şükela:  tümü | bugün
  • bir yalnızlık birimi.
  • bizim evden bakkala kadardı ben küçükken.
  • ey sevgili
    uzaklıkta keramet var bilesin
    uzaktan sevdiğin kadar
    yakından sevemeyeceksin

    düşük şuurlar için
    yakınlık illettir
    kuyuda oturana
    yakınlık bir zillettir

    görmedin mi
    peygamber için
    ne dediler
    bu da bizim gibi beşerdir
    pazarlarda gezer

    kör olası nefsin görüşüdür bu
    ikisi de kuştur diye
    karga ile bülbül bir olur mu

    nefsin bakışı sende oldukça
    iyisi mi uzak dur
    işte uzaklığın kerameti budur
    (isnetus 2019)
  • "saat 2:22, sevgilim beni düşünüyor" gibi saçma şeylerden medet ummak.
  • insanlar arasında kilometreler ile olanı aşılan, fakat gönüller arasında olanı aşılamayan, acı veren, yaşamdan soğutan mesafedir.
  • metreyle ölçülmez. kafandadır her şey. kafana yakınsa yakındır; değilse uzaktır period
  • iki gögüs arasındaki uzaklık oraya yaslandığında dünyanın en huzurlu yerini vaad ederken bakana, iki dağ arasındaki uzaklık dumanla birbirine haber ileten insanın hayal gücünü geliştirmişken, iki fikir arasındaki uzaklık birbirini öldürmesini telkin ederken beyinlere, iki şehir arasındaki uzaklık elleri birbirine değemeyen sevgiliye kabus olabilir.

    birimi nedir, ne zaman tehlikeli olur, ne zaman kayda değer, ne zaman önemsenmeyebilir, ne zaman en önemli şey haline gelir, bu soruların cevabı bilinebilir mi? hayat bunları düşünmeye değecek kadar değerli mi? zaman geçerken bunların cevabını fısıldayabilir mi? alınan cevap tatmin edebilir mi? bu uzaklıklar kafa karıştırmaya yeterken, kalplerin deymesini umursamamak insanlık suçu sayılabilir mi? bunun için idam cezası tekrar meclisten geçer mi?

    geçen zaman insanın gençliğiyle arasındaki uzaklığı perçinlerken olgunlukla arasını yapmış olur mu aslında, neresinden bakınca uzaklık kabus haline gelir? bu uzaklığın kabuslarını dindirmek için uykudan uyanmak işe yarar mı? tekrar uyuduğunda yeniden göreceğini bile bile yatağa gidilir mi? çarşaflarını yeni değiştirmiş olsan da mis gibi kokmaları yıkanmış olmalarının çok uzak olmamasındandır da insan buna aldırır mı? yine kirlenecek yine makinanın 60 dereceli pamuklu programına atılacak ve sil baştan yapılabilinecek midir?
  • bir ölçme yolu da fotoğraf çektirmek olandır. bir arkadaşınız vardır, zamanında çok sevdiğiniz, ama şimdi eskisi gibi olmadığınız. bir yerlere gidersiniz topluca, herkes gülüp eğleniyordur, ellerde fotoğraf makineleri dolaşıyordur, bir kaç kişiyle beraber gülerek ışıl ışıl gözlerle verdiğiniz bir pozdan sonra, başka bir fotoğraf daha çektirmek için üzere adım attığınızda donup kalırsınız bir an, ona "gel beraber fotoğraf çektirelim" diyemiyorsunuzdur. her ne kadar 10 dakika önce konuşup gülüyor olsanız da, aynı kareye giremiyorsunuzdur. gün içinde ellerinde makineyle gezip ''hadi geçin fotoğrafınızı çekelim'' diyen insanlar, siz ikiniz yan yana dururken ''gülümseyin'' demeyi akıllarına getirmiyorlardır. bazen uzaklık aynı ortamda veya yan yana olsanız bile, santimlerle metrelerle değil, aynı fotograf karesine giriyor- giremiyor olmak cinsinden ölçülür. birbirine değecek kadar yakın, ama aynı kareye giremeyecek kadar uzak olmak, iç sızlatan ah çektirendir, özellikle de akıllarda ilk gençlikten kalma, parıldayan gözlerle bir karatahta önünde birbirine sarılmış iki çocuk fotoğrafı kaldıysa...
  • melankolik bir insan için yalnızlığın birebir karşılığı sanırım.

    alışverişi hep tek kişilik yaptığında, gördüğün güzelliklere hep tek başına şaşırdığında, şarabını tek başına yudumladığında, karşındakini olabildiğince hissetmek için telefon ahizesini kulağına yapıştırsan da yeterli olmadığını anladığında, fotoğrafları gününde paylaşamadığında, napıcağını bilemediğin zamanlarda bilgisayar ekranına sarılmak istediğinde, sevdiklerinle mimiksiz, temassız tartışmalarında, dinlenilen bir parçada, eski resimlere her baktığında, sabah kalktığında, banyodan çıkıp ufacık bi odada tek başına olduğunu tekrar algılayıp "sıhhatler olsun" diyen, gece yatmadan önce bilgisayarını kapatırken masaüstündeki kıymetlinden başka "iyi geceler" diyebildiğin kimsenin olmadığını fark ettiğinde, annenin üzgün, çok ötelerden gelen sesini her duyduğunda, "seni özledim"lerin sayısını kaçırdığın, istediğin her vakit elin telefona uzansa da özlediklerini arayamadığın anlarda, güneşe, yıldızlara yanlız baktığında, ve dahi uzun bir süre daha bunun böyle olacağını hatırladığında oldukça kuvvetle hissedilendir.

    kırmızı ışık her söndüğünde bir türlü yeşile geçemiyor. hep sarıda takılı kalıyor "bekle" dercesine. "hoop tombiler" de yeterli olmuyor çoğu zaman. ama her geçen gün yaklaşmaya çalışıyorum. mesafe baştaki kadar uzun olmasa da zorlaştırıyor her şeyi. uzun adımlar bile kısaltamıyor mesafeyi. bitecek diyorum ama, her sabah doğan güneşle tekrar ve tekrar yüksek sesle.
  • ne kadar sürecek olduğunu bilmiyorsan bi de bunun, daha da can sıkıcıdır. bir kronometre olsa keşke, şu kadar süre sonra uzaktaki yakın olacak diye gösterse. zaman ilerledikçe sevinsen. ama şimdi sadece zamanın akışını izlemekten başka bir şey yapamıyorum. olmasını istediklerim de uzaktalar ve ne zaman olacaklarını bilmiyorum. uzaklık.. o kadar anlamsız geliyor ki bana artık bu kelime. hiç yakın olmadıklarım da bana uzak sayılır mı? birbirimizden uzak olmamız için, daha önce yakın olmuş olmamız gerekmez mi?