şükela:  tümü | bugün
  • mark manson’ın the subtle art of not giving a fuck kitabının türkiye’deki ismi. acaba kitabın içindeki fucklara ne oldu diye meraklara düşürmüştür.
  • osho , buddha falan derken sayısız kişisel gelişim ve felsefe kitapları okudum ve hiç biri arthur shopenhauer " yaşam bilgeliği üzerine aforizmalar" kitabı ve tesadüfen rafta görüp satın aldığım bu kitap kadar bana gerçekçi ve mantıklı gelmedi..ve taaa uzaklarda nihayet benim gibi düşünen de bir adam varmış yahu dediğim bir yazar çıktı karşıma.
    özetle; sosyal medya ağırlıklı olmak üzere bütün her yerde insanlara sürekli pozitif ol - olumlu - düşün vs.gibi tavsiyelerde bulunulup sanki öyle olmak zorundaymışız gibi her kanaldan insanlara zorla pompalanıyor.. aslında bu iyi bir şey gibi gözükse de sadece gerçekleri inkar biçimidir..oysa hayatın kendisi bu değil, mutluluğa giden yol engebelidir ve mücadele gerektirir...her şeyi iyi tarafından görmek iyi gibi görünse de gerçek şu ki "hayat bazen berbattır ve yapabileceğiniz en sağlıklı şey bunu kabul etmektir..
    daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir..ve de tam tersine insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir..
    başlangıçta karışık gelebilir..
    kişisel gelişim zırvalıklarından sıkılanlara tavsiye ederim..içinde aklınızdan çıkmayacak çok güzel gerçek hikayeler de var..
  • söylenildiği üzere zorlu bir süreç sonucunda kazanılabilen bir özellik.

    yakın çevremde çok kez duymuşumdur hiç bir şeyi kafama takmadığımı, dert etmediğimi, hayatın bana güzel olduğunu falan. işin aslı hiç de öyle değil aslında ama anlatamıyorsun bunu. kafaya takmama durumu, bazı insanlar için basbayağı hayatta kalma becerisidir. ve ben bu beceriyi kısa bir sürede edinmedim, doğuştan da böyle değildim.

    bir kere algısı kıt olmakla, kafaya takmamak arasında ciddi bir fark var. bunu çoğu insan ayırt edemiyor. algısı kıt olan bir insan, elbette bir çok şeyi kafaya takmaz, dert etmez. ortadaki sorunu görmekten acizdir çünkü.

    bir şeyleri dert etmek iyidir. öyle "pozitif olun, hep olumlu düşünün" tarzı telkinlerle de gideremezsiniz bunu. bu tarz saçmalıklara kendisini kaptıran bir çok insan gördüm ama başarılı olduklarını da hiç görmedim. haberler kötü enerji yayıyor, enerjimi bozuyor deyip haber saatinde tvyi kapatanlar gördüm mesela. ama sen gözlerini kapatınca gerçekler ortadan kalkmıyor ki be güzelim. ya da mesela en ufak bir eleştiriyi, bir işi doğru yapma isteğini, olumsuz düşünmekle ve negatif enerji yaymakla özdeşleştirenlere rastladım. rastladıklarımın çoğunluğu ev hanımı, ailesinin evinde yaşayan gençler ya da annesinin-babasının veya bir yakınının şirketinde çalışan mirasyediler.

    kafaya takmamanın birinci aşaması, etrafında olup bitenlerin farkında olmaktır bence. çünkü eğer farkında dahi değilsen, ortada kafaya takılacak bir şey yoktur ki senin için, kafaya takmama becerini kullanasın.

    ama olan biten şeylerin farkında olmak insana genelde ilk bakışta olumsuz görünen etkilerde bulunur. çok fazla yanlış giden şey vardır ve bunların hepsini de tek başına çözemezsin. kafaya takmama becerisini devreye sokacağın yer de işte tam burasıdır. değiştirebileceklerini değiştir, yapman gerekenleri yap ama elinden gelmeyeni de boş vermesini bil. en kolay söylenen ama uygulamada en çok zorlanılan kısım burası zaten. çünkü umutlu olmak, beklentiler karşılandığı zaman ne kadar mutlu ederse bir insanı, karşılanamadığında da bir o kadar kahreder. bir çok insan sevgilisinin onu kayıtsız şartsız sevmesini ve onu hayatının merkezine koymasını ister ama çok az insan sevgilisine bunu vermeye yeltenir mesela. şimdi bu durumda, beklentileri yükseltip "umutlu" olmanın, "pozitif" düşünmenin getirisi nedir, götürüsü nedir?

    şu hayatta en önemli şey gerçekçi olmaktır bana göre. gözünün önündeki gerçeklere gözlerini kapatmamak, kulaklarını tıkamamaktır. yanlış yorumlayabilirsin gerçekleri elbette. bu yanlışa düştüğünde bunu fark edebilmesini de bilmek gerekir.

    kahramanların olağanüstü olaylarlar neticesinde tüm kötülükleri savuşturduğu ve sonsuza dek mutlu mesut yaşadıkları bir dünya yok. olsa olsa masal dünyasıdır bu. o yüzden de pozitif olmak, hep olumlu düşünmek, polyannacılık oynamak kısa vadede işe yarasa bile gerçek bir çözüm olamaz hiç bir zaman. gerçekleri görüp, o gerçeklere göre yolunu çizebilmeli insan. beklentilerini ne zaman yükseltmesi gerektiğini, ne zaman düşürmesi gerektiğini iyi bilmeli, iyi ayarlamalı. bunlar da tecrübeyle olacak şeyler. tecrübe kazanmak için de yeri geldiğinde düşmesini, kalbinin kırılmasını, hastalıklarla boğuşmayı ve daha nice acıyı, ıstırabı göze almak gerek. sonrasında kendiliğinden fark ediyorsunuz zaten pek çok şeyin kafaya takmaya değmeyeceğini.
  • kitabın iki satırlık özeti: daha pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisi negatif bir deneyimdir. ve de tam tersine, insanın negatif deneyimini kabul etmesinin kendisi pozitif bir deneyimdir.
  • bir kaç güne okumaya başlayacağım kitap. kitapta beni çeken kısım ise; gerçekleri kabul etme kısmı. ömrü hayatım boyunca kuşlar ne güzel çiçekler börtü böcek moduna giremedim. yani hayata olumlu bak moduna bir türlü giremedim. yazarda bu moda girmenin pek de iyi bir şey olmadığını söylüyor. "aman boşver" "takma kafana" gibi gelimeler artık midemi bulandırıyor. yazarın dili bana çok gerçekçi gibi geldi. bakalım okuyunca anlayacağız.