şükela:  tümü | bugün
  • fiziksel bir yol ve bağlantı olmaksızın feyz alan kişi. bunun ilk örneği olan üveysü l karani ye nispet olunur. adı geçen şahıs, tabiinin en büyüklerinden kabul edilir. hazret-i muhammed'i çok istemesine rağmen görememiş, sevgisinin mükafatını ondan hediye olarak gelen bir cübbeyle almış ve uzaktan sevmenin sonucunda sahabinin insibağ yoluyla aldığı feyzi uzaktan almış bir kişidir. üveysü'l karani'den sonra da gerek hızır aleyhisselam'dan gerekse bazı velilerden bu şekilde feyz almış kişilere üveysi denir.
  • (bkz: veysel karani)
  • (bkz: yahya efendi)
  • istifade ve istifazası hayatta bulunmayan bir mürşid elinde olan kimselere daha ziyade bu ad verilir.
  • fiziksel temasta bulunmadan, velilerin ruhaniyeti tarafından terbiye edilen kişiye denir.

    4 şekilde üveysi olunduğu söylenir:

    1- hazreti muhammed'in ruhaniyeti ile,
    2- hızır aleyhisselam'ın ruhaniyeti ile,
    3- veysel karani'nin ruhaniyeti ile,
    4- mürşid-i kamil'in ruhaniyeti ile.
  • tasavvuf tarihinde hızır tarafından irşad edilerek tasavvuf yoluna sokulan mutasavvıfların bir kısmını da içerdiği varsayılan seçkin zümre'dir.
    16. yüzyıl mutasavvıf şairlerinden sabayi, veysel karani'nin menkabelerini manzum olarak anlattığı menakıbnamesinde, üveysilerin hızır tarafından nasıl irşad edildiklerini şu mısralarıyla ifade ediyor:

    üveysiler denir bir taife vardır
    bular şeyh u mürşid olmazlar iy yar
    bulara hazret-i hakk'dandır irşad
    mürid-i hakk, murad ile olur şad
    .........
    demişdir bazı kamil şeyh u üstad
    bulara hazret-i hızr itdi irşad

    (bkz: ahmet yaşar ocak)
    (bkz: hızır-ilyas kültü)
  • bahçede, saksıda değil, dağda, bayırda yetişen yaban çiçeklerine "üveysi" denir. bunlar kayaların arasından zor iklim ve doğa şartlarına rağmen çıkarlar ve bahçede, saksında yetiştirilen çiçeklere göre daha renkli, kokulu ve uzun ömürlü olurlar.

    (bkz: veysel)
  • denir ki kanadı kırılmadan girmek nasip olunmaz bu kapıya. ilham olunur ki kırılmalıymış kanat ki tamir olunurken bir yenisi eklenebilsin hakikat sıfatlarından batın bünyeye. böylece uçulabilsin, çift kanat ile.

    beyazların sultanı himmet eylerse bakıveririz tezce dürülür devran. kıyamet bitmeden kıyam ediveririz.
  • zorlanmadan çekilecek zikirle ulaşılabilecek makam. yani denemedim ama verilen bilgilere göre öyle görünüyor. peki islam dini açısından zararı veya yanlışı nedir bilemiyorum.
  • üveysilik adı altında bahsedilen birçok şeye aldırış etmemekte fayda olduğunu söyleyeyim. bu bilgilerin çoğu yalan yahut eksik, sözü edilen deneyim ve temasların çoğu ise rahmani değil, tam zıddı cinni ilhamlar neticesinde gerçekleşen oldukça sıkıntılı durum veya konumlardır.

    veysel karani efendi hazretlerinin adıyla anılarak şereflenmiş bu yol ismi ile müsemma olan çile ve yokluk kapısıdır. aşk ile birlikte aşka da aşık düşmüşlerin kapısıdır. yanmışı pişirir, pişeni ise kül eder.

    gariplerin yoludur. zira küllenenin hikâyesi gariptir. küllenenin, evveline dair hiçbir alakası kalmaz ki, nasıl gariplikten bahsedilmesin? o artık büsbütün başka bir şeydir. dışarıda kalana göre değersiz, hatta belki de yok hükmündedir.

    enbiya yahut evliyaya, yahut vasıtasızca allah'a duyulan bir aşk; böyle olmasa dahi, kişinin nefsine olan iman edişini bir mühlet zedelemiş, onun benliğine duyduğu koşulsuz aşkı ayakları altında çiğneyerek firavunluğunun sarayında zelzele çatlakları oluşturmuş dünyevi görünen bir aşk dahi bu yolun ruhsatı olabilir. çünkü dünyevi görünen o sevginin bile dünyaya dair olan kısmı ancak gövdesi ve dallarıdır. onun kökleri rahmana uzanır.

    zira o kişinin düştüğü dipsiz görünen bir kuyudur. yakalandığı amansız bir tufan, içinde sıkıştığı nefessiz bırakmış bir mağaradır. onu sarandan, kendi kuvvet ve iradesiyle kurtulamayacağını belletmiştir mecnun olana girdabı. hep deneyip, hep de yenilmiş olan, teslim olmaz mı artık rüzgâr ve denize; evvel ve ahir, zahir ve batın olan, her şeyin tek sahibine? artık menzilinde yalnızca "o" kalmaz mı?

    muma aşık pervane, güneşin varlığını bilince iflah olur mu artık? leyla'yı ikinci defa bulan mecnun'a leyla'dan ne fayda? mülkten, sefadan, neşeden, artık mecnun'a ne fayda? ne güzeldir şimdi tufan çattığında onu saklayan gemi. onu yutmuş balık, kapamış kovuk, hapseden kuyu... o, bu yolun yusuf'u, yunus'u, nuh'u ve uyuyanları değil midir artık? çile, onun öz yâri ile meşki değil midir?

    "ya rabbî, onlar bilmiyorlar, bilselerdi yapmazlardı."

    kısa kesmekte fayda var. bize düşen şu kadarını söylemek: allah'ı tesbih etmek elbet güzeldir, umulur ki daha çoğunu yapalım. yahut mâna aleminde bir zatın huzuruna çıkmak ve onun feyzinden yararlanmak. ancak yanmaktır kişiyi üveysi yoluna sokan. tıpkı üveys el karani (k.s) hazretleri gibi, tutuşmak, varlıktan büsbütün geçmektir. üstelik bu hâlden sonra dahi, bir veli, nebi yahut hızır (a.s) ile temas sağlaması, kişinin yolunu garanti altına almasını sağlamaz. bu nedenledir ki "mürşidi olmayanın mürşidi şeytandır" denegelmiştir. üveysi kapısından nasibi olan bile, sürekli, usanmadan bir yakarış ve dileme hâlinde "zahir" dünyada şeyhini aramalı, onun himayesine sığınmalıdır. yoksa hafifçe yağmurları tufan, küçücük çukurları da kuyu bilir. şeytanın çelmesini çoktan yemiştir de, henüz düşmemesine aldanarak bunu kurtuluş bilir. ta ki o helak edici an çatıncaya dek. mevla hepimizi böyle bir gafletten sakındırsın.