şükela:  tümü | bugün
  • primer'dan tanıdığımız shane carruth'ın yeni filmi, mart 2013'de vizyona girecek imiş.
  • sundance gösterimi sonrasında çok iyi yorumlar almış. çıksa da izlesek.

    http://www.imdb.com/title/tt2084989/
  • bu seneki istanbul film festivali'nin bebeksi rakunlarından.

    carruth'tan yine doktora tezi titizliğinde bir çalışma bekliyorum.

    kaçırılıp, özel bir bitkiden hasat edilen organik madde ile beyni yıkanmış gözüken genç bir kadın; aynı işlemlere maruz kaldığı anlaşılan bir adam; mikroskobik dünya, nematodlar, bitkiler ve çiftlk hayvanlardan oluşan bir varoluş döngüsü ve birtakım safsızlıklar sunuyor pozitif bilimlerin ışığında.

    (bkz: http://film.iksv.org/tr/film/2536)
  • yönetmen röportajı: http://io9.com/…olor-explains-your-dysfun-465799671

    ve bir takım tekinsizlikler.

    bir film.

    ilm. kendin bilmektir.
  • dücane cündioğlu, sinema ve felsefe kitabında sanat konusunu ele alırken şöyle söyler: "sanatçı yapar ama yaptığını açıklayamaz. sanatçı sanatını icra ederek konuşur. dolayısıyla kendi susar, onun yerine eseri konuşur". evet durum gerçekte böyledir ama burada öne çıkan mesela bunu sanatçının bunu "nasıl yaptığı"dır. ve her sanatçıda bu farklılıklar gösterir. misal haneke aslen filozof olduğu için filmlerini felsefik yoğunlukta çeker, bu nedenle sinema dilinin ikinci plana düştüğü olur. tarkovski ise belirsizliği sever, görünmez bir bütünün parçalarını anlatır. asla bağırmaz, gözümüze sokmaz, bütünü ve çözümü muştulamaz.
    işte bu nedenle upstream color'u çok tarkovskivari bulduğumu söylemeliyim. ama bu filmin handikapı aşırı belirsizliklerden mustarip olması. müphemin benim nazarımda bir sınırı var. bir yere kadar, sonrasını sevmiyorum. upstream color da bir bütünün görünmez (demeyelim de belli belirsiz) parçalarını anlatıyor. bütünü ise bize bırakıyor, çözüm zaten hiç önermiyor.
    kendi adıma ben zaten ne bütün ne çözüm peşinde olan, sürekli parçalar peşinde koşmuş birisiyim, daha doğrusu parçalarda takılmış kalmış durumdayim. bana bir parça verin ben orada oyalanıp durayım. bütüne ya da çözüme gitmek şu fani hayatım için geçerli değil. reenkarnasyon diye bir şey varsa artık önümüzdeki maçlara bakacağız. upstream'den doyumsuz lezzet almak da anca o şartlarda mevzu bahis olabilir.
    ama emeğe saygı duruşuna geçip filme bir selam çakalım, yolumuza bakalım.
  • eğer aşırı derecede sağlam bir sinema bilginiz varsa ve metaforları leblebi gibi yiyip bitiren bir sinema arsızıysanız, film bence sizi doyurur. fakat benim gibi, film bittikten sonra aklında kalması gereken şey o koca metaforların anlamları değilde, kala kala zırto zırto şeyler kalmışsa, film hakkında bir kaç bir şey okuyup ne kadar kaliteli bir film olduğunu kavrayabiliyorsunuz zaten. *
  • (bkz: şimdi reklamlar)ücretsiz ve yasal olarak bu aralar beyazperde sinema portalı'ndan izlenebilecek film.(bkz: reklamlar bitti)
  • 2013 yılının en iyi filmlerinden biri.
    http://www.kalemsuare.com/…upstream-color-2013.html
  • anlamaya calismak, tam olarak anlayamamak ve hayatin anlamini cozdugumu sanmak ile gecen 96 dakika.
  • yine senaryonun beyin aktığı, sembolizmin bol olduğu, kurgunun tavan yaptığı bir film.

    shane carruth abimiz anlatmak istediği temel konuyu başlarında ve sonundaki gibi somut görsellere bağladığından bilim kurgu filmi gibi gözükse de bu sadece izleyiciyi kolaylaştırmak, anlatılmak isteneni sindirtmek içindir.

    --- spoiler ---

    temelinde gayet insanı ve hayat çizgisini temel alan bir konusu var.

    gel gelelim semboliklere,

    başta, gördüğümüzde "müslüman" diye algılayacağımız bir tipin, kadının tüm hayatını, her şeyini sıfırlamasıyla başlıyor. ve bazı şeyleri ihtiyaç, bazı şeyleri görev edindirerek bir kitap okutuyor. burada o sembolik sömürücü ve görevlendirici tanrı, kadın ise kuldur. kadının herşeyi sıfırlandıktan sonra tekrar hayata salınması reankarnasyonla yeni bir hayata geçişidir. bunun da standart bir hayat ve bilinçle doğuşu domuz çiftliğinde oluyor. yani çiftlik, sınırlarla dolu standart bir yaşam bilinci. domuzlar da bu standartlar içinde yaşayan insanlar. senarist burada ayrı ayrı gösterip seyircinin anlamamasından korktuğu için bilimsel bir bağ kurdurtmuş.

    adam ve kadın standart bir sıfır bilinç ve ufukla hayatlarını sürerken -bunları sadece adem ile havva olarak da nitelendirilir ama fazla felsefik sembolizm olur- belli bir zaman sonra kadın yaşamını sorgular, eski hatıralarını, bilincini yoklar. bu domuz bakıcısını rahatsız eder ve rahatsız eden domuzları kaderin yolundan kendi akışına bırakır. işte burada adam ile kadın bir arayış içerisindedir. sürekli eski şeyleri kendi doğruları kabul eder ama aslında ikisininde doğrusu değildir.

    uzatmadan sona geleyim, kadın sonunda kendini keşfeder, bilinçlenir ve standartları, "kaderini" öldürür. bu onun için ve çevresi için aydınlanma olur. domuz çiftliğini yeniden inşa edip bakım yaparak kendi istediği şekilde kaderini çizer. ve bu tanrının hoşuna gitmez.

    genel olarak mesele bu. ince ayrıntılara girecek olursak, havuzdan taş çıkımı, kitabın tekrarlarca yazıp zincir hale getirimi, ofisten ayrılırken dağıttığı kağıtları toplayan arka plandaki adamlar bile hayatta,dinimizde, inançlarda bir şeyleri temsil ediyor.
    --- spoiler ---

    senin beynini öpeyim shane carruth