şükela:  tümü | bugün
  • en belirgin özelliği download hızıdır.
  • en belirgin özelliği sol framede görünce hangi film olduğunu hayatta hatırlayamamanızdır. eksisözlükte bir sanat ederinin orjinal adını yazmaktan en muzdarip gruptur. seyrettiğiniz film için yorum yapmak istersiniz ama türkçesine birisi bkz vermemişse bekler durursunuz, birisi yazsın diye.

    ayrıca bazen sol framede tanıdık film ismi görürsün dalarsınız ama uzakdoğu sineması ise dalamazsınız sadece hissedersiniz, sanırım bir film ismi bu diye. bazen sıkıntıdan dalarsınız ki, okuyunca çok severek izlediğiniz film çıkar.. ama yine de adını ezberlemek öğrenmek gibi zahmetlere girmezsiniz.

    ama her dili hemen kapan manyak arkadaşlarınız vardır ? hiç sorgulamadan atlarlar..

    - abi wou mee chen do yak'i seyrettin mi ?
    - şu sonundaki "yak" yabancı gelmedi ama.. bilmem ki..
  • bilindiği üzere uzakdoğu sineması 90'lardan beri (eskilerden kurosawa, ozu istisna) dünya sinemasına yön veren ekollerden biri olmuştur. bunda elbette artık kendini tekrar eden, benzer senaryolarda boğulan holywood'un, uzakdoğu filmlerinin özgün senaryolarını alıp yeni çevrimler yapması etkili olmuştur. bu yeni çevrimlerin kökeni çoook eskilere dayansa da (seven samurai'den beri) 90'larda hız kazanmış; özellikle amerikan korku sineması neredeyse uzakdoğu sinemasından bağımsız düşünülemez duruma gelmiştir.
    ancak yıllarca sadece dövüş (karate demek daha doğru olur) ve korku sinemasıyla anılan/özdeşleşen uzakdoğu sineması, 90'lar itibariyle kimliğini buldu diyebiliriz.

    tokyo hikayesi gibi kült bir filmin yönetmeni ve ilk önemli uzakdoğulu sinemacılardan japon yasujiro ozu;
    en sevdiğim filmlerden ikisi olan yedi samuray ve raşomon dışında ran, yojimbo gibi efsanevi filmleri ile tüm zamanların en büyük yönetmenlerinden japon akira kurosawa;
    yağmurdan sonraki soluk ayın öyküleri (ugetsu monogotari) filmi ile japon kenzi mizogucci;
    sinemanın önde gelen isimlerinden ilkbahar yaz sonbahar kış ve yine ilkbahar, boş ev, fedakar kız, rüya, nefes gibi filmlerin güney koreli yönetmeni kim ki duk;
    kaplan ve ejderha, brokeback dağı, dikkat şehvet, aşk ve yaşam filmlerinin tayvanlı yönetmeni ang lee;
    ihtiyar delikanlı ile gönüllere taht kuran güney koreli chan-wook park;
    favori filmlerimden olan aşk zamanı, chungking ekspresi, zamanın külleri, 2046 gibi filmlerin hong konglu yönetmeni wong kar-wai;
    bebekler (dolls) ile japon takeshi kitano;
    animasyon deyince akla gelen ilk isimlerden ruhların kaçışı ile japon hayao miyazaki;

    uzakdoğu sinemasının önde gelen isimleridir.
  • amerikan sinemasinda siddete iliskin ifadeler patlamalar, yuksek ses, kirilan camlar, yanginlar ifade edilirken, uzakdogu sinemasinda siddet daha yalin, daha gercek ve saf bir sekilde yerini alir. katiksizligi ve insani rahatsiz etmesinin nedeni belki amerikan sinemasinin aksine metalara degil insanlara yogunlasmasidir. aciyi insanin uzerinden, insanin suratindaki aksinden yansitir. gercek gelir, katiksiz, kurmaca olmayan, yalin, kendi gibi. o yuzden sanirim kimi zaman sinemada seslerin kesildigi, muzigin, gurultunun kesildigi ve tum dikkatinizin bir insanin suratindaki aciya yogunlastigi noktada aci en katiksiz halindedir.

    (bkz: siirsel)
  • bilgelikle cahilliği ,şiddetle zerafeti biraraya getirme konusunda nadide örnekler veren yükselen sinema.
  • iran sinemasında olduğu gibi komplekslerinden kurtulup kendi öz benliklerine döndükçe ve oradaki el değmemiş hazineyi evrensel dile başarıyla uyarladıkça insanlığa muhteşem tatlar armağan eden, gitgide şerbetlenen sinema ekolü. uzakdoğuda aheste akan yaşamı, halkın yarattığı yüksek kültürü ve müthiş estetiği, hayatın her anına içkin garip hüznü bu yaratıcı insanların penceresinden izlemek paha biçilmez bir deneyim. her birine ayrı ayrı teşekkürü borç bilirim. ve darısı başımıza.
  • hakkında ahkam kesecek bir bilgi birikimim yok.
    da çok uzun zaman evvel festivalin birinde, şimdi ismini hatırlayamadığım bir film izlemiştim. kısaca, yaşlanıp eski güzelliğini kaybettiği için tv/sinema sektöründeki popülaritesini yitirmiş depresyondaki aktristimiz, genç görünebilmek adına her türlü estetik kozmetik organik yöntemi dener ama nafile. son çare, kentin varoşlarında yaşayan bir mantıcının methini duyar. kürtaj yaptıran genç kızların ceninlerinden yapılan bu mantılarla gençleşildiğini öğrenen aktristimiz, doğruca mantıcıya gider ve filmin en rahatsız edici/akıldan çıkmayan sahnesi başlar. aktristimiz katır kutur ceninli mantıları slow moşın afiyetle yir...

    hala ne zaman 20'li yaşlardaki kızlarının ablası gibi görünmeye çabalayan anneler görsem, hep bu sahne aklıma geliyor.
  • zaman algıları kesinlikle bizimkinden farklı filmlerdir. bizim sırrına asla erişemeyeceğimiz bir dinginlik hakim, aksiyonun dibine vurmuş olanına bile. konuşmalara bel bağlamamaları, söylemekten çok göstermeyi becerebilmelerine hayranım en çok. bizde bu ekolden bir nuri bilge ceylan çıkabildi. uzun ama sıkıcı değil, her bir sahne, her bir plan yerli yerinde, fotoğraf estetiğinde. bizde söyleyecek sözü olan çok ama göstermeye muktedir olan az maalesef.
  • (bkz: bin jip)