şükela:  tümü | bugün soru sor
  • zaten askerlik anısı anlatmaya pek meyilli türk erkeği için kaçınılmaz olan anılardır.

    nöbetteki iki askerden diyarbakırlı olanına istanbullu olanının oğlum demesinden dolayı
    g3 ün ağzına mermiyi vermiş diyarbakırlı askeri istanbullu askere sıkmaması için 20 dakika ikna etmeye çalışmak

    sebep ise; istanbullunun diyarbakırlıya oğlum diye hitap etmiş olması

    altında yatan ise; diyarbakırlının aralıksız,durmaksızın, nassı oğlum la nassı oğlum senin oğlunum lan, sen benim anamı mı siktin de oğlun oldum senin yorumu.

    çok korkmuştum sıktı sıkacak diye.

    sonuç ; çavuşum sen olmasan var ya, çavuşum sen olmasan var ya...indirdiydim ha ben bunu
  • tehlikeli yerlerden geçiş eğitimi sırasında isveç oturağı yapılacaktır...
    oturak yapılırken beceremeyen devreye yardım edilir...
    bunu gören kıdemli başçavuş sana ne oluyo der...
    sonrası standart snav pozisyonu al olur...
    10 şnav çekilecek... çek...
    çek dedikçe çekilir... sayılar 3ü hiç geçmez...
    sonra komutanım isterseniz ben tek elle 10 tane çekeyim siz yorulmayın derim...
    sıkılan komutan hadi çek der...
    o kadar şnavın üstüne tek elle 10 tane şnav çekilir...
    ayağa kalkıp elleri topraktan arındırıken, beklenen cevap gelir...
    aferim, şimdi siktir git...
  • kadın sivil memurlarla beraber kahve falı bakmak.
  • yer kıbrıs, kısa dönem askeriz. aylardır sayesinde ebemizin şeyini tersten gördüğümüz denetleme gelmiş çatmış, kkk heyeti öğlen geliyor.

    adet olduğu üzere bütün bölüğü bölük garajına gözlerden ırak bir yere saklayacaklar, ancak nöbet yerlerine düzgün adam lazım. benzinlik diye tam yol üstünde, komutanla diyaloğa gayet açık bir nöbet yeri var. daha önceden de burada nöbet tutarken tek başına sabah koşusu yapan albay vb ile muhatap olunmuşluğu var. takım komutanı teğmen geliyor, sözleşmeli olduğundan 30 yaşında teğmen düşün. elimiz yüzümüz nispeten düzgün, komutan soru sorarsa cevap verebilecek kapasite olduğumuzdan aramızda aşağıdaki diyalog yaşanıyor:

    tğm: eindaclub, sen ve uzun dönemlerden ufuk'u benzinlikte bıraksak, ama kalacaksınız orada ne zaman değiştirici almaya gelir bilmem. olur mu?

    eindaclub: emredersiniz komutanım! tabi ki. (ne dicem amk adam zaten nezaket gösterip hiç olmayacak şekilde rica eder gibi emir veriyor)

    t: güzel, komutan vb önünüzde durup soru sorarsa sen önce cevaplarsın. bir sakatlık çıkmasın, sana güveniyorum.

    e: sağol!

    bu teğmen, bölük komutanı, astsubaylar ve geri kalan tüm bölük gittiler bölük garajına ve anfisine yerleştiler. piyasada kuş uçmuyor. bi biz ufuk'la nöbet yerinde ayakta dikiliyoruz. 1 saat geçti, 3 saat geçti, 5 saat geçti tık yok. tam artık hareketsizlikten ruhumuzu teslim edeceğiz birkaç land*lık bir konvoy önümüzden orta hızla geçti. durup bakan eden olmadı. biz de rahat bir nefes aldık.

    toplam 9+ saatin sonunda arkasında yeni nöbetçilerle birlikte daha eski püskü bir land geldi. pis pis sırıtarak önünmüzde durdular, noldu lan nöbet manyakları diye takıldılar. biz de görevi kazasız belasız bitirip teslim etmenin verdiği rahatlamayla atladık jipe ve koğuşlara doğru yola çıktık.

    geceyse nöbet olmadı, askerlik standartlarında güzel denebilecek bir uyku çektik.

    bu da böyle bir anımdır.
  • yer: küçükyalı

    karargah takımı koğuşunda uzun dönem asker arkadaşlarımız koğuş girişinde hemen sağdaki ranzanın alt yatağında iskambil oynamakta. şuan nerdedir naapar bilmiyorum ali rıza astsubay nam-ı diğer arıza astsubay nöbetçidir. ve arkadaşlarımız iskambillerle yakalanır. arıza astsubay kimse yerinden kalkmasın diye bağırırken arkadaşlar kağıtları ortaya atıverirler. arıza astsubay hemen fotoğrafçının gelmesini emreder ve yaklaşık 25 dk sonra düzgün kamuflajı ve elinde fotoğraf makinesi ile emredin komutanım ile selamı çakarak asker gelir. arıza astsubay "sen şunların fotoğrafını çek, siz de kağıtları elinize alın lann!" diye askerleri oyun oynama pozisyonuna tekrar sokmaya çalışırken asker arkadaşlardan birinden cılız bi ses gelir.
    - sinek as ı kimde bende sinek as ı vardı.
  • akkuyu nükleer enerji santrali'nin temel atma töreninde kolluk kuvveti olarak bizim karakoldan 7 kademeli uzman çavuş ve dört jandarma er olarak görevliyiz. terhis olmama bir ay var yok. sabah 4'te yola çıktık, iki saatlik yolculuktan sonra büyükeceli'ye vardık. bizim konuşlandığımız yer törenin olacağı yere 200-300 metre uzaklıkta ve bilmem kaç kilometre boyunca kurulan kontrol noktalarından sonuncusu. buradan geçen araçlar artık direkt tören alanına varıyor, zurnanın son deliğiyiz. dolayısıyla alay komutanından il emniyet müdürüne, en rütbelisinden en rütbesizine kadar kolluk gücü kaynıyor ortalık.

    her neyse. barikatları kurduk, noktayı oluşturduk koruma görevini ifa ediyoruz. aslında asıl işi polisler yapıyor fakat biz gariban erler ortalıkta jandarma da görünsün diye sahaya sürülmüş ve angaryaları yapıyor durumdayız. bizim 7 kademeli çavuş araçta telefondan açtığı iptv'de takılıyor, orası ayrı tabi.

    ilerleyen saatlerde ortalık kodamanlardan geçilmiyor. renkli renkli plakalı bir sürü araç geçiyor. bizimkileri geçtim ruslar falan da bayağı kalabalık olarak gelmişler. alay komutanı da bok varmış gibi bizim noktada bekliyor. bayağı diken üstündeyiz. eğer kontrol edilmeden bir aracın geçmesine müsaade etsek belamızı sikecekler. her aracı durdurmakla mükellefiz, bazı araçları durdurduğumuzda ise ne durdurduyorsun filanca devlet büyüğünün aracı o diye azar işitiyoruz. lan sabahın 4'ünden beri yolda, 6'sından beri ayakta anamız sikilmiş sen ne anlatıyon da diyemiyosun. nisan ayında mersin'in bozkırında kış kamuflajıyla saatlerce güneşin alnında ayakta beklerken insan ciddi ciddi ben niye buradayım diye bazı şeyleri sorguluyor.

    bizim ordudaki mp5'leri biliyorsunuz. jandarmaya da zaten bir sikim yaptıkları yok diye en dandikleri veriyorlar sanırım. en azından batıda. o dandiklerin içerisindeki en dandiği de şansa bakın ki bana zimmetli. silah şarjör tutmuyor. hiçbir şarjörü hem de. ama öyle bir tutmuyor ki şarjör sanki hiçbir şey yokmuş gibi sağlıklı bir şekilde oturuyor, belli bir süre sonra durup dururken düşüyor. o belli bir sürenin de belli bir periyodu yok. bazen bütün gün hiç düşmediği de oluyor. ustaya geldiğimden beri karakol komutanına, bölük komutanına, per-loj astsubayına yalvarıyorum adam gibi silah verin diye, beş ay sonra gideceksin zaten diye kimse siklemiyor.

    akkuyu'ya dönelim. saat öğleyi geçmiş, sırt kamburlaşmış, bacaklar iyice yorulmuş ve yürürken postallar ağır gelmeye başlamıştır. dandik mp5'inin başına bir boklar açacağını bilen ve sabahtan beri bir eliyle şarjörü alttan destekleyerek önlemini alan ben artık baygınlığın verdiği vurdumduymazlıkla bunu da boşvermişimdir.

    ortamı anlatıyorum. alay komutanı kontrol noktasında bir sürü yıldızı bulunan apoletli bir emniyet müdürüyle oturmakta, alanın güvenliğinden ve biz jandarmalardan sorumlu asıl kişi olan yüzbaşı ise alanda dolanmaktadır. bu sırada törenden yavaş yavaş ayrılan kodamanların araçlarıyla yine ufaktan trafik oluşmaya başlamıştır. elinde silahıyla dünya sikime minare götüme boşvermişliğiyle kendine ayrılan alanda volta atan ben ayaklarımın dibinden gelen tak diye bir ses duydum. aha dedim oğlum hüseyin, tam da şu an hayatının kilometre taşlarından birindesin. daha yerdeki çarpmayla oluşan titreşimler bitmeden başıma neyin geldiğini anladım ama yere baksam mı bakmasam mı diye tereddütteyim. yere bakmadan ani bir hareketle şarjörü alıp taksam kimse görmemiş olur mu? eğer bakarsam kaza sonucu olan bir olay olmaktan çıkarıp tamamen kişisel hata sonucu gerçekleşen bir olay olarak lanse ettirip bu durumu meşrulaştırmış olur muyum? ne alakaysa amk. hiç yere bakmadan, eğilmeden ayağımı şarjörün önüne koysam kimse fark eder mi? kimse görmemiş olsa ve yerdeki şarjörü gizlesen silahtaki koca boşluğu nasıl gizleyecen be gerizekalı? aklımdan saçma sapan şeyler geçiyor ve bu fikirleri şu şekilde eleyip, sentezleyip bir sonuca varmaya çalışıyorum. tüm bunlar 1 saniye içerisinde gerçekleşiyor tabi.

    en sonunda karar verip bir hışımla şarjörü yerden kapmamla tekrar doğrulurken gayr-ı ihtiyari olarak alay komutanıyla* göz göze gelmem bir oldu. herhalde adamla bir 3-4 saniye bakışmışızdır. spinoza'nın mutlak sonsuzluk kavramı işte bende o an anlam kazandı. gerçi bakışıyoruz ama adam bana poker face atıyor. ben de bir yandan şarjörü yerine sokmaya çalışırken bir yandan da bokunu yiyim güzel abim bakışı atıyorum. o anın verdiği salaklıkla bir de sanki uzaktan bir tanıdığı görmüş gibi hafifçe sırıtıp kafamı da yere doğru eğip selam verdim. önce düşünüp sonra eylemi gerçekleştirmem gerekirken nasıl adrenalin salgılıyorsam vücut otomatik pilota geçmiş artık, önce kaslar çalışıyor sonra beyin ne yapıyon sen amk salağı diye içten içe isyan ediyor. kendi beynim bana facepalm atıyor. alay komutanına ellerini arkada bağlamış şekilde dolaşırken tanıdığını gören köy muhtarı selamı verdim resmen. o kafayla selam hareketini yaptıktan sonra şarjörü marjörü bıraktım terhis tarihini yeniden hesaplamaya çalışıyorum. sonra baktım yüzbaşıda bir hareketlenme var, alanın etrafını dolaşarak büyük ihtimalle bana doğru geliyor. adam küsküyü elime verecek, mevzuyu gören neyse de görmeyenlere de afiş olacaz diye düşünüyorum. komutan bana doğru gelirken yılmış, bitmiş, tükenmiş olan ben vücudumun kontrolünü tekrar ele geçirdiğimde tören adım devriye atarken buldum kendimi. komutan geldi karşımda durdu, tekmili verdim (bunu elime yüzüme bulaştırmadan yaptım), nasıl gidiyor asker vb. soruları babacan bir tavırla sorduktan sonra yanımdan geçip gitmek için ilk adımını atmış ve ben artık rahatlamaya başlamıştım ki tam yanımda duraksayıp alçak bir sesle "elini ayağını sikerim doğru düzgün dur şurada" dedi ve ardından gitti... küfür yediğime bu kadar mutlu olacağımı düşünemezdim. "sadece bu kadar mı ha?" diye bağırıp adamın boynuna sarılasım geldi. arkadan tsk disiplin kanunu'nun bilmem kaçıncı fıkrasına muhalefetten savunma kağıdının gelmesini çok bekledim ama o da gelmedi. alay komutanıyla bakışırken ömrümden giden beş yılla paçayı kurtardım.* amına kodumun şarjörü 30 saniye içerisinde yedi paragraflık olay yaşattı bana anlayacağınız.