şükela:  tümü | bugün
  • black mirror 4. sezon 1. bölümünün adı.

    --- spoiler ---

    öncelikle bölümü çok beğendiğimi söyleyeyim. bir ara belki uzunca bir inceleme yazarım. ama şunu belirtmesem olmaz ;

    uss callister mürettebatının kaptana yaptığı iltifatlar, yapmacık tavırları filan bana feci şekilde adnan hocanın kediciklerini anımsattı.

    harika bir karar kaptanım.
    son derece cesur bir seçim kaptanım maşallah.
    gözlerinin güzelliği doyulmaz inşallah.

    --- spoiler ---
  • bir psikolog olarak çok beğendiğim dizi bölümüdür. şizoid kişilik bozukluğunun iç dünyasının bu kadar güzel anlatımına rastlamamıştım. bu bölümde resmedilen robert daly, şizoid iç dünyasında narsisistik ve sadistik fantezilerini yaşayan omnipotent (tümgüçlü) birisi iken, dış dünyada sınırlarını korumaktan aciz, zavallı bir bireydir.

    gerçek hayatta bu iki dünya birbirine karışmaz ve sadistik duygular fantezilerde sıkışır kalır. açığa çıktığında olanları biliyorsunuz; okulun sessiz çocuğu bir gün okula tüfekle gelir ve onlarca kişiyi rastgele öldürür. bizim toplumumuzda az görülürler.
  • taze izledim, biseyler yazayim.

    --- spoiler ---

    diger yazarlarin da dedigi gibi black mirror bolumu degil, daha cok black mirror'un amerikan kulturune uyarlanmis hali.

    - mind upload icin gereken altyapi diger bolumlerde biraz saglandi, tahminen herkes o beyne takilan seyi kullaniyor ve arada legal olan matrix'e giriyor (data mining/mind mining). cto'da bu sistemin yazari olduguna gore ana programdan verileri cekmis olabilir. (infinity sifremi biliyor mu sorunsali) tek ihtiyaci olan sey dna bilgisi, onu da kahveden lolipoptan topluyor okadar olsun.

    - boyle bir gerceklik render edilebilise ve retinaya yansitilsa kimse kalkip ise gitmez, herkes evden infinity'e bagli yasar. belki prototip'tir, genel halkta bu kadar iyisi yoktur, onu gostermediler.

    - dizinin sonuna dogru olan kovalamaca cok yersizdi, kaptanimiz birsey oldugunu anladigi anda oyundan cikip disaridan konsoldan istedigi gibi mudahale edebilirdi. belki matrix'in kurallari vardir, guncelleme sirasinda kapanmiyordur falan bunu da bu sekilde kabul edebiliriz.

    gelelim dizi ingiltere'de cekilse ve yayinlansa nasil olurdu:
    - kanal 4'te iken 3 veya 4 bolum yapiyorlari, senaryo daha oturmus olurdu - gelecek projeksyonunu daha iyi yapabilirlerdi (insanlar niye hala ise gidiyor sorunsali). ornegin herkes infinity'de yasiyor (matrix mode) olabilir ve bu akilli eleman da bir sekilde gercek kisinin dijital avatarini kopyalamayi basarmis (hack) ve kendi evrenini olusturmus olabilirdi.

    - ingiliz bu potansiyelden cok daha iyi bir hikaye cikarirdi, ornegin kiz sirketin sirlarini calmaya gelmis kalifiye bir hacker olabilirdi ve bu icerideki yeteneklerini daha iyi aciklardi.

    - gelelim dizinin sonunda, ingiliz versyonunda bolum bir sekilde kurtuluyorlar gibi ilerleyip en sonunda disari ciktiklarinda, iletisim kanalindan kaptanin sesini duymalariyla biterdi. (hatta bolumu yayinlanan haliyle, sadece bu degisikligi yaparak ingiliz versyonuna cevirmek mumkun)

    sonucta olan oldu ve black mirror iyilerin kazandigi kotulerin kaybettigi bolumlerle amerikan halkina hitap etmeye calisiyor. artik onumuzdeki bolumlere bakacaz.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---
    kendi yarattığı sanal evrende -bu dünyadaki gibi- elbiselerini çıkarmak, giymek zorunda olan bir kaptan içerir ki aynı adam el hareketiyle diğerlerini yaratığa filan dönüştürüyor!
    --- spoiler ---
  • bu defa fularlılar değil fularsızlar beğenmemiş gördüğüm. dizi başlığında yazdıklarımı taşıyayım:

    --- spoiler ---

    varoluşa dair de bir sorgulama var, evet bizler de uzay gemisindeki insanlar gibi kendimize biçilen rollere zorlanmış durumdayız. bazılarımız tanrıyı memnun etmek için suyuna gidiyor. (bence bu referanslar çok değerliydi).
    yapılan ibadetlerin, tanrıya (peygamberlere) övgülerin uzay gemisinde kaptan'ın suyuna giden personelin tutumundan ne kadar farkı var düşünmek lazım.
    asıl soru; kendimiz olamadığımız durumda bu varoluşun anlamı var mı? belli ölçüde kendimiz olsak bile, varoluşumuz bir başka iradenin lütfu ise, o varoluşun anlamı var mı? eğer yoksa, biz kendi çıkışımızı nasıl yapabiliriz? ölümü göze almak, fiziksel ölümü değil, ruhun, kültürel şartlanmaların, esaretin ölümünü göze almak demek olmalı, dizide arkasından özgür, ama yine de son bulması anlamında tehlikeli bir hayat geliyordu, bizim için ne gelir? dizi bence bunları sorguluyor.
    bir yazar her bölümde iyiler ve kötülerin muhasebesini tutmuş ve ilk bölüm için nötrler 1 kötü 0 demiş. oysa ilk bölümde iki evren var ve birinde kötü olanlar diğerinde iyi (ya da kurban), kurban olansa diğerinde kötü; bu şekilde bakıldığında kötü kaybetti demek eksik kalır. referans verdiğim entry'de robert daly uzay gemisinde tanrı rolünü üstleniyor demiştim. bu tanrı aynı zamanda gerçek dünyada insanları yargılayıp cehenneme gönderiyor (cennet yok)
    --- spoiler ---

    dna'dan bunlar nasıl kopyalansın? haklısınız ama bu detayda izlemeyin bu diziyi diyor yapanlar; o bir bahane; yoksa dizinin tamamında bu tür çok sayıda tutarsızlık var. rahmetli eco ne diyordu; yazarla okur arasında sessiz bir anlaşma vardır. bunu görsel dünyaya da aktarabiliriz. yapımcı bize varoluş üzerine bir sorgulama sunacak; mecburen bilimle oynuyor. bunu bugünün teknolojisinde yaparsa sırıtır, gelecekte olabiliyor diyor, yutmuş gibi yapacağız. anafikir o değil, o bir araç.
  • başrolde matt damon'ın oynadığı bölüm.
  • (bkz: klavye delikanlısı)

    psikanalizler, teknolojinin insan hayatına tesiri, dna'nın bilmem nesi bunlar son derece komik yaklaşımlar.

    gerçek hayatında sünepe olan ağbimizin sanal alemde aslan kesildiğini anlatan black mirror 4. sezon bölümüdür.

    hoş bir bölüm ammavelakin hanedan'ın bekası için domuz siken başbakan'lı bölümün etkisi değil black mirror'da, her hangi bir yapımda dahi yaşanmamışken, bu bölüm için dizinin en iyi bölümü demek seviyesiz bir yaklaşımdır.
  • gördüğüm kadarıyla birçok kişinin yanlış yönlerden ele aldığı black mirror dördüncü sezon birinci bölümüdür.

    --- spoiler ---
    --- spoiler ---

    bölüm öncelikle bizlere jesse plemons'ın canlandırdığı robert daly karakterinin gerçek hayatta nasıl baskıya maruz kaldığını ve aynı zamanda ne kadar içine kapanık birisi olduğunu gösteriyor ki daha bu noktada karakterle bağlarımızın kuvvetlenmesi isteniyor. robert daly'nin günlük hayatında maruz kaldığı birçok şeyden kaçış olarak bütün yaratıcılığını çalıştığı oyun üzerine aktardığı aynı zamanda star trek çakması diziyle de kendine bir fantezi/kaçış alanı yarattığını görüyoruz. robert böylelikle yaşadığı birçok büyük sorunu olası çözümleriyle beraber bilinçaltının karanlık dehlizlerine yolluyor. işlerin sarpa sarmaya başladığı kısımda ise robert'ın kendi yarattığı sanal gerçeklik oyununda fantezi/kaçış dünyasını "gerçeğe" dönüştürdüğünü görüyoruz. gerçek olmayan ve gerçek hayatta robert'a bir kaçış sunan bu dizi ortamı bu sefer sanal gerçeklik içerisinde robert'a "güç" sunuyor. robert'ın bu sanal ortamda büyüyen egosu tarafından zihnine iletilen bütün dürtüler bu sefer süperego tarafından bilinç düzeyine çıkartılır. ingiliz psikanalist john flügel şöyle der: "süper ego evrene bir tanrı şeklinde yansıtılır ve içgüdüsel arzular da şeytan olarak yansıtılır." hatta bu kuramdan yola çıkarak tanrının psikanalizini yapmaya çalışmış birçok edebiyatçı vardır ve tanrının gerçek hayattaki yansımasının tıpkı bu bölümdeki karakterimiz robert daly gibi içine kapanık, pısırık ve süperegosunu sertçe şekillendirmiş olacağı, kendi katında ise tıpkı robert'ın kendisi için yaratmış olduğu sanal alemde davrandığı gibi davranacağını söylemişlerdir. (pek de haksız değiller.) böylelikle kendisine hoşlandığına dair ipuçları veren güzel bir kadının karşısında dili tutulan ve hiçbir adım atmaya yeltenmeyen, kendi yarattığı projenin göz göre göre kendisinden sosyal zekası daha yüksek birisi tarafından sırf daha iyi "yönetttiği" ve daha iyi bir "lider" olduğu için patronluğunu kaptıran ve bu tarz sorunlar karşısında kesinlikle çözüme ulaşamayan ve kaçış yollarıyla uğraşan bir karakter görüyoruz. tıpkı william shakespeare'in en ünlü karakterlerinden birisi olan ve aynı şekilde sorunlar karşısında çözümler oluşturamayan, inisiyatif alamayan ve asla gücü elinde barındırmaya yeltenmeyen hamlet gibi. ve böylelikle gerçek hayatta görmüş olduğu baskı ve zulmü olduğu gibi kendi sanal gerçekliğine aktaran ve tanrı rolünü benimsemiş bir robert daly karşımıza çıkıyor. peki sonrasında?

    "felsefe, artık hükümetlerin, ilahi adaletin meşru olma fikri etrafında değil yönetilenlerin rızası ve rasyonalite etrafında organize olunmasını söylemiştir – yani bu geniş ve tutarlı ahlaki teorilerin tanrı’ya referans olmadan var olabileceğini. avrupa artık evrendeki tüm ahlak, değer, ya da düzen için kaynak olarak tanrı’yı gerekli görmez; felsefe ve bilim bizim için bunu yapacak yetenektedir. bu dünyevileştirme düşüncesindeki yükselme filozoflarını, yalnızca "tanrı öldü” düşüncesine yönlendirmemiş, aslında onu bizim dünyamızı daha iyi anlayabilmemiz için büyük bir tutku ile öldürdüğümüzü düşündürtmüştür." (kaynak: https://dusunbil.com/…sche-aslinda-ne-demek-istedi/)

    robert'ın sanal gerçekliğindeki mürettebat'ın genital organları yoktu. birçok kişinin gereksiz gördüğü "kukuma karışmayacaktın arkadaş kırmızı çizgiyi aştın." repliği basit ve komik bir replik olmaktan öte bir nevi tanrı tarafından ahlak'ın ve cinselliğin nasıl sert ve katı kurallarla dikte edildiğinin mükemmel bir sembolü. gerçek hayatta kadınlara karşı oldukça başarısız olan robert'ın katı ahlaki yansıması bizlere "tanrı"nın da seks hayatında oldukça başarısız olduğunu gösteriyor bir nevi. yukarıdaki alıntıda şu kısıma dikkat edelim: "avrupa artık evrendeki tüm ahlak, değer, ya da düzen için kaynak olarak tanrı’yı gerekli görmez; felsefe ve bilim bizim için bunu yapacak yetenektedir." mürettebat cristin milioti'nin canlandırdığı nanette cole karakteriyle beraber küçük çapta bir aydınlanma yaşadıktan sonra "bilim aracılığıyla" tanrıyı resmen öldürüyor. birçok kişi mutlu sondan bahsetmiş ama ben pek mutlu bir son göremedim. mürettebat tanrı'dan kurtulduktan sonra farklı bir sanal gerçeklik içerisinde mecburen farklı ideolojiler içerisinde yeniden aynı şeyleri yaşayacaktır. (bkz: bengi döngü) (bkz: eternal recurrence) bizler mesela tarihsel doğrultuda her ne kadar aydınlanma döneminde tanrıyı öldürmüş olsak bile, bu aydınlanma dönemini takip eden karanlık dönemde hortladığını da gördük. aynı zamanda ben bölümü mürettebattan çok robert'ın bakış açısından izlediğim için kendimi sadece gerçek hayatta pısırık, içine kapanık ve duygusal yönleri kuvvetli olan bir adamın tanrı rolüne bürünmesiyle beraber yaşadığı trajediyi izledim. bu sebeplerden ötürü bana hiç kimse bu bölümün sonunun mutlu olduğunu söylemesin. görünen gerçeklerden kaçının, altında yatanlar size gelecek hakkında bilgi verir, black mirror'ın ilk sezonundan beri yegâne düsturlarından bir tanesi budur ve bu bölüm bunu korumayı iyi bir şekilde başarmıştır.

    --- spoiler ---
    --- spoiler ---

    bir de küçük bir not: her yerde deli gibi mantık arayan arkadaşlar işin bilim kısmı ile kurgu kısmını birbirine karıştırıyorsunuz. kurgu gereği olması gereken olayları ve karakter motivasyonlarını mantık hatası olarak değerlendirmek kurgunun özüne aykırıdır. bilim aranması gereken yerde kurgunun inceliklerini, kurgunun akışının irdelenmesi gereken yerde bilimsel nitelikleri ararsanız hayatınız boyunca izleyeceğiniz bütün diziler ve filmler, okuyacağınız bütün kitaplar baştan sona mantık hatalarıyla dolu olacaktır.

    edit: imla.
  • --- spoiler ---

    hafızayı nasıl yükledikleri sorunsalı haricinde sağlam bölüm ama elemana ne olduğu karanlıkta kaldı. white christmas ile benzerlikleri çoktu ama bir white christmas değil.

    edit: eleman 10 günlük noel tatili boyunca arayanı soranı olmayacağı için açlık ve susuzluktan ölecek diyorlar

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    açıkçası beğenmedim ben. black mirror'ın ilk iki sezonundaki vuruculuk uçup gitmiş. amerikalılar her şey gibi bunu da kendilerine benzetmişler. o ne öyle abartılı kahramanlık sahneleri falan, hollywood filmi ziliyormuş gibiydik. eğer bu bölümü ingilizler çekmiş olsaydı o ekip kurtulmayı asla başaramazdı ya da eğer ilk sezondaki fifteen million merits bölümünü amerikalılar çekmiş olsaydı abi karakteri erotik film sektörüne alınmak yerine kesinlikle şarkıcı yapılırdı. eğer herhangi bir dizi bölümü olarak bakarsak belki eğlenceli diyebilirdik ama black mirror bölümünden bahsediyorsak o bölüme eğlenceli diyemememiz lazım. bununla birlikte cristin milioti gayet iyiydi.

    sonuç olarak bölüm benim için şudur: "he took my pussy! he has crossed the red fucking line!"

    --- spoiler ---