şükela:  tümü | bugün
  • 2009'un kasım ayı.
    yer: afyonkarahisar merkez.
    konum: ikmal komutanlığı kışlası 5 no'lu nöbet kulesi.
    zaman: gece 04:00-06:00 nöbeti.
    sıcaklık: -6 derece.

    sonuç:
    az kalsın aklımı kaybediyordum*, göt kemiğim bile titremişti.

    düdüt: haydaaa, olm bu başlığı ben açmadım la, başıma kalmış.
    daha ilginci ise, benim üzerimde tonlarca yazı vardı, hepsi uçmuş amk.

    neyse o zaman bir güncelleme vereyim;
    arkadaşlar ben bu yaşadığım olaydan çok sonra, 2014 yılında rusya'da çalışmaya başladım ve 3.5-4 yıl kadar orada kaldım.
    oralarda ne -20'ler, ne -42'ler gördüm. düz yolda yürürken tipi yedim, yüzüm mosmor kesildi, ayaklarımı hissedebilmek için evde yarım saat kendime masaj yapmışlığım var.
    yani şu yukarıda yazdığım -6 muhabbetine şu an "really nigga?" ifadesiyle gülümsüyorum.
    -6 çubuk kraker la benim için, çıtır çıtır yerim :)
  • genellikle "reyiz"e ithaf edilirler.
  • güneş hiç doğmayacakmış gibi hissedilen anlardır. benim için bambaşka zamanlarda, biri toledo'da diğeri perugia'da yaşanmıştır. yolda olduğumu, istediğim yerde durduğumu ve ne güzel anılar yaşadığımı filan unutturup duygusala bağlamama neden olmuştur bu üşümeler. çantamda ne varsa giydiğimi hatırlıyorum. sonra sızlanmalar, kendi kendine konuşmalar, hayali diyaloglar, ay ne kadar yalnızımlar, ay ne kadar soğuklar, ay ne kadar üşüdümler rererö. hatırlayınca bile bi' geldiler bak. bir de böyle zamanlarda yarım saat, kırk dakika filan üşürsün, bir bakarsın daha üç dakika otuz iki saniye olmuş. aman allahım. cidden bu bahsi kapatalım. o kadar dağda bayırda sabahladım. bak üzerinden onca zaman geçmiş. o iki geceyi unutamıyorum.
  • ne toledo nede paraguay'da yaşadım. etimesgut zırhlı birliklerinde tutulan nöbet'in yaşamak gibi bir anlamı var, yine de yaşamaktan duyduğum mutluluğu düşmanlarım tadına varamazlar...
  • yer => (bkz: öğrenci evi)
    hikaye =>
    (bkz: soğuktan ağlamak)
    (bkz: soğuktan çalışamamak)
    (bkz: soğuktan uyuyamamak)
    ev içinde evsizmiş gibi manto, yün bere ve eldivenlerle cenin pozisyonunda kıvrılarak dayanmaya çalışmak...
    ders çalışmanın da aksamasından dolayı bunun böyle gitmeyeceği aileye söylendiğinde "biz de yurtta çok üşürdük, yurt odasının camı kırıktı onu battaniyeyle kapatmıştık eki eki. senin camlara da tık tık tık battaniye çivilenebilir." cevabıyla kıç üstü oturmak.
    sonuç => öğrencilik hayatında bu şartlara katlanmak. ancak ilerde bir daha, mesela iş için, eş için, herhangi bir mantıklı neden için, değil bir yıl için, bir an için bile olsa sürünmemeye programlanmak.
  • geçen yıl ocak ayında eskişehir kırsalında kar mağarası içinde geçen gecenin ardından tuvalet amaçlı tulumumdan çıktığım andır bu, kar mağarasının içi eğer doğru bir kapı yapar ve kapınızı kapatırsanız sıfırın altına düşmez ancak o kar yığının içinde psikolojik olarak kendinizi buzdolabının dondurucu kısmında gibi hissediyorsunuz.
    tabi bunun keyfini size anlatamam ama linkten görebilirsiniz.
    kar mağaram
    mağaranın kapısından manzaram
    mağaranın içi ve ben
  • gazi mahallesinde kış günü yokuşta otobüsün kalması ile (dünya lideri ülkemizde kış mevsiminde kar lastiği takmayan ve bunu denetlemeyen rezil piçler yüzünden) durağa kadar yürüdüm ve herkes oradan bir otobüse binip gitti fakat benim otobüs bir türlü gelmedi. 3 4 saat bekledim sanırsam ve hesapta olmayan bir şekilde arabasız kalmıştım o yüzden otobüse bindim doğal olarak da araba var diye mont bere falan yoktu üzerimde. börekçiye sığınayım dedim cepte para kalmadı çay içe içe adam da 8 gibi kapattı kaldım dışarıda. telefonun şarjı da bitik aptal samsung s4 aletinin %20 şarjdayken kapanma huyu vardı. 3 4 saatin sonunda otobüs geldi ve ben sadece 20 dakika ısındıktan sonra o da yolda kaldı bu sefer minibüs bekleyişi başladı. neyse, eve geldiğimde sıcak duş alırken şok yaşamıştım ve duştan sonra 1 saat hareket edemedim.
  • yer => şehirler arası otobüs (varan turizm'in varan turizm olduğu yıllar. m.ö.178)
    zaman => evden uzakta okunan öğrencilik yılları
    hikaye => akşama doğru kar tipi kış kıyametin aniden çökmesi nedeniyle yolların kapanıvermesi. şehirler arası yolda başı sonu belirsiz bir kuyruk oluşması. geçen uzun saatlerin ardından şoför ve muavinlerin "aha bu gece burdayız galiba" moduna girmesi. şoförün enerji kısıtlamasına, muavinlerin erzak ve su sayımına başlaması.
    her kötü durumdan bir azgınlık çıkarmak isteyen gençliğin dışarı çıkıp kartopu oynamak istemesi. otobüsün olabildiğince sıcak kalabilmesi için mantıken açılmaması gereken kapıları açtırmaları. sürekli girip çıktıkları için kapıların kapatılamaması.
    diğer araçlardaki amcaların, teyzelerin yolculuk çıkınlarındaki kekleri börekleri çoktan lüplettikleri için aç susuz kalması. otobüs kapısına gelip sıcak su, pet şişe su, çay, çeşit çeşit meyve suyu ve kola*, kek, püskevit dilenmeye başlamaları. muavinlerin az evvel yaptıkları sayımdan arta kalan stoğu insanlara dağıtması.
    özetle kapının hiç kapatılamaması. ve mantoların, montların, eldivenlerin, ayakkabıların yetmemeye başlaması.
    sonuç => donmaya ramak kala gece geç saatlerde yolun açılması.
  • bi keresinde hava soğuktu. çok pis üşüdüm.
  • 17 şubat 2016 beşiktaş mersin idmanyurdu maçı öncesi ve sonrası. o iett otobüsü hiç gelmeyecek sandım.