şükela:  tümü | bugün
  • kendisinin meshur bir sözüdür de.

    kendisi sozu ile bahsedilen immanuel kant'dir.
  • 1804 yılında ölen immanuel kant'ın königsberg'teki mezar taşında yazan söz.
    (bkz: ahlak felsefesi)
  • tuhaf bir sekilde tokugawa zamaninda fukuzawa yukichi nin bati dunyasina dogru sarfettigi sozleri animsatan cumle. aynen soyle demis yazar; (bkz: fukuzawa yukichi/#10238516)
  • gokyuzunu anladik da oyle bir ahlak yasasiymis ki icinde olan, sirf zaman-mekan-baglamdan arindirilip evrensellestirilebilsin diye birinin hayatini kurtarmak icin dahi yalan soylemeyi ahlaksizlik olarak addediyormus. bir insanin icinde boylesine bir nizamin zorunlulugunu hissetmesi epey agirlik yaratsa gerek.
  • hem hayret hem hayranlık var bu cümlede.
    kant'ın kavramıyla yani hayranlıkla işgörecek olursak kant'ın cüssesini herhangi bir yıldıza oranlayalım:

    boy: 1. 57 cm.
    ağırlık: 57 kg.
  • bu sözden bir şey anlayamayanlar olabileceğini düşünürsek, kant, deney ve gözlem'e önem vermesinin yanı sıra ahlak konusunda da en önemli yol gösteren olarak vicdanı öne çıkaran biridir. dış dünya her ne kadar sonradan bize bilgi veren olsa da vicdan, doğuştan hepimizin içinde olan bir şeydir. ve akıl da bu karışımdan nasibini alıp kullanılacaktır ki doğrudan uzaklaşmayalım.

    mezar taşında yazan bu sözle iki şeye hayran olduğunu anlatmak istiyor. üzerindeki yıldızlı gök(evren) ve içindeki o muhteşem, kusursuz ahlak yasasına(vicdan). diğer tüm şeyler fasa fiso, salla gitsin diyor bir açıdan bakarsan.
    tabi ki konu kant olunca bir cümle yetersiz ama kendini tek cümlede özetlemenin en güzel örneklerinden.
  • "zwei dinge erfüllen das gemüt mit immer neuer und zunehmender bewunderung und ehrfurcht, je öfter und anhaltender sich das nachdenken damit beschäftigt: der bestirnte himmel über mir und das moralische gesetz in mir"

    meâli (naçizane): iki şey, düşünce sık sık ve derin bir biçimde onlarla meşgul olunca, ruhu hep yeni kalan ve gittikçe artan bir hayranlık ve haşyetle dolduruyor: üzerimdeki yıldızlı gök ve içimdeki ahlak yasası
  • immanuel'in annesi anna kant; çağın kadınlarına göre daha iyi denilebilecek donanımdaydı. kant'ın çocukluğu sırasında doğayı tanımasında ona çok iyi bir kılavuz oldu.

    kant büyürken prusya'da jakob spener kurduğu ve august hermann francke in yaydığı pietizim güç kazanıyordu. pietizim dogma ve detaydan arındırarak lutherizmi saflaştırmaya çalışıyordu. kantın annesi bu öğretinin içindeydi. ama klasik pietistlerden ziyade barışık ve oğluna karşı sevgi ve saygı besleyen onu birey olarak görüp şevklendiren biriydi.

    kant üniversitede annesinin ona küçükken kazandırdığı doğayı inceleme becerisiyle sadece profesör ve düşünür olmamış aynı zamanda annesinin ona öğrettiği ahlak kurallarıyla barışık birey olmuştu.

    two things awe me most, the starry sky above me and the moral law within me

    işte sonuç olarak evreni bir deney tahtası gören kant içindeki ahlak kurallarını terk etmeden bunu yapma kaygısını hep taşımıştır. bu denge onu huşu içinde kılan iki şeydir aynı zamanda ikilemde bırakan iki şey belki bu yüzden bir ara bulucu olmuştur.

    bu cümle benim n'zaman aklıma düşse

    o yıldızlı oynaşan mehtaplı gökyüzüne bakarken günaha giriyormuş gibi hissederim.
    bu seyrin hazzından beni alıkoyacak şey içimdeki ahlak kurallarıdır.
    ama bu ahlak kuralları beni durdursun diye aynı gök kubbenin altında var olmuş birilerince baki kılınmıştır.
    ve bana dayatılmıştır amma ve lakin ben buna karşı gelecek güçte değilmişim gibi hissederim.
  • kendisinin, "öyle eylemde bulun ki senin eyleminin maksimi(güdü) tüm insanlar için genel geçer bir yasa olsun." sözü de hayatında en önemli yere oturttuğu bu ahlak yasası ile ilişkilidir.