şükela:  tümü | bugün
  • ortada aldatma şiddetli geçimsizlik gibi geçerli bir sebep olmadığı sürece hangi tarafın bitirdiğinin önemi olmadan insanı yıkan durumdur.

    uzunluk kavramı kişiden kişiye değişir evet. bir insan için 1 hafta uzundur, başka biri için 10 yıl. ancak nasıl uzunluk kavramı göreceli ise karşısındaki insana verdiği değer sınırları aynı şekilde uzar yada kısalır insanın. yani 1 haftayı uzun gören birisi eğer bir insanla 1 hafta geçirebiliyorsa o insana gerçekten değer verdiği içindir. onun için önemli olduğundandır.

    işte insan değer verir önem verir sonsuza kadar gideceğini umar ama biryerde bakmıştır ki o ilişki bitmelidir. ne onunla oluyordur ne de onsuz. onsuz alacağını düşündüğün her nefes sana ölüm gibi gelirken onunla aldığın her nefes ise işkenceden farksız bir hale dönüşmüştür. ölürsem de bir kere ölürüm dediğin eşiktir uzun süreli ilişkinin bittiği eşik.

    ardından ise en iyi terapi kendi kendinize uygulayacağınız terapidir. asla yalnız kalmamaya çalışmalısınız. arkadaşlarınız ile dışarılarda gezmeli eve sadece yatmaya girmelisiniz. kendinize yeni uğraşlar bulmalı, şiir kitaplarınızı arkadaşlarınıza ödünç vermeli slow müziklerden ise ölesiye kaçmalısınız. sürekli onunla beraber gittiğiniz mekanların önünden dahi geçmemelisiniz. telefonunuzdan mesajlarını fotoğraflarını kesinlikle silmelisiniz.

    not: o kadar akıl verdin uyguladın mı derseniz. cıkk. olmadı denedim ama uygulayamadım. evet şiir kitaplarından, mekanlardan, şarkılardan kaçtım belki ama kendi zihnimden kaçamadım. 3 yıllık her anımızın birlikte olduğu bir ilişkiden çıktım bir hafta önce. bir haftadır gözlerimin dolmadığı bir gün dahi olmadı. başımı her yastığa koyduğumda onu düşünmeden gözlerimi yumduğum bir gecem, gözümü her açtığımda aklıma onun gelmediği bir sabahım olmadı.

    bir bakalım şimdi tanımlar tamam. tavsiyeler tamam. başımdan geçenler kısmı da tamam. şimdi siktir olup yatağıma yatabilirim. sizde öyle yapın. gözlerinizi yumun ve gözkapaklarınızın arkasında beliren anılarınız ile güzel vakit geçirin. çünkü elinizde kalan tek şey o artık.
  • tüm etkileri 5-6 ay gibi geçiyor. o süreçte ne kadar sıkıntılar çekilse de, geçeceğini bilerek zamanı harcamak, yapılması gereken en önemli şey. böyle olunca, zorluklarla daha kolay baş edebiliyorsunuz. daha sonra o sıkıntılı günleri hatırlayıp "ulan ne salakmışım, boş yere üzmüşüm o kadar kendimi." demek ziyadesiyle mümkün. hatta kaçınılmaz.

    bu sürece destek olması mahiyetinde yapılabilecek ek eylemler de var tabii. mümkün olduğunca yalnız kalmamak bunlardan ilki. arkadaşları toplayacaksın başına, takılacaksınız öyle. ben buna ek olarak online olan bir oyuna başlıyorum genelde. ne dert kalıyor ne tasa.

    bir süre sonra, mesaj atsa bile açıp okumayacak hale geliyorsunuz. zaman mükemmel bir şey. dediğim gibi, ilk 6 ay geçtikten sonra çok büyük bir rahatlama geliyor. o zaman artık duruma iyi yönlerinden bakmaya başlıyorsunuz. "sevgilimden ayrıldım ühü ühü ühü", bitiyor ve yerine "özgürüm lan" geliyor. bu his, yeni ayrılığın getirdiği gaz gibi algılanabilir. bir süre sonra etkisinin azaldığı doğru lakin hep sizinle.

    bir süre sonra vücut zaten savunma mekanizmasını devreye sokuyor. "ulan iyi ki ayrıldım hea, şimdi devam etseydik yine aynı gürültü patırtı olacaktı zaten." demeye başlıyorsunuz. bu çok yerinde bir söylem aslında. ayrılmak, çoğu zaman için son çaredir. oraya gelene kadar yolunda olmayan bir takım durumlar peydah olmuştur. ve inanın, iş oraya kadar geldiyse geri dönüşü olmuyor. o yüzden bir kere yaşanıyorsa ayrılık, yeterli. çünkü o kadar fazla yerden kırılmış oluyorsunuz ki, tekrar bir araya gelseniz bile bir istikrar sağlayamıyorsunuz. patafix ile duvara yapıştırılan ağır bir posteri düşünün. yere düşüyor, siz tekrar asıyorsunuz. duruyor da. ama bir süre sonra tekrar düşüyor. demem o ki, eğer bu süreçten zihinsel olarak en az zarar alarak çıkmak istiyorsanız, ayrıldığınız kişiyle tekrar bir araya gelmeyin.

    neyse, uzattım. velhasıl kelam, eğer ayrılık yaşanıyorsa bırakın yaşansın. çünkü o sorunlarla ilerlemek çok daha zor olacak. dünyaya bir kere geliyorsunuz ve bu dünyada bir tek "o" yok. rahat olun.

    ekleme: bir de bu şarkıyı dinlemeyin :)

    https://www.youtube.com/watch?v=qoenkzsg-cm
  • yaşayan bilir ancak.acıtsa sadece dersin bazen ama acı kelimesi hiç kalabilir.bazıları sorar kendine şimdi ben ne yapacam diye bu alışkanlıktır ama bazıları da derki ne ara böyle olduk bu da sevgidir diye düşünüyorum.illaki alışkanlık vardır ama sırf alışkanlıklara üzülmez insan.
    kokusunu özler gülüşünü özler bazen sadece öyle yani sadece var olmasını özler.
    tabi bazı durumlarda neden bittiği de önemlidir.ki ben inanıyorum ki gerçekten güçlü bir sevginin karşısında ayrılığın hiç bir şansı yoktur.illa ki hatalar yapılır illa ki ikili ilişkilerde sıkıntı da yaşanır ama iki tarafta bu durumun farkındaysa ve hala düzeltmek istiyorsa asla düzelmeme ihtimali olamaz.uzun süreli ilişki de insanlar eğer gerçekten güzel zamanlar geçirmişse en yakın dostu arkadaşi kaybetmenin de üzüntüsünü yaşar bazen öyle olur ki düzelsin istersin herşey o an gidersin birde bakarsın ki gittiğin kapılar sana çoktan kapanmış işte ilişki ancak o zaman biter ama umut biter mi bilmiyorum. bence ne olursa olsun hele ki uzun süreli ilişkin varsa bitmesi gerekiyorsa bile son bir kez daha canla başla çabala ve herşey biterse bigün yani iki tarafta artık sevgisini ikinci plana atarsa o gün bitir ama sevgi on plandaysa asla ama asla bu yolu seçmeyin derim.
  • iki taraftan birisi için uzun , uykusuz , yorucu geceler başlamış demektir.

    diğer taraf yeni sevgilisi ile takılmaya başlamış yada flört aşamasına geçmiştir.

    gecenin bu vaktinde diğer taraf mışıl mışıl uyuyordur , henüz uyumadılar ise çatır çatır sevişiyorlardır.

    tarafınızı seçin.
  • ilişkiler çoğu zaman bitmek için başlar zaten. hatta bana göre ilişkilerin hepsi biter, sadece bazılarında ayrılık olmaz.

    sürekli ilişkileri eleştirip sık ilişki yaşayan biri olarak ben de fazlasıyla eleştiriliyorum haliyle ama ben ilişkilere inanmadığımı ilişkinin içerisinde de sık tekrar eden biriyim. neyse konuya dönersek;

    ilk başlarda biten ilişkinin ardından giden için üzülürsünüz. ancak tecrübe kazandıkça her biten ilişkinin ardından yalnızca kendiniz için üzülmeye başlarsınız. çünkü birinin gidişine ya da birini geride bırakmaya alışmışsınızdır artık.

    ama yine de biten ilişki üzer. elbette alışkanlıklar, anılar vardır hatta salinger' ın çavdar tarlasında çocuklar kitabının son cümlesidir; ''kimseye bir şey anlatmayın, hepsini özlemeye başlıyorsunuz sonra'' ama -en azından kendi adıma- beni üzen şey bunların hiçbiri olmuyor. ben çok hayalperest yaşayan biriyim. yolda yürürken çok kısa bir sürede bir hayale dalar yanından geçtiğim evleri, insanları, sokakları fark edemem. bu zamana kadar araba çarpmaması gerçekten mucize çünkü -vallahi şaka değil- önümdeki telefon kulübesini görmeyip çarptığım vakidir. bu kadar hayalperest biri olunca biriyle birlikte hayal alemine dalmak daha kolay oluyor. hayatı onunla planlıyor, hayallere onu da dahil ediyorsun. ve ayrılığın ardından asıl üzen, yıpratan şey içindeki soyut boşluğu doldurmaya çalıştığın hayallerin de insanla birlikte gitmesi oluyor. çünkü her ilişkide tüm geçmiş tecrübene rağmen bu kez farklı olacak sanrısına kapılıp açıyorsun içini, içimi açmayacaksam ilişkiyi yaşamaya ne gerek var diyerek. o boşluğu fütursuzca gösteriyorsun karşındakine ve hayallerle dolduruyorsun o boşluğu ve bu sayede her ilişkide daha da büyütüyorsun aslında. her ayrılığın ardından da daha büyük bir boşlukla başbaşa kalıyorsun.

    ilk zamanlarda somut bir kayba üzülüyorsun. tutamadığın bir ele, göremeyeceğin bir gülüşe, okşayamayacağın bir tene... ama ilişkiler yaşayıp tecrübe kazanınca ayrılıklar artık sadece soyut kayıplar bırakıyor geride. içinde kocaman bir boşluk, neyle dolduracağını bilemediğin ve dahası kimsenin de çözemediği... herkes çözüm olarak kendini kandır diyor. işe odaklan, hobile bul... vs. vs. düşünme diyor yani.

    şimdi birlikte düşünmeyi sevdiğim insan da düşünme diyor mesela, sanki kendisi düşünmemeyi başarabiliyormuş gibi... bence düşünmek de bir tür lanet. bir arkadaşım ''bu kadar farkındalıkla yaşamak çok zor, buna devam edemezsin'' demişti. şimdi o da yok tabii hayatımda ki zaten böyle cümleler hep flörtlerden çıkar. oysaki kendimi özel falan görmüyorum. herkes benzer dertlerden muzdarip ve herkes hayatında, gerçek benliğini, o kadar mutlu olmadığını, memnuniyetsizliklerini apaçık gösterebileceği birilerini arıyor, istiyor yaşamı boyunca.

    acı olan şu ki siz(ben de tabii) içinizdeki o boşluğu sevecek birini arıyorsunuz ama aradığınız kişinin güzel/zeki/yakışıklı/kültürlü/zengin/popüler... (belki sadece biri belki hepsi) olmasını istiyorsunuz. siz, sırf siz onu seviyorsunuz diye birinin de sizi sevmesini istiyorsunuz. oysaki siz de onu bazen fark etmeseniz de belli nedenler yüzünden seviyorsunuz.

    bir ilişkiyi yürütmek için, biri tarafından sevilmek için ortaya sadece sevginizi koymak asla yeterli olmaz. sevilmek istiyorsanız sevgiden(sadakat, ilgi vs. de sevgiye dahildir) daha fazlasını verebilmelisiniz. birinin, içinizdeki o büyük boşluğa katlanabilmesi, orayı doldurmayı kabul etmesi için ona iyi bir teklif sunabilmelisiniz. işte bu gerçek böylesine ortadayken bir insanın gidişine pek üzülemiyorsunuz haliyle.
  • illa ki fiziksel olarak ayrı yaşamayı gerektirmez.

    ilişkisini çoktan bitirmiş, birbirlerinden kopmuş, birbirlerine karşı hiçbir şey hissetmeyen sayısız evli çift var.

    aşkın ve tutkunun bittiği yerde seks biter önce, ya da bir göreve dönüşür. önce, haftada bire; sonra da ayda bire iner. üç-dört ayda bir kısa ve kaba şekilde sevişen çiftler var. sevişme dediğim, acele bir şekilde yapılan penetrasyon olayı. kadın tatmin olmuyor. adam da el arabası ile boşalıyor. zevki paylaşmak falan da yok. seksin bittiği yerde de ilişki bitmiştir zaten.

    "çocuklarım için katlanıyorum bu evliliğe" en büyük yalandır. o çocukları da kendi mutsuzlukları ile üzerler. yazık değil mi? baba kızgın. anne mutsuz ve her zaman yorgun. sorunlar bitmiyor. aynı evde yaşayan iki yabancı. anne, erken yatar. baba ise salonda tek başına ya tv seyreder, ya oyun oynar, ya da 31 çeker.

    annenin ağzından baba ile ilgili güzel bir şey çıkmaz. en ufak şeyler kavgaya dönüşür. eşler birbirlerini kırarlar. evde ergen varsa, iyice hırçınlaşır. o da evde bulamadığı huzur, güven ve sevgiyi başka yerlerde ve insanlarda arar.

    ilişkinin bitmesi, eğer taraflar birbirlerine karşı dürüstse ve menedeni bir şekilde ayrılabiliyorlarsa, zor ama iyidir. bir arada yaşayıp birbirine (ve varsa çocuklara) işkence etmekten daha iyidir en azından.
  • çok darbe vurucu bir olay. benim başıma gelmedi. kuzenim ve çok yakın bir aile dostumun başına geldi. empati kurmak bile istemiyorum, insanı keriz yerine mi koymak dersin, hayallerin üzerine bir bardak su içmek mi dersin, onu kaybettiğine mi yanarsın. cidden felakat bir durum... sözlükte de vardır mutlaka bu şekilde yaşanmışlıklar.

    kuzenim erkek ve kız 20 yaşlarında flört ilişkiye başlıyorlar, 7 sene flörtlük dönemleri oluyor, artık aile ile tanışmacalara gidip geliniyor. evlilik hayalleri kuruluyor ve aniden kız tarafı lap diye çocukla ilişkisini bitiriyor ve 2 ay sonra bir başkasıyla evleniyor. kuzen pert. yıllardır kendini toparlayamamıştı.

    başka bir aile dostum.. bunlar 25 yaşlarında ilişkiye başlıyor ve 9 sene flört dönemleri oluyor. yine kız tarafı hönk diye çocuğu ortada bırakıyor. bir süre sonra bir başkasıyla evleniyor ve bir sene içinde o çocuktan bebeği oluyor.

    nacizane tavsiyem evlilik yolu üzerinde bir ilişkiniz varsa bu süreci yıllarca uzatmamak en iyisi... eğer çiftlerden biri 2-3 yıl flörtten sonra bile istemiyorsa zaten içinden de istemiyordur, uzamadan bitirmek en iyisi... bir insanla 7 yıl 9 yıl flört ne demek yahu. hadi flört ettin ama evlilik hayalleriniz varsa ve söz konusu durumda kişiyi yarı yolda bırakmak çok feci.

    cidden çok dramatik bir son.
  • bu durum bana hep şu dizeleri hatırlatır;

    “ölüm gibi bir şey oldu.
    ama kimse ölmedi.”

    (bkz: özdemir asaf)
  • ilişki diye bir şey var bir de uzun sürüyor.
    ne hayatlar var gerçekten imrenmemek içten değil.
  • bazısı sigara gibidir, zarar verdiğini bilirsin ama bırakamazsın.