şükela:  tümü | bugün
  • rus yazar bulgakov'un, sscb'nin devlet ateizmini eleştirdiği ve hiciv mahiyetindeki eseridir. everest yayınevi tarafından üstat ve margarita şeklinde çevrilmiştir.
  • zorlasam da bitiremediğim kitaplardan biridir. o kadar çok metafor ve bilinmesi gereken detay var ki (çevirmen de zaten elinden geleni yapmış, bazen araya koca sayfa açıklama giriyor) ana konudan kopuyorsun.

    sanırım biraz rus dili ve edebiyatına hakim olmak gerekiyor. ilerde tekrar okumayı deneyeceğim.
  • baştan aşağı,betimlemeler, ayrıntılar, okunması ve akılda tutulması zor uzun rusça isimler, ince detaylı tariflemelerle anlatılan onlarca farklı mekan, geriye dönüşler, ileriye gidişler..
    gerçekten de akıl edilebilecek ve söylemeye hiç gerek olmayan bi ayrıntıyı bile
    "........ ...... .... olduğunu söylemeye hiç gerek yok" şeklinde uzun uzun açıklamış bulgakov. tüm bunlarla dolu zor okunan bi kitap olmasına rağmen 500 sayfanın son 10 sayfasını bikaç saate yaydım. bitsin istemedim. tarifi zor, garip bi tat bıraktı dimağımda ve "bende yeri ayrı"ların rafına yerleşti.
    kitapta o kadar çok fantastik öge var ki ister istemez romanın içine çekiliyor insan. zaten oldu bitti bi kitabı okurken onu yaşayanlardanım,margarita'yla fırçaya binip göklerde mi uçmadım, yahudiye valisi pontiuslu pilatus'la aya uzanan yolda mı yürümedim...şeytanın balosu'ndaki kraliçe margo'nun hemen yanıbaşından kafasını uzatmış ve sinsice bi merakla ortamdaki tüm ayrıntıları kafama kazıma halimi hemen şuracakta tasvir edebilirim size. misal margo'nun acıdığı frida'ya hılt oldum ben,hiç affedilesi ve acınası biri diildi. bebeğinin ağzına mendil tıkayıp gömen bi anneyle hiç işim olmaz! nası da kraliçeye yaranmaya çalışıyo. pis yalaka!
    neyse..
    son düzenlemesi genç kuşak bulgakov uzmanlarından yelena kolışeva tarafından tüm arşiv taranarak,tüm düzeltmeler ve el yazmaları da dahil edilerek yapılmış ve hepsi derlenerek yayınlanmış. bazı yerde düzeltmelerin bitmemişliği kendini çok hissettiriyor. bulgakov kanımca bu romanının içinde yaşıyordu çünkü yazılışı bu kadar uzun süren bi kitabın yazarı bile olsanız o binlerce detayı hatırlamanız ve kaldığınız yerden devam etmeniz mümkün değil. bulgakov'un ölüm döşeğinde bile bu romanın düzeltmelerine uğraşmasına şaşmamalı.

    ama sıkı roman nemelazım!
  • bunun bir de çizgi roman haline getirilmiş versiyonu vardı, kitabı okumak istemeyenler için. o da güzeldi, ben sevmiştim en azından. tavsiye.
  • (bkz: genç bir doktorun anıları) ve (bkz: morfin) gibi kısa romanlarındaki gerçekçi ve etkileyici üslubundan sonra "usta ile margarita"yı okumak farz olmuştu. okumak da kolay değil hani bu kitabı, sonuçta 573 sayfadan oluşan kallavi bir eser. yazarın eserine yazılan ön söz - can yayınları basımında olan - yazarı size tanıtmakla kalmıyor, kitapla ilgili de çarpıcı noktalara değinmiş oluyor ki okurken bu bakışı fark edebiliyorsunuz.

    yazarın bütün hayatına etki eden sovyetler birliği'nin sindirme politikası, kitapta üstü kapalı olarak veriliyor. devletin baskıcı politikasının yansıması olan entelektüel çevre, yazarlar ve yaratmış olduğu toplum şekli kıyasıya eleştiriliyor. tabii ki şeytanın gerçekliği kıran kurgusu ile. gerçi bu gerçekliği kırmadaki ustalık aslında büyünün gerçekten daha elle tutulur yanı olduğunu göstermiyor değil sovyetler birliği için. yazarın hayatının son dönemine doğru stalin'e yazmak zorunda kaldığı mektup bile, bırakın yazdığı romanı bu baskıcı politikanın önemli bir yazar üzerinde sebep olduğu şeyleri göstermeye yeter de artar bile.

    kitabın açılışındaki din üzerine olan tartışma ve bundan doğan olaylar silsilesi sonraki sayfalarda "mutlak iyi" ve "mutlak kötü" kavramlarının olmadığını gösteren şeytanı bizlere sunuyor ki yaptığı kötülüklerin nerede son bulacağını düşünürken, romanın çok başka yönlere gittiğini görmek yazarın kafasındaki sorgulamaların aslında ne kadar derin olduğunu gösteriyor.

    kitapta yer alan mutlaklık mevzusunun ise zaten romanın başında vermiş olduğu (bkz: faust) epigrafından bütün romana etki edeceğini hissediyoruz:
    "söyle kimsin sen?"
    "sonsuza dek kötülüğü isteyen, ama sonsuza dek iyilik yapan bu gücün parçasıyım."

    romanın açılışında sergilemiş olduğu tartışma yine sonlarda daha enfes bir bölümle perdesini bizlere kapatıyor. -spoiler olmasın detayları okuyunca göreceksiniz-
    bütün bu tartışmaların sadece kutsal dinler üzerine olan ilerlemelerle gitmediğini (bkz: manihaizm), (bkz: agnostisizm) , (bkz: ay kültü) ile de genişlediğini göreceksiniz.

    romanın içindeki fantastikliğin keskin yergiyle sunulan mizahı, sosyal hayatın her noktasına sirayet eden sindirme politikasını din de dahil olmak üzere bizlere yansıtıyor ve kitabın zorlu okunurluğunu hafifletiyor.

    kitapta birinci bölüme göre çok zayıf kalan ikinci bölümün ise; on iki yılda yazılan bir kitabın, yazarın hastalığı sebebiyle tekrar elden geçirilememesinden kaynaklandığını düşünmekteyim.