şükela:  tümü | bugün
  • diğer adı infiltration olan ve girilmesi yasak veya hoş karşılanmayan yerlere girme olayına verilen ad. örneğin elektrik santralleri, tüneller, fabrikalar..

    hayvan eğlence ve adrenalin.
  • amerikalilarin onlem dunyasindaki karsiliklari: no trespassing, no loitering.
  • ilk olarak stumbleupon'da rastgele zap yaparken haberdar olduğum, girilmesi yasak tünellere, fabrikalara ya da terkedilmiş, abandone olmuş yerlere girmek, araştırmakla ilgili bi alt-kültür, hobi ve biraz da macera olayı.

    terkedilmiş, abandone olmuş hastaneleri, okulları, fabrikaları, endüstriyel kompleksleri vs. araştırmak, görmekle birlikte post-endüstriyel modern şehirlerde yaşıyoruz ama şehirde yaşamamızı sağlayan şehrin altyapısını oluşturan bizim gibi şehrin bi parçası olan görmediğimiz yerleri, görmemiz yasaklanan yerleri, tıkıldığımız yaşam alanı dışındaki yerleri niye görmeyelim, keşfetmeyelim? gibi bi anlayışa sahiptir. yüksek yerlerden düşmek, göçük gibi çeşitli sebeplerden yaralanma, zehirli gaz solunumu, tutuklanmak gibi riskleri vardır. ölenler de olmuştur urban exploration sırasında. fransa'da paris'in yeraltı mağaraları ve yer altında bulunan katakomblar urban explorer'ların favori mekanları arasındadır.
  • (bkz: ue)
  • terkedilmis yerleri kesfetmeye verilen ad. mekanlari bulmasi oldukca zor, ama olaya kendinizi verince ilginc seyler bulabiliyorsunuz.
    mesela 50 senelik mektuplar, eski bir piyano.
  • "trespassing" (başkasının mülküne izinsiz girme) olarak değerlendirilse dahi amaç, masumane bir şekilde keşfe çıkmak olduğundan gerçek anlamdaki haneye tecavüz anlamına gelmez.
  • bundan daha keyif verici çok az şey vardır benim için bu hayatta. terkedilmiş endüstriyel tesisler favorim. maalesef türkiye gibi bir coğrafyada terkedilmiş mekanlar sıvalarına kadar yağmalandığı için terkedildiği gibi yıllanmış tefrişli yapı bulmak çok zor. terkedilmiş evlerde ise favorim sandalye ve perdeler. kırık pencere camından süzülen ışıkla loş bir ortam harika foto verir. en iyi malzemeler halkın erişimine yasak olan mekanlar verir. bir nebze daha fazla yağmalanmamış ortamlara erişim yasak olduğu için siz de elinizi kolunuzu sallayarak giremezsiniz. bu işin zevk veren kısmı da zorlukla girilmesi zaten. ya güvenliğe yakalanmayacaksınız ya da adama yalvaracaksınız içeri girebilmek için.

    bu işin ilk kuralı güvenlik. elbette terkedilmiş mekanda ne ile karşılaşacağınızı önceden kestiremezsiniz. içerde sizi tinerci, sokak hayvanı ya da daha korkunç şeyler karşılayabilir. (orası sizin hayal gücünüze kalmış. ortam i am legend olmasın yeter. çok kez aklıma gelip geriliyorum)

    ikinci kural iş güvenliği gibi. bastığınız yere dikkat etmek, çok karanlık yerlerde fener kullanmak, kolunuza başınıza dikkat etmek, sağı solu fazla kurcalamamak. (endüstriyel tesislerdeki zehirli atıklar vb. tahmin edemeyeceğiniz zararlar verebilir)

    üçüncü kural hız ve hafiflik. malum amacımız, bilmediğimiz ortamları keşfedip olabildiğince hızlı ve başarılı bir şekilde fotoğraf çekmek. bu yüzden ben rahat kıyafetleri tercih ederim. kolay zıplamak, tırmanmak ya da dar mekanlardan rahatça geçebilmek için. emin olmadığınız yerlerde tripot kurup fotoğraf makinesi ile çalışmak risk. o yüzden cep telefonları büyük kurtarıcı. yanıma aldığım tek fazlalık fish eye, telefona takılan mandal lensler. inanılmaz fark yaratıyor eğer yeteneğiniz de varsa fotoğrafa. hız demişken bazen öyle mekanlar oluyor ki, korkudan bir kaç saniye kalıp çıktığım mekanlar oldu. çektiğim fotoğraflara da güvenli bir yere geçip kontrol ediyorum.

    urban explorer hacısı olmanın yolu çernobil'den geçiyor arkadaşlar. ben gitmeye cesaret edemedim. hala radyasyon seviyesi yüksek. her yerinde aynı seviyede olmasa da radyasyon, ben de o g*t yok sayın okur. benim dedem hacı modunda takılıyorum.
  • ortaokul çağlarında arkadaşımla **** bir bölgenin tellerinden geçip, tele yakın depo gibi bir yapının üstüne çıkmışlığımız var. tam o sırada bölgeye özel bir aracın yakından geçtiğini farketmemizle az daha altımıza kaçırıyorduk. boylu boyunca deponun üstüne uzandık. araç geçtikten sonra da kaçarcasına inip tellerden çıktık. yapının üstünde dışarıdan atıldığını zannettiğimiz kalem, çakmak vb birkaç ganimet toplamıştık. şehrin içinde değildi ama uzak ta değildi. bir çeşit urban exploration idi.