şükela:  tümü | bugün
  • nasıl ki bir çağ üzerine tembellik hakkı yazıldı. bizim çağımızın da yegane hakkı bu olmalıdır. evet üzülmeme hakkı. aşırı zengin hayatlar için üzülmeme hakkı !

    aşırı uçlar toplumlarında, sistemin doğasına uygun ama emek açısından herhangi bir karşılığı olmayan, babadan oğula geçen bir adaletsizlik biçimini almış aşırı zenginliklerin, insani değerleri aşındırdığı ortadadır.

    kaçta uyuyup kaçta uyanacağımızı, kime aşık olup kiminle evleneceğimizi, ne yiyip içeceğimizi, nasıl bir oksijeni soluyacağımızı kısacaso hayatımızı paranın belirlediği bir ortamda neye üzülüp neye sevinecemizi de pararanın belirlemesi kadar normal bir şey yoktur.

    senin yıllarca çalışıp, saatlerce ter döküp bir kenara koyamadığın parayı birilerinin bir cekete, bir şişe şaraba, bir hafta sonu eğlencesine harcıyor olması, yeterince rahatsız edici bir haldir. etmiyorsa sorun var demektir.

    zira rahatsızlık duymayan veya duyduğu halde duruma karşı çıkmayanlar da bu düzeni kabul etmiş bir gün zenginlik sırasının kendilerine geleceğini düşünen zavallılardır.

    ama konumuz bu insanlardan değil. konumuz durumdan rahatsız olanlar, bu duruma ses çıkaranlar. oda ısısına sabitlenmiş şartlarda ezberletilmiş insani değerleri savunanların nezdinde insanlıktan çıkmış dahi sayılabilen insanlar.

    bu insanlardan biri de benim. en kıymetli şeyimin yani zamanımın büyük çoğunluğunu, karşılığı bile olmayan parayı kazanabilmek uğruna veren bir insan olarak, bırakın bari sevinmesek dahi üzülmeme hakkım olsun diyorum.

    bu hak çağın şartları ve o şartlarda yaşayan aşırı uçlar toplumu tarafından bizlere bağışlanan bir haktır. zira başta da belirttiğim gibi birilerinin yıllarca çalışıp en değerli şeylerini yani zamanlarını ortaya koyup kazanamadıkları paraları fütursuzca savuran insanları sevmiyorum. onların yaşamları beni son derece rahatsız ediyor.

    dolayısıyla onlar için üzülmüyor üzülemiyorum. evet üzülemediğim insanlar gerçekte kötü insanlar olmayabilir ve diyebilirim ki şu ana kadar karşılaştığım zenginler karşılaştığım fakirlerden çok daha iyi, dürüst ve naziklerdi. ama burada mesele onların ne kadar iyi ve nazik, ne kadar yardım sever olmaları değil. zaten birileri üzerine öfkeye kapılmak için sadece iyi veya kötü kriterleri değildir geçerli olan. veya belki de kötülük kavramı yaşadığımız çağın şartlarına göre tekrar değerlendirilmeli. onlar belki kötü insanlar değiller evet onlar benim gibi düşünenlerin nefretlerini bir paratoner gibi üzerlerinde toplaya, sistemin pozitif mağdurları.

    fakat birileri çıkıp bizi üzülmeye zorluyor, her şey normalmiş gibi davranmamızı, duygularımızı dünyamız güllük gülistanlıkmış gibi güdülememizi istiyor, aksi halde insanlıktan çıkmış varlıklar olacağımızı söylüyorlar. ne büyük iki yüzlülük, ne büyük körlük.

    kimsenin yaşadığı bir acıya seviniyor değilim. elimde bir sihirli değnek olsa belki yine onların başına gelen kötü bir hadiseyi engellemek için kullanırdım. belli ki her şeye rağmen yine insanlığım kalmış, şimdilik üzülememek kadarı aşınmış. kim bilir belki de insani değerlerimizin tamamı aşınmalı, aşınmalı ki düzenin değişmesi için biz aşırı uçlar toplumunun negatif kıyısında ikamet edenler bir şeyler yapmaya koyulsun !

    burada şu eleştiriye de bir açıklık getirelim. "senin son model telefonun var o zaman olmayan da senin acına üzülmesin"

    burada meseleye kıskançlık, çekememezlik ve hasetlik değil. duruma aşırılık perspektifinden bakmak gerekli. emek açısından herhangi bir karşılığı olmayan aşırı zenginliğin ve bu zenginliğin sistem tarafından rasyonelleştirilebiliyor olması. yine insan emeği kadar kazanır kazandığı kadarıyla aldıklarının harcadığı emek bağlamında bir karşılığı bulunur. ortalama normlarda karşılığı bulunan ekonomik farklar, ortalama bir düzende insani değerleri aşındırıcı bir niteliğe sahip değildir.