şükela:  tümü | bugün
  • denizcilik tarihi içerisinde birçok ilginç hikayeyi barındırır. tabi ki bu hikayelerin baş aktörleri de gemilerdir. şahsen her ne kadar gemileri insanlar yönetiyor olsa da gemilerinde bir ruhu olduğuna inanırım. dolayısıyla bu hikayelerde her ne kadar insan unsuru ön planda olsa da gemilerin isimleri o gemiyi yüzdüren insandan daha fazla anılır. bu hikayelerin baş kahramanı olan gemilerin isimleri bazen kahramanca çarpışmalarda, bazen şansızlıklarıyla, bazen yok edişleriyle, bazen yok olmalarıyla ve bazen uğursuzlukları ile ön plana çıkmıştır. bu hikayelerin bazıları tekdüze olup; bazıları da oldukça ilginç olayları içerisinde barındırır.

    işte ilginç hikayeleri içerisinde barındıran gemileri anlatacağım yeni bir yazı serisi ile ilk gemimizin macerasını anlatmaya başlayalım. açıkçası ilk hikaye için özel bir gemiden başlamam lazımdı ve bunun için, hikayesini en sevdiğim savaş gemisinden başlamanın en doğru karar olacağına kanaat getirdim. dolayısıyla da ilk yazının konusu olarak, amerikan fletcher sınıfı destroyer uss william d. porter’da karar kıldım. yazının görseller ile desteklenmiş versiyonuna blog sayfamızdan ulaşabilirsiniz. (bkz: historeal)

    peki, serinin ilk yazısına mazhar olan bu destroyerin hikayesi nedir? hemen anlatayım.

    uss william d. porter, fletcher sınıfına ait bir destroyerdir. fletcher sınıfı, bilmeyenler için 1939 yılında tasarlanmış bir destroyer sınıfıdır. fletcher sınıfı destroyerler diğer destroyerler gibi torpido esaslı değil topçu esaslı bir tasarımdı. bundan önceki en son destroyer tasarımları olan porter ve somers sınıfı destroyer tasarımlarından memnun kalmayan amerikan donanması, bu yeni tasarımı daha alçak tuttu ve tamı tamına 175 tane ürettiği fletcher sınıfı destroyerlerin ilki olan uss fletcher’ı 30 haziran 1942’de suya indirdi. tüm bu 175 adet fletcher sınıfı destroyer, tamamen 1942 ve 1944 arasında üretildi ve 1944 yılından itibaren bunların daha bir gelişmiş modeli olan allen sumner ve gearing sınıfı destroyerlerin üretimine geçildi.

    konumuza dönecek olursak, uss william d porter, 2. nesil fletcher denilen, kare formunda köprüye sahip olan daha modern versiyona gemilerden bir tanesiydi. 7 mayıs 1942’de texas’ın orange şehrinde inşa edilmeye başlandı ve 27 eylül 1942’de, yani sadece 4.5 ay sonra suya indirildi. suya indirildikten 9.5 ay sonra da 6 temmuz 1943 günü, kaptanlığına yeni atanan wilfred walter komutasında göreve başladı. 30 temmuz 1943 günü küba’ya hareket etti ve 1 ay süren testlerden sonra 7 eylül’de amerikan donanması’nın atlantik okyanusu’ndaki operasyon merkezi olan virginia eyaletinin norfolk şehrine demirledi. william porter’ın amerika’nın birçok eyaletinden toplanan genç ve deneyimsiz, aslen çiftçi olan mürettebatı da merakla ilk görevlerini beklemeye başladı. beklemeye başladılar başlamasına ama başlarına gelecek olanı o zaman biri onlara anlatsa, ne onlar ne de siz saygıdeğer okuyucular inanırdı.

    aslında bu hikaye 1941’de, yani 2 yıl önce başladı. nazi almanya’sı sovyetler birliği’ni işgale girişince, o zaman aslında ingiliz etkisi altında zayıf bir ülke olan iran’ın petrol kuyularını güvene almak için sovyetler birliği kuzeyden, ingiltere ise güneyden iran’ı işgal ettiler. yani 2. dünya savaşı’nda, iran, işgal edilmiş bir ülke konumundaydı.

    peki, bu gelişmelerle konumuzun ne alakası var?

    uss william d porter göreve başlayıp ilk operasyon atamasını beklerken, 2. dünya savaşı tüm hızıyla ve şiddetiyle devam etmekteydi. bu savaşta müttefik kuvvetleri oluşturan 3 ülkenin liderleri; amerikan başkanı franklin roosevelt, sovyetler başkanı stalin ve ingiltere başbakanı winston churchill, avrupa ve dünya’nın geleceğini konuşmak üzere tahran’da bir araya gelmeye karar verdiler.

    bu görüşmenin arifesinde sovyetler birliği, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük tank savaşı olan kursk muharebesi’nde almanya’yı yenmişti. sovyetler birliği bu galibiyet sonrası bendinden boşalan sel suyu gibi almanlar karşı hücuma geçmişti. bu hücum altında ezilmeye başlayan almanya’nın da, zayıflığı görülür görülmez savaş sonrası yeni sınırlar ile ilgili konuşulması elzem hale gelmişti. stalin’in aklında ileride yapılacak görüşmelerde de masaya koyacağı polonya’nın doğu bölgesini sovyetler’e istemek vardı. eğer stalin’in istekleri yerine getirilmez ise hali hazırda yürütülen işbirliğinden vazgeçeceği biliniyordu. bu bağlamda batılı müttefiklerinde stalin’in kızıl ordusunun desteği olmadan bu savaşı kazanamayacağı aşikardı. dolayısıyla sırf stalin’in desteği devam etsin diye churchill ve roosevelt, almanlara karşı cesurca bir direniş gösteren polonya’lıları stalin’in insafına bırakmak zorunda kaldılar.

    işte william d. porter’ın hikayesi bu noktada başlıyor. yukarıda bahsi geçen tahran konferansına gitmesi gereken ve pearl harbor saldırısından hemen sonra amerika’nın savaşa girdiğini radyodan bizzat duyuran amerikalıların belki de gelmiş geçmiş en saygın başkanı olan franklin roosevelt’in sağlığı çok kötüye gidiyordu. üstelik de bilmeyenler için, roosevelt bel altından felçliydi ve tekerlekli sandalyeye mahkumdu. dolayısıyla tahran konferansı’na uçakla gitmesi mümkün değildi.

    merkezinde amerikan başkanı’nı taşımak olan bu çok önemli ve gizli görev için de o zamana kadarki gelmiş geçmiş en büyük amerikan silahı olan yeni ve modern zırhlı uss ıowa’da karar kılındı. uss ıowa (bb-61) zırhlısı hem 35 knot ile hem gelmiş geçmiş en hızlı zırhlıydı, hem de en güçlü silah sistemlerine sahipti. bunlara ek olarak kendisi de bir “komuta gemisi” olarak tasarlandığı için, uss ıowa’nın içinde küvete kadar varan ekstra lüks özellikleri de vardı.

    uss ıowa’ya bu görevde özellikle denizaltı tehlikesine karşı koymak üzere, destroyerlerin eşlik etmesinde karar kılındı. bu çağrılan destroyerlerden biri de, tam da ilk görev atamasını bekleyen uss william d porter’dı.

    william d porter mürettebatı görev atamasını okuduğunda heyecandan ne yapacağını şaşırdı. ilk görev ataması amerikan başkanını korumak olan bu destroyerin genç mürettebatı, bir hayli heyecanlandı ve denizcilik tarihinin en büyük saçmalıklar silsilesi bu heyecan vasıtasıyla da başladı.

    uss ıowa zırhlısı bu görev için çoktan yola çıkmıştı ve plan icabı uss william d porter’ın yolda ona katılıp eşlik etmesi gerekiyordu. 12 kasım 1943 günü bu heyecanla apar topar yola çıkmaya çalışan uss william d porter destroyeri, limandan çıkmak için geri manevralar yaparken birden hemen yanında duran destroyerde çok büyük bir gürültü duyuldu ve güvertesinden de birçok malzemenin suya düştüğü görüldü....

    işte mürettebatın ve geminin ilk vukuatı buydu: william d porter’ın mürettebatı heyecandan geminin demir çapasını tam olarak çekmemişlerdi ve havada duran çapa, gemi manevra yaptıkça yandaki diğer destroyerin tüm gövdesini yarmış ve diğer gemiyi sallayarak güvertesinde ne var ne yoksa suya dökmüştü.

    uss william d porter’ın kaptanı wilfred walter, alelacele heyecanla özür dileyerek limandan resmen kaçtı ve ıowa’ya yetişmek üzere gaza bastı.

    william porter görev gücüne yetişmesine yetişti ama limanda olan “çapa kazası” aslında bu dakikadan sonra olacaklar için kocaman bir işaretti ve meydana gelecek olan şeylerin adeta habercisiydi.

    william porter’ın “işyerindeki yeni ve çömez eleman” edasıyla şirinlik yaparak katıldığı görev gücü, kuzey afrika’ya doğru yola çıktı.

    uss ıowa’nın özellikle destroyer refakatinde bulunmasının başlıca sebebi, atlantik okyanusu’nda alman u-botlarının kaynıyor olmasıydı ve bir torpido saldırısı, amerikan başkanı için o anki en büyük tehlikeyi arz etmekteydi. dolayısıyla da tüm filoya “radyo sessizliği” emri verilmiş ve sesli herhangi bir iletişim aracının kullanılması yasaklanmıştı. bu emir doğrultusunda filodaki tüm gemiler sadece işaret ışıklarıyla ve mors alfabesiyle haberleşeceklerdi.

    işte tüm bu filo, denizaltı tehlikesine karşı son derece tetikte ve diken üstünde ilerlerken birden dev bir patlama sesi duyuldu. hidrofonlarda patlamanın su altından geldiği de anlaşılınca tüm filo alarma geçti. bu patlamayla civarda bir alman denizaltısı olduğuna kanaat getirilmişti. alarm verildiği için hemen tüm radyolar açılıp tüm gemilerle bağlantı sağlandı ve tüm mesajlaşmalardan sonra tüm gözler bizim minik acemi destroyerimiz olan william d porter’a çevrildi: çünkü gelen patlama bir torpido saldırısı değil, uss william d porter’ın güvertesinden sıyrılıp suya düşen ve derinlik ayarı yapılmadığı için suya düştüğü gibi patlayan bir derinlik bombasıydı. gemi mürettebatı ilk görevlerinde “amatörlüklerini belli etmişlerdi”. işin daha da kötüsü, william d porter bu bombayı uss ıowa’ın neredeyse dibindeyken düşürmüştü.

    bu olaya rağmen sefer devam etti. devam etmesine etti de, bu sefer beklenmedik başka bir şey oldu. denizcilikte “rogue wave” denilen gizli dalgalar vardır ve bu dalgalar, aniden beliren 2 metreden başlayan yüksekliklerde olup; günümüzün en büyük gemilerine bile tehlike arz etmektedirler. işte bizim minik destroyerimiz, başına gelen talihsizliklerin sonu yokmuş gibi bu gizli dalgalardan biri tarafından çarpıldı.

    çarpma neticesinde; geminin güvertesinde bulunup bağlanmamış ne varsa bu kocaman dalga tarafından yıkanıp denize püskürtüldü. bu denize püskürtülen şeyler arasında, bir daha asla bulunamayacak olan, mürettebattan bir denizci de vardı… ancak bu dalga sadece bununla da yetinmeyip geminin kazan dairesini de devre dışı bıraktığı için destroyer birden motor arızasıyla günün yarısını kaybedip tüm filonun gerisine düştü… durum böyle olunca da destroyer mürettebatı ister istemez radyo sessizliğini bir daha bozup uss ıowa’ya rapor vermek durumunda kaldı. yaptıkları hatalardan ve sessizliği bozmalarından ötürü birde komutanlarından azar işittiler.

    william d porter’ın başına gelen tüm bu aksilikler ve şanssızlıklar artık bitmeliydi. olabilecek her türlü şanssızlık yaşanmıştı ve bir daha herhangi saçma bir şeyin tekrarlanmaması için kaptan walter tüm gemiyi alarm durumuna geçirmişti. artık herkes pür dikkat nöbette duracak ve başka bir şanssızlığın yaşanmasına fırsat verilmeyecekti.

    ertesi gün, yani 13 kasım 1943 günü uss ıowa’nın komutanı, geminin hava savunma sistemlerini başkan roosevelt’e göstermek için ufak bir tatbikat düzenlemeye karar verdi. bu tatbikat doğrultusunda havaya balonlar bırakılacak ve görev gücünde görevli tüm gemiler, bu balonları patlatarak hava savunma sistemlerini göstereceklerdi.

    tatbikat başladı ve balonlar bırakıldı. birden tüm gökyüzü, balonları patlatan makinalı tüfeklerin sesleri ve mermi izleriyle kaplandı. her şey yolunda gidiyordu ve uss william d porter mürettebatı da tatbikatın bu kısmını harikulade yerine getirmişti. başlarına gelen şanssızlıklardan sonra gemideki mürettebatına demirden bir disiplin uygulayan kaptan walter, bu disiplini korumak için tüm tatbikata ek olarak, kendi de bir mini tatbikat yapmaya karar verdi. bu doğrultuda da torpido ateşlemesinden sorumlu personel, torpido atış tatbikatı yapacaklardı. tatbikat gereği tüm torpidoların patlayıcı başlıkları çıkartıldı ve tatbikata geçildi. birinci torpido, ateşlendi. ardından ikinci torpido, ateşlendi. üçüncü torpido, ateşlendikten sonra muazzam bir tıslama sesi duyuldu.

    3. kızaktaki torpido, hızla suya fırlayarak 360 derecelik çevre açısı içinde dosdoğru uss ıowa’nın üzerine ilerlemeye başladı. çünkü tatbikat gereği bir hedef belirlenmesi gerekiyordu ve etrafta uss ıowa’dan daha iyi bir hedef olacak başka bir gemi yoktu. dolayısıyla william d porter mürettebatı uss ıowa’yı hedef olarak seçip, tüm torpidoları ona kilitleyip, üzerine de gerçek bir torpidoyu üstüne ateşlemişlerdi…

    william d porter’ın torpidolardan sorumlu subayı teğmen seward lewis kaptan walter’a dönüp torpido ateşleme emri verip vermediğini sorduğunda, kaptan walter’ın yanıtı aynen şu şekilde oldu:

    “ne?!?!?! yoo, hayır...”

    birden tüm gemi içinde, belki de hayatlarının en büyük paniğini yaşayan yüzlerce insan deliler gibi koşturmaya başladı. radyo sessizliği emri vardı ve utancından ne yapacağını şaşıran kaptan walter, kesinlikle radyonun kullanılmasını istemedi. kaptan yerin dibine girmişti ve utançtan ne yapacağını ve ne diyeceğini şaşırmıştı.

    ilk başta ıowa’ya mors alfabesiyle mesaj vermeye çalıştılar. ama uss ıowa’daki sinyalci mesajı yanlış anladı ve “arkanızdan geliyor.” mesajını “arkanızdan geliyoruz.” şeklinde çevirdi. saniyeler hızla ilerliyordu ve torpido hızla ıowa’nın tam da üstüne gidiyordu. en sonunda panik içinde radyoya sarılıp konuşarak değil de kodlarla iletişim kurup ıowa’ya ‘’torpido geliyor.’’ mesajını ilettiler. üzerine torpido geldiğini öğrenen ve o an güvertede olup hem de torpidonun geldiği tarafta olan başkan roosevelt, tüm olayı önemsemeyip aksine meraklanarak torpidoyu görmek istedi ve tekerlekli sandalyesinin güvertenin en kenarına götürülmesini istedi.

    uss ıowa, mesajı alır almaz gemiyi tam sürate çıkarttı ve geminin hızlanmasıyla oluşan dev dalgaya çarpan torpido, infilak etti.

    olayı müteakip, hemen william d porter köprüsüyle iletişim kuruldu ve torpidonun hangi istikametten geldiği soruldu. bu bir denizaltı torpidosu olmalıydı… ancak kaptan walter, utançtan sesi kısılmış biz vaziyette fısıldayarak şu cevabı verdi:

    “biz fırlattık…”

    işte william d porter efsanesinin en komik anı da bu dakikada yaşandı. dev gibi olan uss ıowa zırhlısı, 16 inchlik 9 topunu da william d porter’a çevirdi ve yolculuğun bu dakikadan sonraki kısmının, bizim minik destroyerimiz olmadan devam edeceği mesajını verdi.

    gelen “filodan ayrılın” mesajı üzerine en yakındaki deniz üssünün bulunduğu bermuda’ya dönmesi emrini alan william d porter’ın 273 mürettebatı, limana varır varmaz amerikan deniz komandoları tarafından makineli tüfeklerle sarılarak tutuklandı. bu, amerikan donanması’nda halen günümüze kadar eşi benzeri olmayan bir olaydır. dolayısıyla amerikan donanması içerisinde yaşanmış ilk ve tek olaydır.

    gemi mürettebatı tutuklandıktan sonra mürettebat içerisinde bir casus olup olmadığına dair bir soruşturma başlatıldı. yapılan soruşturma sonunda da, ortada bir casus olmadığı ortaya çıktı. bir casus yoktu. ama bir suçlu vardı. o da, torpidoların güvenlik anahtarlarından sorumlu deniz eri lawton dawson idi. er dawson arkadaşlarının ceza almasını vicdanı elvermediği için suçunu itiraf etmişti. er dawson tatbikat sırasında torpidonun patlayıcı başlığını açık unutmuştu. bunu anlatırken evinin anahtarını unutur gibi veya ocakta çaydanlığı unutur gibi, torpidonun fırlatma anahtarını açık unuttuğunu olağan bir olaymış gibi anlatmıştı. dolayısıyla yaptığı hataya acımadılar. yargılama neticesinde, er dawson tam 14 yıl ağır iş cezasına çarptırıldı. yani anlayacağınız dille, sıradan bir er, unutkanlığı sebebiyle tam 14 yıl hapishanede taş kıracaktı. ancak tam da bu sırada başkan roosevelt araya girdi ve söz konusu askerle bizzat görüşerek cezanın iptal edilmesini sağladı. roosevelt’in ne kadar babacan bir adam olduğunu bu olaydan anlayabilirsiniz. bununla birlikte tüm mürettebatta affedildi. ancak hangi ülkede olursa olsun, askeriyede yerleşmiş bir “sürgün” geleneği vardır ve uygunsuz hareket edenlerin cezası, normalde kimsenin istemeyeceği belirli sürgün bölgelerine gönderilerek burada aklanana kadar beklemek ve nöbet tutmaktı.

    uss william d porter, sürgün olarak alaska’ya gönderildi. daha doğrusu, alaska’nın güneyinde bulunan ve japon işgali riski bulunan aleut adalarına…

    mürettebatın şanssızlığı en nihayetinde bitmişti ve yeni bir başlangıç için, burası ideal bir yerdi. ortam değişmişti ve hepsinden önemlisi, atmosfer değişmişti... geminin gönderildiği bölge soğuk ve uzaktı. ama yine de tüm mürettebat, kendilerini yenilemiş ve psikolojik olarak huzurlu, mutlu ve neşeli hale gelmişlerdi.

    belki de biraz fazla neşeli…

    1943’ü 1944’e bağlayan 31 aralık gecesi, aleut adaları’ndaki amerikan üssü yılbaşı partisi yapıyordu. ancak gemiler boşaltılmamış ve herkes kendi partisini kendi gemisini yapıyordu. kuzey kuvvet komutanı hariç…

    amerikan donanması’nın aleut adalarındaki tüm komuta merkezi, komutanın villasının arka bahçesinde parti yapıyordu. ancak birden dev bir patlama sesi duyuldu. tüm merkez alarma geçti. kuzey kuvvet komutanı'nın villasının arka bahçesinde gerçekleştirilen yılbaşı partisinin ön bahçesinde kocaman bir patlama krateri açılmıştı… birden herkes kafasını kaldırdı, çevirdi ve merminin ateşleme sesinin geldiği yöne baktı: ufukta tek bir gemi vardı. anlayacağınız üzere bu gemi william d porter’dan başkası değildi.

    yılbaşı partisi yapan askerlerden biri sarhoş olup; taretin içinde yaslandığı ateşleme kolunu hareket ettirmesiyle topu ateşlemiş ve top mermisi de gidip kuzey kuvveti komutanı'nın evinin ön bahçesine düşmüştü. bu mermiyle sadece komutanın çiçek bahçesi değil, william d porter’ın son saygınlığı da yok olmuştu...

    bu olay sonucunda gemiyi merkeze geri çağırdılar ve 30 mayıs 1944 günü kaptanını değiştirdiler… kaptan walter görevden alınıp yerine charles melville keyes adında yeni bir kaptan atandı…

    bu kan değişikliğinden sonra william d porter destroyeri önce 1944’ün ikinci yarısında filipinler çıkarmasına gönderildi. mürettebattakiler, burada gösterdikleri iyi performansla da, 1945’te 2. dünya savaşı’nın en kanlı cephelerinden birisi olan okinawa’da görevlendirildiler.

    okinawa cephesi de, william d. porter için gayet güzel başladı. burada başlıca görevleri filoyu hem denizaltılara karşı korumak, hem kıyı atış desteği vermek, hem de ve en önemlisi, kamikaze uçaklarını savuşturmaktı.

    ancak şanssızlıklar burada da yakalarını bırakmadı ve japon kamikazelerini vurmaya çalışan william d porter yanlışlıkla o sırada kendi görev gücünden bir başka fletcher sınıfı destroyer olan uss luce’ye ateş etti. ancak kazara olan bu olayda yine de kamikaze uçaklarını başarı ile defettiler.

    peki, bu kadar şansızlıklarla dolu bir kariyerden sonra william d. porter’a ne oldu dersiniz? tabi ki görevden alınıp hurdaya ayrılmadı.

    uss william d. porter’ın sonu bile başlı başına bir şanssızlık abidesidir.

    şöyle ki, bizimkiler okinawa’da gayet başarılı bir hava savunma göstermişler ve 6 japon kamikaze uçağı düşürmüşlerdir. ancak bunların yanında istemeden 3 amerikan uçağı da düşürmüşlerdir. gelgelelim kendi uçağını düşürmek, o zamanlar “olabilecek” kazalardan birisiydi.

    ancak william d. porter’ın düşürdüğü 6 kamikaze uçağının sonuncusu, aynı zamanda şanssız destroyerin sonu oldu.

    10 haziran 1945 günü sabah 8:15’te, bir japon val bombardıman uçağı, kamikaze görevi için hızla william d. porter’a doğru çarpmak üzere alçaldı. sancak tarafından gelen bu uçağın kendisine çarpmasını engellemek için destroyer hemen iskeleye kırdı ve kamikaze için dalan japon uçağı ıskalayarak suya çakıldı. ancak işte talihsizlik bir kere yapıştı mı bırakmıyor… hızı sebebiyle suya çarptıktan sonra da dalarak ilerleyen uçağın taşıdığı tek bomba, tam da geminin altındayken patladı…

    tam altında gerçekleşen bu patlama sebebiyle gövdesinde dev bir delik oluşan william d. porter destroyerinin mürettebatı, tam 3 saat direnmesine ve gemiyi batmaktan kurtarmaya çabalamasına rağmen en sonunda “gemiyi boşalt” emri verildi ve bu emirden sadece 12 dakika sonra sancak tarafına yatarak batmaya başladı. şanssızlığı bir efsane haline gelen william d. porter’in son fotoğrafı suyun altında dikine batarken görülen burun kısmı oldu.

    ve böylece de tarihin en şanssız gemisinin hikayesi, böylece sona erdi. her ne kadar çok dalga geçilse de, william d. porter’ın başına gelenler tamamen bir şanssızlık serisidir ve denizcilerin şansa neden o kadar çok inandığının simgelerinden biridir.

    ancak insanların ve dalga geçenlerin görmezden geldiği bir şey vardır ve o da şudur ki, tüm bu olaylı kariyeri boyunca, lakabı “willie dee” olan bu gemi, sadece ve sadece tek bir denizci kaybetmiştir. o denizci de, gizli dalgada kaybolan denizcidir ve yukarıda belirttiğimiz gibi bir daha asla bulunamamıştır.

    “willie dee”nin batışı esnasında bile kimse ölmemiş ve bu ilginç destroyer, tüm mürettebatına kariyeri boyunca güvenli bir yuva olmuştur.

    gelgelelim bu geminin efsanesi başını alıp yürümüş ve günümüze kadar bir komedi malzemesi olmuştur. texas’ta inşa edildiği için, özellikle okinawa’daki seferi sırasında diğer amerikan gemilerinin askerleri sanki teslim olurcasına ellerini havaya kaldırarak kuzey-güney arasında geçen amerikan iç savaşı’na gönderme yaparak “ateş etmeyin! biz cumhuriyetçilerdeniz” diye bağırırlar ve eğlenirlerdi.

    böylece de yeni serimizin ilk yazısının sonuna geldik.

    bundan sonraki yazıda amerikalılar tarafından ’’galloping ghost of the java coast’’ (java kıyılarında dörtnala koşan hayalet) lakabı takılmış bir kruvazörün ilginç hikayesini sizlerle paylaşacağım.