*

şükela:  tümü | bugün
  • başrollerinde nadir sarıbacak, görkem yeltan ve ersan uysal’ın oynadığı ve 38. rotterdam film festivalinde türkiye'yi temsil edecek olan film. senaryosunu tarık tufan'ın yazdığı filmin müzikleri rahman altın'a ait.
  • rotterdam film festivalinde wrong rosary ismiyle yarışacak olan ilk türk filmidir.

    http://www.filmfestivalrotterdam.com/…-799762245acd

    başarılar diliyoruz.
  • sevdiğimiz vicdanlı insan tarık tufan ile, oyunculuğu ve yazarlığı ile beğendiğimiz bir başka güzel insan görkem yeltanı buluşturan film. merakla bekliyoruz.
  • an itibari ile rotterdam film festivalinde en iyi film ödülünü almış filmdir.
    (bkz: yalnız ve güzel ülkeme armağan olsun)
  • rotterdam film festivali, yarisma fikrine uzak durdugu icin ana odulunu her yil uc filme paylastirir. bunu da ingilizce alfabetik sirayla ypar. bu nedenle bu sene son duyurulan film olan wrong rosary* yuregimizi hoplatmistir biraz, ama pasalar gibi almistir odulunu.
  • film olarak olmus, politik olarak aksamis filmdir, oyunculuk muthistir, erkek oyuncu odulu dibine kadar hak edilmistir, mutlaka bir yerlerde sanat yonetimi odullendirilmelidir.
  • tam tamına sade bir film. filmdeki suskunluk sanki karşılıksız aşkın üçüncü kişisi olmuş. nadir sarıbacak, görkem yeltan harika oynamışlar. özellikle musa karakteri hayat bulmuş, o nasıl bir oyunculuktur ya. musa'ya hem bayıldım hem içimi burktu. o nasıl bir sevmektir , kahve yaparken elleri titrer, sürekli iç çeker, sevdigini görmek için tekrar tekrar aynı tabakları yıkar, ortaokul çocukları gibi sokakta bekler, tesadüf numarası yapar. bu anlatamama ama içten içe alev alıp kül olma hali tren sahnesinde beni bitirdi.

    kelimeler musa'nın ağzında büyüdü büyüdü ama bir türlü söyleyemedi. ah be musa ah diyorum sana.. bazen bir şeyler yarım kalmak için varoluyor, neden niçin diyemiyoruz, denmiyor çünkü..

    clara biraz eksik kalmış, sanki daha çok anlatılsaydı daha mı iyi olurdu.onun ne düşündügünü ne hissettigini anlayamıyoruz. belki de onu anlatan sahne sahaflardan aldıgı siyah beyaz fotografları fotograf albumune yerleştirmesiydi, olmayan şeylerin oldugunu hayal etmek mi? belki..
    filmi berbaber seyrettigim arkadasım filmi çok sessiz ve eksik buldu ama platonik bir aşk nasıl anlatılabilirdi ki başka ?

    seyretmek gerek..
  • nadir sarıbacak ve görkem yeltan'ın harika oyunculukları dışında izlemeye değer pek az yanı olan film. hikayenin arasına serpiştirilmiş mizah unsurları bu pek az tarafın bir kısmını oluşturuyor. dikkatimi çeken bir nokta şu, filmi izleyenlerin birçoğu filmin klişelerden olabildiğince uzakta olmasına övgüler yağdırmış. doğurmak üzere olan kadının kiliseye sığınması, doğumda vefat etmesi, kızını rahibelerin büyütmesi, babasının onu arayıp bulması, fotoğraflarını çekmesi, bu fotoğrafların musa tarafından görülmesi; bütün bunlar size de pek tanıdık gelmedi mi? bana kalırsa bu filmin bu çeşit bir algıyı uyandırmasının sebebi mutlu sonla bitmemesinden başka bir şey değil. zaten işin içine hollywood ending de girseydi, bu kadar kelamı hak etmezdi sanıyorum.
  • yönetmeni, oyuncuları, senaristleri ve ortaya çıkan ürünle eksiksiz bir film.

    zaman ve uzam açısından sürat ve akışkanlık talep eden modernlik sonrası dünyaya "simit var peynir var her şey var" diyerek duraklama ve nefes alma alanı açan, kutuplaşmalar, ikilikler ve karşıtlıklarla örülü yaşamlarımıza masumiyet iksiri katan bir film.

    filme ingilizce adını veren "katolik tesbih"in müezzinin elinde camiye karışması sahnesi yürek ısıtan cinsten.