şükela:  tümü | bugün
  • osmanlı'nın son dönemlerinde ingiltere'nin istanbul büyükelçiliği'nde “ticari ataşe” olarak görevli david urquhart'ın ülke ekonomisi dışa bağımlı hale gelsin diye çalışırken nasıl islamı överek kendisine yol açtığını anlatmış bugünkü yazısında soner yalçın.

    senelerdir ülkenin toprağını madenini, cumhuriyetin kurduğu fabrikaları ve kamu yatırımlarını peşkeh çeken; neo liberal ekonomi politikalarıyla ülkeyi bir sömürge haline getiren sağ partilerin ve politikacıların islam aşığı dindar halleri sizce de tesadüf mü?

    dini duyguları, seçimleri ve aklı okşandıkça kendisini teslim etmekte hiç beis görmeyen bir toplumun islamı övüp ülkeyi sömürgeye çevirenler yerine ne olduğunu bile bilmeden marks'a, sosyalizme ve komünizme düşman olmaları sizce de çok cahilce ve acıklı bir durum değil mi?

    bugünkü yazısında erdoğan başkan olsun diye her şeyi yapan bahçeliyi eleştiren gazeteciler için "marks artığı" diyen mhpli kafayı anlatmış soner yalçın. cahillikten ekonomi politiğe kadar da açımlamış yazısını.

    yaptığı bir alıntıyla birlikte şunu soruyor soner yalçın: aslında kim kimin artığı?
    “en çok inandığımız şeyler, en az bildiklerinizdir!” (montaigne)

    yazının tam metni şöyle:

    --- alıntı ---

    marks artığı gazeteciler!

    “artık” ne demek?
    bir şeyden artan, kalan bölüm.
    korkusuz gazetesinden ümit zileli ve milliyet gazetesinden mehmet tezkan; devlet bahçeli'yi başkanlık sistemine geçişte erdoğan'a destek vermekle eleştirdi.
    mhp yönetimi öfke kustu. mhp genel başkan yardımcısı semih yalçın dedi ki:
    “kamuoyunda dikkatlerden kaçmamaktadır ki, devlet bahçeli ve mhp aleyhtarlığı konusunda özellikle medyada başı çekenlerin çoğu, eski marksist dünya görüşünün artıklarından oluşmaktadır.”
    sormalıyım: mhp'liler marks'ın dünya görüşünü biliyor mu? çünkü…
    partililerin bir ezberleri var ve yıllardır bunu tekrarlayıp duruyorlar! örneğin…
    sovyetler birliği yıkılınca marksizm'in de yıkıldığını sanıyorlar! oysa sovyetler birliği'ndeki “merkezileşmiş sosyalist ekonomi” teorisi, marks'ta yoktur!
    marks, sadece kapitalizmi eleştirdi; sosyalizmin, ekonomik kurumlarıyla ilgili; yani nasıl bir iktisadi sistem kurulacağına dair özgül açıklamalar yapmadı. keza…
    sosyalizm denince akla gelen merkezileşmiş ekonominin teorisyeni ise solcu bile değildi; asker kökenli italyan iktisatçı prof. dr. enrico barone (1859-1924) idi!
    yani…
    mhp'liler, marks'ı hiç ilgisi olmadığı bu pratik üzerinden değerlendirmeye devam ediyor. o nedenle “marks artığı” deyimini kullanıyorlar.
    ne diyor montaigne:
    “en çok inandığımız şeyler, en az bildiklerinizdir!”
    insan sormadan edemiyor; adında “milliyetçi” kavramı olan bu parti, küresel kapitalizmi eleştirmiyor mu? dokuz ışık, küresel kapitalizmi reddetmiyor muydu? unuttular mı acaba?
    geliniz… size meselenin başka yönünü anlatayım…

    doğu sorunu
    türk ordusu'nun kuzey suriye'de ilerleyişi sürüyor. en son dabık kasabası alındı.
    ayrıca…
    türk ordusu'nun musul operasyonu'nda yer alıp almayacağını dünya konuşuyor.
    sadece bizde değil; “doğu sorunu” dünyanın gündeminde.
    ve bu sorun, 19'uncu yüzyılda da gündemdeydi. bu nedenle…
    “doğu sorunu” marks'ın da ilgisini çekti; 1853 yılı itibariyle -köleliğe karşı çıkan- new york daily tribune gazetesinde konuyla ilgili çok sayıda makale yazdı. osmanlı üzerinde çok durdu. öyle ki, kırım savaşı'nda kars'ın rusların eline nasıl geçtiği konusunda dört ayrı makalede yazdı! zaten osmanlıca öğrenmeye başlamıştı. (fakat, “kapital” kitabını bitirmeyip yeni dil öğrenmeye başlaması -çalışma arkadaşı- engels'i kızdırdı ve marks kendi kaynaklarından da osmanlı'yı tanımayı ileri bir zamana bıraktı. ömrü yetmedi.)
    marks bilim insanıydı.
    avrupa'da egemen “kutsal ittifak”ın, türk ve osmanlı düşmanı önyargılardan kurtulamadığını; neredeyse osmanlı'ya karşı savaşan her koyun hırsızının bir kurtuluş savaşçısı gibi sunulduğunu yazdı.
    marks'a göre, osmanlı devleti, tanzimat'ı başaramamıştı. küresel kapitalizm osmanlı'nın sanayileşmesine engel oluyordu.
    keza marks'a göre, osmanlı çöküşten ancak tüm din ve inançları eşit kılacak laik bir hukuk sistemi kurarak kurtulabilirdi.
    tebaadan eşit-özgür vatandaşlığa geçip feodalizmi tasfiye edeceğine güvendiği mithat paşa'nın “devrim” yapmasını bekliyordu!
    aksi halde neler olacağını da açık açık belirtti:
    “küresel kapitalizm, avrupa kıtasını altüst edecektir; türkler devrimci tavır almazlarsa parçalanıp anadolu'ya hapsedilecekler.”
    marks bu tespitleri yazarken
    osmanlı münevverleri marks'ı tanımıyordu bile! aynen bugün mhp'lilerin bilmediği gibi!.. marks'ı bilmemek-tanımamak neye mal oluyor; bir örnekle anlatayım…

    kim kimin artığı?
    ulusal pazarı, küresel kapitalizme karşı koruması gereken milliyetçi partinin, inatla marks'ı anlamak istemediği dillerinden/jargonlarından anlaşılıyor. görüyoruz ki…
    bunlar marks'ın, büyük ve merkezi ulusal devletlerden yana olduğunu bilmemektedir. oysa…
    marks; ulusal pazar ekonomilerinin, feodalizmi tasfiye etmesini tarihi bir ilerleme olarak değerlendirip -almanya örneğinde olduğu gibi- hep destekledi.
    osmanlı ulusal pazarının kimler tarafından nasıl küresel kapitalizme açıldığını, makalelerinde ve “kapital” kitabında yazdı. burada bir isme çok yer verdi: david urquhart!
    marks o yıllarda nasıl osmanlı sistemi üzerine düşünüyor ise, ingiltere'nin istanbul büyükelçiliği'nde “ticari ataşe” olarak görevli urquhart da “çalışıyordu!”
    kuşkusuz iki zıt kutuptular; marks küresel kapitalizmin osmanlı'daki hegemonya arayışına karşı çıkarken; urquhart ingiliz kapitalizminin elçiliğini yapıyordu.
    urquhart, moniteur ottoman'daki yazılarında diyordu ki:
    – osmanlı eski ekonomi ve maliye uygulamalarını tarihin çöp sepetine atmalı;
    – özellikle ticaret tekellerini ve iç gümrükleri kaldırmalı;
    – dış ticareti hemen serbest bırakmalı;
    – tabii gümrükleri çok düşük tutmalıydı.
    yani… osmanlı pazarı kayıtsız şartsız ingilizlere açılmalıydı. osmanlı hazinesi ancak bu şartlarda dış borç bularak kendini toparlayabilirdi! (bu aynı büyük oyun bu ülkede hiç bitmedi.)
    urquhart, salt ekonomi yazılarıyla etkili olamayacağını biliyordu; islamiyet'i yücelten makaleler de yazmaya başladı. bu tür övgü yazıları müslümanları mest etmeye yetti. hele… urquhart'ın rusya düşmanlığı istanbul'da güven kazanmasına sebep oldu.
    sonuçta…
    osmanlı -sonunu getirecek-, ingiltere ile ticaret antlaşması'na 1838'de imza koydu. vakanüvis ahmet lütfi efendi'ye göre bu antlaşmayla; “memalik-i mahrusa'da (osmanlı devleti'nde) hurdefuruşluğa (en küçük ticarete) kadar ecnebiler iştirak eyledi. sanayi dahiliye bütün bütün mahv-ü muattal oldu (çöktü) ve emtiayı efrenciye (yabancı mallar) revaç bulurak nükud-u mevcudumuz (mevcut paramız)avrupa'ya çekilip gitmeye başladı.”
    bir yanda marks…
    diğer yanda urquhart…
    bu toprakların yararı-iyiliği için kim çalıştı ve kim osmanlı'yı yok etmek için görev yaptı?
    bakınız… marks'ın artığı olmaz. ama urquhart artıklarını hâlâ görüyoruz sağda-solda!..

    --- alıntı ---