şükela:  tümü | bugün
  • en meşhuru diego forlan'dır. bunun harici ekşi sözlük dışında da tanıdığım iyi kalpli, samimi yazar
  • bir sözlük yazarı. hep yazıcam en son artık yazayım dedim buraya da;
    her nickini gördüğümde aklıma "enzo francescoli uriarte" yi getiriyor nedense. haliyle insan eskileri hatırlamış oluyor.
  • 30+ yaş için uruguaylı golcüdeki tek çağrışım: diego forlan
  • bu hesap aslında yakın bir dostumun arkadaşının hesabı idi. mümkün mertebe tanım dışı olan subjektif şeyleri temizledim. hani çelişkili falan bir şey denk gelirse trollükten değil gözden kaçmıştır. yani hesabın asıl sahibini şahsen tanımıyorum.

    yıllar evvel, ilk açıldığı dönemde bir sözlük hesabım vardı. çok eski yazarlardan, hala da yazan bir ahbabımın önerisi üzerine açmıştım. sonra yıllarca kullanmadım. son 4-5 aydır falan yazıyorum açıkçası.

    herhangi bir konuda uzmanlığım yok. en iyi bildiğim şeyde bile uzman değilim. yalnız neyi bilmediğimi iyi bilirim, kimden ne öğrenebileceğimi de iyi sezerim. bir ajandam yok. varmak istediğim bir yer yok. kurnazım ama kurnazlık yapmıyorum. katı vicdani hallerim var. belki de doğayla özdeşmeyen bir insani hassasiyetim var. uzun vadede kendimi de kurban ettiğim. tabii bu da mahiyetini bilemeyeceğimiz bir durum. neyi biliyoruz ki...

    sınırlı alanlarda belli başlı gerçekler var. bana göre sözlükte yazmak en iyi ihtimalle nadas. ama çoğunlukla kompleks, kayıp, acz ve haya kırıklığıyla ilintili. hani romantik komedilerin statik sonu vardır ya. insanlar çoğunlukla bu şekilde bakar her şeye.

    nasıl bir yapım varsa, her niyeti, her öyküyü, dahil olduğum, olmadığım her duyguyu, tadı, kokuyu, vaziyeti, kurguyu, fikri, örüntü okuyabiliyorum. bunların kökenlerini, bağlantı yerlerini, diğerleriyle reaksiyonlarını, dönüşümlerini duyumsayabiliyorum. aklım bu kaosun içinde misafir terliği misali geziyor. sherlock'lar, mentalist'ler, nostradamus'lar yanımda okul çocuğu gibi kalır. yalnız sefalet konusunda da tam tersi. kayıp, ruhsuz, saçma ve bezdirici yaşama ilüzyonunu olanca haliyle kabullendim. rol de yapıyorum asya mitlerinde tersini canlandıran hayali hayvanlar misali. faust'u geçeli çok oldu. bence insanın konuşması için en doğru zaman konuşacak takati kalmadığı zaman. hele anlattıklarınızın bir anlamı olmadığını bilmek inanılmaz özgürleştirici bir duygu.

    hiçbir bok olmamanın rahatlatıcı bir duygusu var. garip bir çelebilik ve bilgelik geliyor acz ve cahilliği kabullendiğinde. tek bir tuz zerresi dahi üzerinde imtiyazım, iktidarım yok. hafif bir meltem misali geçip, gidiyorum.
  • senelerdir çözemediğim yakın dostumdur. illuminati, tapınak şövalyesi, mason locası, cia, kahtalı mıçı, seri katil, teorik fizikçi, rahip, dublör, işportacı istediğini söyle hiç birisi oturmaz bu adamın üzerine ama sanki hepsidir aynı zamanda. uzaylı tanımının hakkını verecek dünya gözüyle tanıdığım tek kişi.

    snowden’la vodka içen, david lynch’le sergilere katılan, dünya çapındaki mankenlerle aşk yaşamış, pavyonda garsonluk, kumarhanede güvenlik yapmış bir tip düşünün. tayland’da, norveç’te bahis oynanan dövüşlere katılıp, kırık kaburgayla yurda dönüp esenler’de işporta tezgahı açan adam. balıkçıda içerken tanınmış mafya babalarıyla 40 yıllık ahbap gibi selamlaşan, telefonda game boy advanced emülatörü ile pokemon oynayan bir adam. dahası sinsi gibi asla fotoğraf çektirme alışkanlığı olmayan, bir anda ortalıktan kaybolan, cep telefonundaki tüm numaraları ezbere bilen fil hafızalı bir ucube.

    çok tehlikeli adam çok. ne yaptığını, ne ettiğini asla anlatmaz, sordukça söyler, o da işine geldiğinde. çünkü bir çok şeyi anlatmadığını biliyorum. büyük manipülatör ve de ultra gazör. salon beyefendisinden palyaçoluğa iki saniyede geçebilir. senelerdir sözünü etmediği halde, fikriniz olmadığı halde alakasız bir mekanda akıl alıcı bir şekilde piyano çalabilir, israil’lilerle, japonlarla kendi dillerinde konuştuğunu hayretle seyrettim. "anime seyrederken kaptım japoncayı, israilliler’e bildiğim sözcükleri salladım" falan dedi ama bariz yalan. el yazısı 7 yaşında bir çocuğunki gibidir. gördüğü bir şeyi karakalemle kusursuz çizer ancak aklından bişey çizdiğinde yine çocuk hamlığında çıkar. antik yunan’dan girdiği muhabbeti kimsenin seyretmediği boktan bir yerli diziye bağlayabilir.

    bazen dünyanın en klas adamı diye düşünürsünüz ama beş dakika sonra sanki bu düşüncenizi okumuş gibi iğrenç ve basit bir şey yapıp öyle bir tiksindirir ki cinnah travestileri bunun yanında richard clayderman gibi kalır. bir de bu adamın garip huylarından biri mahalledeki bakkala ayrı isim, yemek yediği restorana ayrı isim, iş yaptığı forkliftçiye, taksiciye ayrı isim vermesi, dahası bir yerlerden topladığı sıradan mesleklere, kişilere ait kartvizitleri kendininmiş gibi alakasız yerlere dağıtması. zır deli keranacı :) zaten tebdil-i mekan düsturuna inandığından iki senede bir taşınır.

    dahi ve denyo sözcüklerinin hakkını veren, asosyal, hasta ruhlu, kuvvetle muhtemel uzaylılar tarafından insan ruhunun derinliklerini okumak için simülasyonun dışından yollanmış mahlukattır. teorim ise şu, çoğunlukla yalnız geçirdiği vakitlerde çok ciddi bir şekilde lisan, edebiyat, spor gibi şeyler üzerinde ciddi etüd yapıp, dışarıda o sekansları sunarak bir nevi tiyatro oynuyor. bunu da bir amaç uğruna değil kişisel zevki için stand up tadında yapıyor. ayrıca entry'lerini okumaktan da deli gibi keyif alıyorum.
  • sabahları entrilerini okumadan güne başlayamadığım über yazar. bu boktan klişeye can ve kan* verebilecek kadar iyi yazar, düşün artık.

    bir takım kültürel adalar var. buralarda kültür sanki mümkün olanın aksine kendi içine kapalı tutarlı bir bütüne ermiş gibi yapıyor. bu biraz da o kültürün doğduğu yaşam tarzının ne sunabildiğiyle ilgili bir şey. mesela esnaflık. yapılacak muhabbetinden, edilecek küfrüne, çıkarılacak ibretinden, anlatılacak hikayesine a'dan z'ye tanımlı kodlu bir hayat tarzı. yavan gelir, bilgece gelir, orasında değilim ama içinde bir ömür geçer, geçirenler var. ha keza mesela 90'lar kadıköy'ü, kaybedenler kulübü, lodos, sex, drugs ve bukowski. bu da öyle, burada da bir ömür geçirmeye çalışanlar oldu. ha keza, akademi, ulus baker'cilik, böyle de ömür geçirenler mevcut. taraftarlık, ayanlık vs. gidiyor böyle.

    üstad kaşif. hayatını bütün adaları keşfe adamış. hayatımın hikayesini yazacak.
  • kendini rahatsız eden ergenlerden mesaj almak istemiyorsa bana kimler mesaj gönderebilir ayarını takip ettiklerim olarak değiştirmesi gereken güzel yazar.
  • kendisine mesaj atılamıyor.
    bana ulaşabilir ise çok sevinirim.
  • iyi yazıyor.
  • varos cocugu oldugu iddiasinda. varosta edebiyat dersine perihan magden mi giriyordu acaba?

    su sitede yazilarini okumaktan en cok keyif aldigim yazarlardan biri*. yazmaya devam et lutfen ustadim.