şükela:  tümü | bugün
  • kendisine dogru gideriken bir yagmurun aldigi belki de tek semt
  • ismini roma imparatorluğu döneminde orada inşa edilen scutarion sarayının isim kökeni scutari'den alıyornuş. o ise rum muhafızların kullandığı scutum denen kalkanların yapımında kullanılan tabaklanmış hayvan derisine deniyormuş. scutarion sarayı istanbul'un fethiyle birlikte yıkılmış birkaç defa yerine başka binalar yapılmış. artık yokmuş.
  • hayatinda uskudara gitmemis malaklarin chpnin yuksek oy aldigina sasirdigi ilce.

    acibadem, validebag, altunizade, cengelkoy, vanikoy, selimiye, cicekci, küçüksu, icadiye mahalleleri geleneksel olarak chp secmenidir. buralarin kadikoy ahalisinden cok da farki yoktur.
  • muhafazakarların değil, benim gibi allahsızların da çok sevdiği ilçe. istanbul'un yaşanılacak ender yerlerinden biri. gönlümde birinci.

    öncelikle her yöne ulaşımın en rahat olduğu ilçe olduğu gerçeği su götürmez. haliç'teki bir çok yere, eminönü, karaköy, kabataş, beşiktaş ve kadıköy'e ulaşım bu denli rahat olamaz. üstelik bir çok insan trafikte felç geçirirken, bir üsküdarlı için seyahat çoğu zaman zevkli bir şey. vapurlarda çay içip yolculuk yapmak gibisi yok. hele fatih'e kadar giden haliç vapuru'na insan sırf gezmek için bile binebilir. canınızın sıkıldığı bir akşam, alırsınız kitabınızı vapura binersiniz ve vapurdan hiç inmeden güzel bir haliç turu yapmış olursunuz.

    üsküdar'ın camileri sultan ahmet'tekilerin heybetine yanaşamaz ancak zerafette son derece iddialılardır. taş döşeli avlularda oturmak bile insanı son derece mutlu kılar. her köşe başında bir tarihi camii görürsünüz. kimi yerlerinde adeta geçmişe yolculuk edersiniz. öyle değişmemiş, öyle pastel renkli sokakları vardır. adlar da çok cafcaflıdır.

    üsküdar'ın doğancılar-salacak ve kuzguncuk-çengelköy hattı yaşamak için istanbul'daki en güzel yerlerdendir. kentte toplumsal taban da bir hayli farkeder. örneğin doğancılar-salacak-çiçekçi-selimiye chp tabanının yoğun yaşadığı yerdir. çamlıca-mimar sinan gibi muhitler ise daha çok muhafazakar insanların rağbet ettiği muhitlerdir. bu iki kesimin ortasında oldukça karışık bir popülasyon var.

    kentin hemen hemen bütün mahallelerinin bodrum katlarında kürtler oturur. bazı sokaklar adeta onların yaşam alanıdır. romanların yaşadığı selamsız artık adıyamanlıların da rağbet ettiği bir yerdir. kavgası gürültüsü eksik olmaz.

    üsküdar'ın sahilleri istanbul'un manzara olarak en güzel sahilleridir. özellikle harem-üsküdar yolu.

    bir de küçük çaycılar ve sokak kahveleri açısından en iddialı ilçe olduğunu düşünüyorum. özellikle belediye'nin hemen arkasında kalan, palmiye ağacının altındaki çaycılar hem ucuzdur, hem dehşetli güzel yerlerdir kitap okumak için.

    çarşısında herşeyi rahatlıkla bulabilirsiniz ve iddia edildiği gibi "mahalle baskısı" ile karşılaşmadım. birçok farklı muhitinde yaşamış bir insan olarak. herkes kendi halindedir. girenime çıkanıma bugüne kadar laf geldiğini işitmedim. ha bu arada beşiktaş üsküdar'ın yanına bile yaklaşamaz. o kalabalık, dar sokaklı, ve inanılmaz pahalı şehrin yanında üsküdar inci gibi parıldar.
  • her gün başka bir yönüyle, sokağıyla, sürpriziyle kendini sevdiren, bence istanbul'un tartışmasız en yaşanılası ve en güzel ilçesi.

    * bir ilçe düşünün ki nakkaştepe, kuzguncuk, çengelköy, beylerbeyi, vaniköy, kandilli, kısıklı, altunizade, bağlarbaşı, selimiye, zeynep kamil gibi her biri birbirinden kadim semtlere ev sahipliği yapsın. hele boğaz hattı resmen rüya takım gibi. boğaz hattındaki her semti için ayrı şarkılar şiirler yazılır. fazla anlatmaya gerek yok. mutlaka beylerbeyi küçüksu arasını yürüyün.

    * dikine yapılaşma yoktur. genel yapılaşma bitişik nizam 3-4 katlı 50-60 senelik betonarme yapılardan mütevellittir. son yıllarda ilçenin dokusunu bozmayacak şekilde yeni binalar da bu eski binaların içinde boy göstermeye başlamıştır. yine hemen her semtinde eski ahşap yapılar tek tük de olsa vardır. kabul etmek gerekir ki bu 50 senelik binalar şehircilik açısından hoş değildir, öte yandan az katlı olmaları ve yıllardır varlıklarını sürdürmeleri üsküdar'a bir istikrar katmaktadır. yıllar sonra bile hemen her şeyi yerli yerinde bulabildiğiniz bir yerdir üsküdar. bu da nostalji seven bünyeler için geçmişleriyle olan bağın devamını sağlar. geçmişle olan bu bağ aslında sizi üsküdar'a da bağlar. yeniyle eskinin harmanlanması çok iyidir üsküdar'da.

    * eski osmanlı havasını en çok alabileceğiniz yerlerden biridir istanbul genelinde. eski camiler, külliyeler, konaklar.. her şeyin olabildiğince modernleştiği, özünü kaybettiği bir çağda sizi her daim 1800'lerin sonu 1900'lerin başına götürme potansiyeli vardır.

    * ulaşımını, konumunu ve bir ilçe değil aslında istanbul eyaletinin büyük bir şehiri olduğunu söylemeye gerek dahi yok. 500 metre mesafe içinde aklınıza gelen her türlü ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz.

    eksilere gelelim:

    * otopark sorunu had safhadadır. bu zaten istanbul'un tüm merkezi ilçelerinin sorunudur. bunun dışında boğaz kenarındaki ve çamlıca tarafındaki koruları saymazsak, semt içlerinde yeşil alan yok gibidir. 200 metrekarelik yerleri park diye yuttururlar ve güldürürler. olması gerekenden 2 kat fazla insan yaşar. ha buna rağmen nasıl bu kadar sessiz bir yerdir ve huzur verir bunu da anlamak güçtür.

    * her ne kadar tarihi yapıları ve salaş hanları bir miktar görüntüyü kurtarsa da, merkez sahil kısmı tam bir keşmekeş ve zevksizlik abidesidir, gidip zevkle oturulabilecek pek fazla yer yoktur. onun için de soluğu her daim kuzguncuk'ta alırım.
    ha yine de facia bir yer olarak da gözünüzde canlandırmayın. üsküdar çok daha iyisini hak ediyor yoksa o meydan bu haliyle bile türkiye standartlarının üstündedir :)

    yüz katlı binalardan oluşan siteler ve ruhu ve geçmişi olmayan samimiyetsiz semtlerin yanında, üsküdar halen özünü korumakta ve moderniteye karşı olabildiğince baş kaldırmaktadır. klişe ama gerçekten ruhu var üsküdar'ın. her gün her sokağında bunu duyumsamak insanı hayata bağlıyor. kısacası seviyoruz merkez ;)
  • batılı seyyahların üsküdar hakkında yazdıklarını okuyup biraz zaman yolculuğu yapalım. üsküdar o vakitler ölüleriyle, yani mezarlıklarıyla tanınıyor. bir nevi nekropolis. ölüler ülkesi. tabii zahiren ölüler. şimdi de öyle ya, ölüsü de bol, dirisi de.

    istanbul'un en çok mezarlıklarını sevmiş olan gerard de nerval 1843'deki seyahatinde aktarıyor: "üsküdar'ın uzaktan beliren mavimsi dağlarına, mezarlığının porsuk ağaçlarının dizili bulunduğu uzun yollarına ve servilerine bakarken lord byron'ın şu cümlesi aklıma geldi: ey üsküdar! beyaz evlerin, paylaşılmamış bir sevgi gibi binlerce mezara hâkim; bu mezarların üstünde, yaprakları sonsuz bir yasın izini taşıyan ince, koyu renkte, her zaman yeşil ağaçlar görülür."

    1857'de baronne durand de fontmagne, "her mânâsıyla şarkın bir köşesi olarak kalmış bu eski semtte iki ayrı dünya yaşıyor; ölüler âlemi ile hiçbir ihtirası olmaksızın yalnızca ölümü bekleyen diriler âlemi. bu tepede derin bir sükûnet var. mezarlıkları uçsuz bucaksız. uzaktan bakınca, büyük bir çam ve servi ormanı gibi görünüyor."

    20. asrın öncü mimarlarından le corbusier, 24 yaşında çıktığı doğu gezisinde bursa'ya kadar uzanmış ve istanbul'un yerel mimarisine hayran kalmıştır. daha 1911'de "tozuna bile dokunulamaz" dediği istanbul'un mezarlıkları hakkında konuşurken üsküdar'ı "toz ve unutulmuşlukla örtülü bir kabristan" olarak niteliyor. dikkat edelim, bir mimar gözüyle bu toza dahi dokunulmamasını istiyor.

    "istanbul mezarlar altına gömülü. insanlar seviyor mezarları... konstantinopolis ıssız bir yer, evler yapılıyor, ağaçlar dikiliyor, geriye kalan yere de insanlar ölülerini gömüyorlar. mezarlar sokaklara kadar giriyor, ağaçların dalları altına, camilerin çevresinde hazirelerine yerleşiyor; padişahlar büyük türbelerde yatıyorlar; mavi devedikenleri yetişiyor bu toprakta... türk'ün hayatı cami ile başlar, konuşmadan tütün içilen kahvelere uğrayıp mezarlıkta son bulur."

    anlaşılan türk, yerleşik hayata geçmiş görünse de, ölümle dip dibe, kol kola yaşayan "sessiz" bir medeniyet inşasıyla derûnunda göçebe olmayı sürdürmüştür. hâlâ üsküdar'ın mavimsi dağlarını görebilenler, derin kanyonlarında bu temayülün yankısı da işitebilirler.
  • 'üsküdar çok muhafazakar bir şehir, orada mahalle baskısı var" haberini beşiktaşlı emlakçılar yayıyor. bilginiz olsun! 1+1, doğalgaz sobalı bodrum kata bin 500 lira isteyen bu kesim, üsküdar'da ara katlarda, doğalgaz kombili 2+1 evlerin aynı fiyata sahip olduğunu, ulaşımın da beşiktaş'tan hiç farklı olmadığını bildiğinden üsküdar'ımı karalıyor.

    oysa ki ne demiş şahir,

    bu şehr-i üsküdar ki her mevsim bahardır,
    yek pare sengine tüm beşiktaş mülkü fedadır...
  • bir yanımın nefret ettiği, bir yanımın gönülden sevdiği yer.

    epey uzun süre ataköy, iki sene de kadıköy merkezde oturduktan sonra, epeyce bir süredir son durağım. lakin adımımı attığımdan beri derdi gücü yakamı bırakmadı.

    bir kere 24 saat olmasa bile epeyce geç vakitlere kadar açık olan marketleriyle (24 saat olanı da var ayrıca) kadıköyden buraya gelince afalladım. arkadaş ne tok esnafı vardır şu üsküdarın! ramazan kısmına hiç girmeksizin gece açık tekel bulmak için iki mahalle en az yürümelisiniz. bulursanız emin olun ki şanslısınız.
    sonra her gece sabaha yakın saatlerde bir derdi olur bu üsküdarın.

    ya elektriği, ya adsl i, ya kablolusu bir haltı muhakkak kesilir. hayır her semtte olur da arkadaş her gece mi olur? şu an mesela yarım saattir elektrikler kesik. netbookta kalan şarj ve mobile connection siki olmasa ne internet ara ne bağlantı. dün de adsl kesikti mesela. daha kötüsü sinirlenseniz de kanıksıyorsunuz zamanla. alışmak kadar kötüsü var mı?

    komşusu da tuhaftır bu üsküdarın. nispeten semtin merkezinde değil kadıköye yakın kalması ve "sanatçılar sokağı" diye ünlenmiş bir yerde otursanız dahi evinize giren çıkanı sayarlar. gelen tamircinin bile hesabını kaydederler deftere. girdiğiniz, çıktığınız saati bilir, uzun saçlı erkek arkadaşlarınıza zibidi muamelesi yapıp saldırmaya kalkarlar. susarsanız tepenize binerler. siktir çekerseniz kendi meşreplerince cevap verirler. bilmezler ki bazilarinin siktir'i cok kuvvetlidir.

    eve gireniniz çıkanınız çoksa eviniz genelev damgası yer. sessiz olduğunuzda sizi evde yok zannedip sizi çekiştirirler. küfür, kafir, gıybet havada uçuşur ama beş vakit namazlarını eksik etmezler.elbette beş parmağın beşi bir değil muhakkak pırlanta gibi insanları da vardır ama bana denkleyenler kör talihim, nedense hep öyleler.

    sonra über süper bir belediyesi vardır üsküdarın. içinde bulunduğumuz yelloz sıcaklarında dahi çöpü 3 günde bir alır. 3 gün boyunca çöpünüzle yaşar, onunla iyi geçinmeye çalışırsınız. belediyeye defalarca mail atıp gerekirse parasıyla almak için varil, konteyner gibi bir çözüm istersiniz. ihtiyaç tespit edilmemiştir derler, hem de 6 ay sonra.
    tabi ya, ne gerek vardır ki? kokalımdır, çürüyelimdir. seçimlerden önce belediye bir poşet türk kahvesi dağıtsındır, alayı oy versindir.

    ve fakat;

    beri yandan şahane insanlar vardır üsküdar'da. camın önünde öylesine dalıp gitmişken vapurlara, meftun abisi çıkıverir yolun köşesinden. elinde sarılı bir ufak rakısı, terasında demlenmeye gider. selamını sabahını eksik etmez. her seferinde can ı gönülden sorar. "kardeşim var mı bir ihtiyacın?"

    durgun bir yaz akşamı karşı çapraz evden trt 4 yayınına halt yedirecek bir koro sesi duyulur. muzaffer amca yine yaşdaşları toplamış meşke dalmıştır. musiki aşığıdır muzaffer amca. tatlı tatlı dinlersiniz, bazen eşlik ederek.

    hele yüksel ablası. yüksel çağlayan. gazinoların eski uvertürü, o muhteşem kadın. başına ne geldiyse bir tarihte, o tarihte kırmış yüksel abla contaları. o tarihte kalmış. kelebek pembe ruju, uzun kedi göz sürmeleri. çok sevdiği, aşık olduğu ismet. ah o ismet. onun devrinde kalmıştır yüksel abla. hep ismet i anlatır. fotoğraflarını gösterir. kırık, mırık keyifli kadındır.

    paranız çıkışmadığında, boşver sonra verirsin diyen mahalle içi bakkalları vardır hala. ertesi gün geleceğinizi bilip sigara, kola stoğunuzu zamanlıca yapan. sevdiğiniz çikolatayı aradığınızda bulun diye getirir sırf. elinizi attığınızda her şeyi bulduğunuz migroslara, tansaşlara benzemeyen bir keyiftir. her gün hatır sora sora aynı kişiden ekmek almak, başka keyiftir.

    sonra sinir bozacak denli güzel sokak kedileri vardır üsküdar'ın. yolunuz düşerse dikkat edin, nadiren yakınlaşsalar da genelde bir abide gibi dikilir bir duvarın köşesine süzerler sizi. asabınız bozulur, sevmek, dokunmak, hatta göbeciğine dalmak istersiniz ama uzaktır onlar ve öylesine güzel. bak yan apartmanın duvarında duruyor şimdi bir tanesi. çağırsam gelmez ama gözlerini bana dikmiş bakıyor. nasıl güzel...

    velhasıl üsküdar,
    sevgili gibisin.
    yoran bazen, bazen zamanı durduran.
    hep kavga edilen ama bir öpücükle unutulan...
  • kuzguncuk, selimiye, salacak, aziz mahmut hüdayi, ahmediye, altunizade, acıbadem gibi semtleri hiçe sayarak ümraniye benzetmesi yapılan ilçe. biraz sağınıza solunuza bakın arkadaşlar. öyle tahlil yapın
  • istanbul'a güneş buradan doğar, üsküdar mührimah sultan camiinin iki minaresi arasından..
    aynı anda da edirnekapı'daki mihrimah sultan camiinin minareleri arasından batar ay..
    ve mihrimah ay ve güneş demektir..
    ve hele bu aylarda en güzel haliyle şahit olunur, bu gözler şahit..

    rivayet odur ki bu iki külliyenin mimarı, mimar başı koca sinan aşık imiş padişah kızı sultan mihrimah'a. hiç dile düşürmemiş aşkını, amma hesab etmiş ayla güneşin doğuşunu ve batışını ve o hesaba göre ikisini de kendi seçtiği mevkiilerde inşaa etmiiş eserlerini.
    hiç dile düşürmediği aşkını istanbulun iki yakasında güneşin doğup ayın battığı noktalarda ölümsüzleştirmiş, zamansızlaştırmış da şimdi o topraklarda ne öyle aşk kalmış ne de öyle aşık..