil bütüne yapılması gerektiğini savunan ve en çok okumak isteyenler ve kendisi için yazan bir insanım.

    iyi günler dilerim.