şükela:  tümü | bugün
  • bu ara dikkatimi çeken ve tüm adayların sadece başlık olarak kullandığı ama elimizdeki her şeyin satılmış ve ekonominin bok yoluna gittiği, borç batağındaki bir ülke halindeyken bunu nasıl yapacaklar kimse adam gibi açıklamıyor. fabrikalar kuracağız falan ama bunu hangi ekonomik koşulları sağlayarak yapacağız. bilen bilgi versin.
  • zaten bunları bilenler okumadan geçsin, yeni bir şey yok. ama bu konudaki cehalet o kadar yakıcı halde ki, bir allahın kulunu şeytan dürter de bakarsa diye bunlar da sözlüğün bir köşesinde dursun istedim.

    çok yanlış anlaşılan mefhum. türkiye ekonomisi konuşulurken, lafın sonunu ü-r-e-t-m-i-y-o-r-u-z diye bağlayıp, ufka dalan bir cins peydah oldu. üretim deyince nedense herkesin aklına ağır sanayii, gün batımında ağır ağır kalkan trenler, endüstriyel eleklerde titreyerek akan kumlar filan geliyor. benim de tüylerim her duyduğumda diken diken oluyor. ne yapacaksınız, bu çağda milleti çalışma kamplarında üretim bantlarına mı zincirleyeceksiniz?

    bir ekonominin tüm üretimi üç ana başlık altında ele alınır, hizmet, mallar ve tarım. tarihin bu evresinde, bir ülke ekonomisinin tüm üretiminin içinde bunların arasındaki dağılım aynı sırayla aşağı yukarı 70/25/5 şeklinde gerçekleşiyor. gelişmiş ekonomilerde hizmet sektörünün toplam üretimdeki payı %70 ve üstündeyken, gelişmekte olan ülkelerde bu oran %40'lara kadar geriliyor. yine gelişmiş ülkelerde en yüksek orana almanya'da sahip olan mal üretimi, ancak katma değeri yüksek olan yüksek teknoloji ürünü mallar olarak gerçekleşiyor. türkiye'de ise bu oranlar, 61/32/7. bunu bir adım daha açarak, hizmet sektörünün ne anlama geldiğini açıklamak da faydalı olabilir. hizmet sektörü üretimi, üretimin sonucunda bir sahiplik ilişkisi doğurmayan, alınıp satılacak bir metanın ortaya çıkmadığı üretim demek. yani günün sonunda ticaret dediğimiz pratik temelde bir malın üretimi ve alınıp satılmasıyla ilgili ama bir de bunun optimizasyonu var. mesela sonuçta araba alınıp satılıyor ama o araba son kullanıcıya ulaşana kadar, arabanın materyal girdilerinin çok ötesinde bir fikri girdi gerçekleşiyor. tasarım çalışmaları yapılıyor, akıllı sistemler geliştiriliyor, finans hizmeti sağlanıyor, nakit akışı planlanıyor, araba, fabrika vs. sigortalanıyor ve daha neler neler. bu çabaların hepsi kaynakları daha akıllıca kullanarak, daha verimli (daha az yakıt tüketen, daha az finansman gideri olan, daha az arıza çıkartan, daha konforlu) bir araba yapmaya dönük çabanın eseridir. sonuçta da daha verimli ve karlı bir ekonomi oluşmasını sağlar.

    2018 yılının türkiye'sinde fabrikalar kurarak ekonomik kalkınma sağlamayı planlamak saçma sapan bir fikirdir. hele hele konu ekonomi olunca, "biz tarım ülkesiydik, tarımı bitirdiler tarımı*, samanı ithal ediyoruz" diye, işportadan alınma ezberlerle ampır ampır konuşan arkadaşlara katlanmakta çok zorlanıyorum. öncelikle bitirmek ne demek? "bizi bitiremeyecekler bünyamin abi, biz onları bitireceğiz" tarzı bir bitirmek mi? bitmeyi neden arabesk bir bağlamda kişisel bir sorun gibi algılıyoruz? sorun samanı, ya da bir başka malı ithal edip etmememiz değil, sorun dış ticaret açığı veriyor olmamız. dış ticaret açığı veriyor olmamızın sebebi mal üretimimizin düşüklüğü değil, toplam üretimimizin göreli düşüklüğü ve ürettiğimizden fazla tüketiyor olmamız. buna çare olarak saman yetiştirmeyi önermek kadar anlamsız bir şey olamaz.

    türkiye ekonomisinin temel sorunu, hizmet sektörünün üretimdeki payının toplam içindeki düşüklüğü, daha genel olarak hizmet sektöründe yeterince anlamlı ve ihraç etmeye değer bir üretim gerçekleştiremiyor olmamız. bunun da fabrika eksikliği ve saman ithalatıyla ilgisi yok. bunun tek sebebi nitelikli iş gücü eksikliği. özetle üniversitelerimizin üniversite olmaması. bunu söylemek kulağa diğerleri kadar çekici gelmiyor olabilir ama ne yazık ki vaziyet bundan ibaret. bu konuda geri kalan her şey, nitelikli ara eleman eksikliği, fabrika eksikliği, saman ithalatı ne yazık ki laf-ı güzaf. eğitim sisteminde kapsamlı, tutarlı ve sonuçları ölçülebilir bir reform öngörmeyen hiçbir kalkınma teorisinin türkiye'ye gerçek anlamda katkı sağlama şansı yok. katma değer üretmeden bu ekonominin kalkınma şansı yok. eldeki malzemeyle katma değer üretme şansı da yok. a) katma değer üretebilen insan yetiştirmek zorundayız. b)bunlar yetişene kadar, takribi yirmi sene açlıktan ölmeden hayatta kalmayı başarmalıyız. konu bundan ibaret.

    katma değer üretecek insanı yetiştirecek insanı nasıl yetiştireceğiz? a) üniversitelere idari tam bağımsızlık tanıyacağız b) ya ödeneklerini aşamalı olarak uluslararası yayın performanslarına bağlayarak teşvik yaratacağız ya da hepsini özelleştireceğiz ve gelirleri isim ve başarılarına bağlı hale gelecek ama her halükarda bir şekilde daha iyi olmaları için teşvik yaratacağız c) üniversiteleri vasıfsız öğrenci işgalinden kurtarmak için anlamlı bir ara öğretim politikası uygulayacağız.
  • tamam kabul üretelim hatta üretiyoruz da hanginiz üretilen ürünleri tercih ediyorsunuz. yahu üretim denen şey hammadde girdileri ile oluyor, petrol ülkesi değili ve dolarla almak zorundasın diyor siyonistler. önce siyonizmi yok etmezsek butün dunya bu orospu cocugu kapital sermayenin kölesi oluruz. birbirimizi yeriz.
  • duyduğumda tansiyonumun düştüğü bir tabir. üretim ekonomisi lafından tiksindiğim kadar hiçbir şeyden tiksinmiyorum. ülkede otoyolla birbirine bağlı şehir sayısı beş filan, ''parayı betona gömenler fabrika yapmadılar!!!'' filan diyor bunlar da.

    olum üretim ekonomisi olman için önce beton lazım. önce betona gömeceksin parayı. büyük şehirlerini otoyollarla, hızlı tren ağlarıyla öreceksin. ördün mü? milyonluk şehirlerine yüzlerce kilometre raylı sistem, metro yapacaksın. yaptın mı; hava & deniz limanlarını, gerekli enerji altyapısını bitirdin mi? devletini dijital olarak dönüştürdün mü, haberleşme ağını, internetini, 5g'sini filan kurdun mu?

    ancak ondan sonra ''üretim ekonomisi'' denen naneye geçebilirsin ki, bu da öyle vestel'in kurduğu tv üretim tesisi gibi olmaz. yani dangalaklık bunlar. netflix meselâ ne üretiyor da türkiye'nin bist100'ü kadar piyasa değeri var adamın...

    türkiye'de söylendiği zaman muhatabını dolu bir şeyler söylediğine inandıran fakat aslında hiçbir şey anlatmayan bazı kavramlar vardır. üretim ekonomisi lafı da onlardan biri. hiçbir şey anlatmıyor, ne üreteceğini, nasıl üreteceğini filan anlatmıyor. istersen saman üret yani. ötekisi de şey, ''yapısal reform''. gel yap bakalım yapısal yapısal reformunu. neyi nasıl yapacaksın filan hiçbir şey söylemesen de yapısal reform deyince dinleyicilerin gözleri filan doluyor. mankafa herifler.
  • siz dua ezberleyen, cahil köktendincilere kanmayın tek ekonomi şeklidir.

    ilk insandan bu yana mevcuttur. ekonomi papaz kaçtı oyunu degildir veya müzik bittiğinde boş kalan sandelyeyi nasıl kapacaksın oyunu değildir. ekonomik büyüme bilginin artmasının ve yayılmasının sonucudur. üretmenin ve ekonominin temeli bilgidir, beton değildir. vahiy ile gelmez çaba gerektirir.
  • atatürk tarafından bir ortadoğu ülkesinde denenmiş ve başarısız olmuştur. din afyonu ile çürümüş, fakirliğe alıştırılmış, rızk şükür anlayışıyla ömür geçiren hiçbir ortadoğu ülkesinde de uygulanmamaktadır.
  • küçük bir iç anadolu şehrinin devasa fabrikaları bulunan bir osb’sinde çalışıyorum. bir şehir hatta sınır komşusu ikinci şehir buradaki dört beş fabrikaya emanet. binlerce insan akın akın üç vardiya halinde geliyor buradan ekmek yiyor. yüzlerce ailenin evine ekmek giriyor. normalde umurunuzda olmayacak zerre siklemeyeceğiniz 5-10 liralık bir şey üretiyoruz. ama onu üretebilmek için binden fazla insan 24 saat kesintisiz uğraş veriyor.

    sadece mavi yakalı işçiler değil onlarca beyaz yakalı da uğraş veriyor buradan ekmek yiyor. sonra bir de fabrikalara hizmet eden servisçiler var. bize yemek getiren şirketler var. hammaddemizi ve malımızı taşıyan tırcılar var. osb’nin yolunu suyunu elektriğini düzenleyenler var. paramızı saklayan bankalar var. çayımızı kahvemizi şekerimizi aldığımız toptancılar var. fabrikaları kuran inşaatçılar var. malımızı kontrol eden bağımsız şirketler var. tüm bunların yakıtını veren benzinciler var. hepsinden vergi alan devlet var. işte o normalde sikinizde olmayacak 5-10 liralık ürünü üretmek iki şehre ekmek veriyor. düşünün bir de bambaşka şeyler ürettiğimizi. üretim karın doyurur.
  • (bkz: #81376187)
  • sen şimdi onu boşver, ben sana bol acılı bilanço makyajı vereyim mi?
  • 12 eylül döneminde komünistlerin açık adreslerini gazeteden servis eden sahte bayrakçı kontrgerilla ajanı vatan partisi ileri gelenleri tarafından kapitalizme alternatifmiş gibi öne sürülen ancak gerçekte kaptalizmin bir varyantı olmaktan öteye gidemeyen ekonomi politikası doktrininin başlığıdır. özeti şudur: "üretime yönelmek, yerli üreticiyi gümrüklerle korumak, sanayiciyi ve tarımı desteklemek, iç pazarı genişletmek, paranın giriş çıkışını denetlemek, özetle karma ekonomiye geçmek"

    özel mülkiyetin doğası gereği o fabrika sahibi, o küçük patronlar başkalarını fazla çalıştırıp elde ettikleri kârları çalışmadan, lüks içinde yaşadıkları hayatları için kullanmaya devam edeceklerine göre, halkın vergileriyle bu asalakları desteklemenin üretime geçmiştekinden farklı anlamda bir katkısı olmayacaktır. üretim araçlarında özel mülkiyetin olduğu bir yerde gelir eşit dağılmaz, bu da ekonomik büyümenin yaratacağı gelir artışından herkesin eşit pay alamayacağı anlamına gelir, iç pazarın gelişmesi de kapitalizmin piyasa başarısızlığı olgusunun devam ettiği, büyüme süreci içerisinde alt gelir grubunun yavaş yavaş tüketimden dıştalandığı bir ortamı yaratır, bu da er ya da geç, tıpkı şimdi olduğu gibi iç piyasada yavaş yavaş malların satılamamaya başladığı bir evreye gelinmesine yol açar, bu da klasik anlamda canlanmadan sonra gelen durgunluk ve kriz aşamasından başka birşey değildir.

    ayrıca ülkemiz yakın tarihi göstermiştir ki, büyüme için gerekli olan yüksek teknoloji ürünü yatırım mallarının ve nitelikli ara mallarının üretiminde gelişmiş emperyalist ülkelerden ithalata mahkum olan bu ülkenin yerli sanayicileri, hiçbir zaman kendi kârlarını ve lüks yaşamlarını bir kenara itip yeni teknolojiler geliştirme yolunda para harcamamışlar, bunun yerine küresel tekellerin ortaklıklarını tercih etmişlerdir. bu politikanın sonuçları 1960 ihtilalinden sonra denenmiş ve görülmüş, yerli burjuvazi askerler tarafından kendisine verilen ödevleri yerine getirmemiştir.

    halkını, ülkesini, yurdunu gerçekten seven her insan, geçmişte denenip başarısız olmuş kapitalizm deneyimlerini, birilerini zengin etmek için yeniden gündeme getirmek yerine, fabrikaların, tarlaların, üretim ve değişim araçlarının, iktidarın halkın elinde olduğu bir düzeni, üretim hedeflerinin halkın katılımıyla belirlendiği, geçmişteki deneyimlerden, yeni tekniklerden yararlanan ve hatalardan ders alan nitelikte bir sosyalist planlama anlayışını çözüm olarak ortaya koymalıdır.

    (bkz: ülkeyi kurtaracak ekonomik çıkış yolu)