şükela:  tümü | bugün
  • “aşırı güven saygıyı azaltır, bayağılık küçümsenmenize yol açar, fazla çaba da sömürülmenize neden olur. her şeyden önce şunu unutmayın sevgili çocuk: iki üç kişiden fazla dostunuz olmayacak, onlar için biricik zenginlik, sizin tam güveniniz olacaktır. bu güveni birçok kişiye dağıtırsanız, onları aldatmış olmaz mısınız? birkaç insanla başkalarıyla olduğundan daha samimi olursanız, her şeyinizi ortaya dökmeyin, ağzınızı sıkı tutun. günün birinde onları karşınızda bir rakip, bir düşman olarak bulacakmışsınız gibi tedbirli davranın her zaman. yaşamın rastlantıları sizi bu yola itecektir. o halde ne soğuk ne de ateşli bir görünüşünüz olsun. üzerinde kendini güç duruma düşürmeden kalabileceği bir orta yol bulmasını bilin.”
  • balzac'ın, bir aşk hikayesinin perdesi arkasında, ingilizleri itin götüne sokup çıkardığı roman.
  • aşkın çok iyi bir tanımını barındıran kitap. şöyle ki:
    "bir flütün deliklerinde notalar nasıl taksime uğrarsa, onun ruhunun sesi de ağzından çıkan kelimelerle öyle dağılıyordu. ruhundan kopan bu ses insanın kanını harekete geçiriyordu. kendisi farkında bile olmadan kelimelerin manalarını genişletiyor, insanın ruhunu insanüstü bir aleme sürüklüyordu. sonraları, kaç defa bitmesi gereken bir münakaşaya devam etmesine müsaade etmiş; insan sesinin bu konserini dinlemek, dudaklarından çıkan o havayı teneffüs etmek, onu göğsümde sıkmak arzusu ile kaç defa kendim haksız yere azarlatmışımdır. gülebildiği zaman kahkahaları bir kırlangıç ötüşüne benziyordu.
  • yıllardır balzac'ın bu romanı bir şekilde karşıma çıkardı. abartısız söylüyorum 12 yaşından bu yana tek bir cildine sahip olduğum bu kitaba karşı bir türlü kanım ısınmadı. ismi bana romantik bir aşk öyküsü izlenimi verdiğinden olsa gerek hiç yanaşmadım. ta ki 1 hafta öncesine kadar kitabın birinci cildini okumaya başlayana dek. zaten ne oldu ise ondan sonra oldu. kitabı bundan 2 yüzyıl önce sanki ben yazmış kadar aşina olmak bir yana felix'in yaşadığı ızdırapları ve bunları dile getiriş tarzı, tasvir ve betimleme ustalığı hayran olunacak cinstendi. kitap, balzac'ın en sevdiği yapıtıdır. sonrasında bu anlatılan olaylar zaten kendi yaşamından birer alıntıdır. yani balzac gerçekten böyle bir aşk yaşamıştır. ahh onu okuyanlar bilirler ki gerçekten bu roman yaşanılması arzu edilen bir aşk hayatıdır. ama ben şahsıma nazaran böyle bir sonla biten bir aşk yaşamak istemezdim.

    kitap bitti ama ben niye bu kitabı daha önce okumamıştım diye söyleniyorum. şu var ki kitapta kadına ve aşk yaşamına dair anlatılan tasvirler her ne kadar ustaca hazırlanmış olsa da hiç bir insan buna benzer şeyler yaşamadan bunları anlayabilecek ve özümseyecek nitelikte değildir.

    kuşkusuz buradan şunu anlıyoruz ki; en iyi öğrenilen yaşayarak öğrenilendir tezini destekler niteliktedir anlatılanlar. ama hiç bir ilişki yaşamadan bu kitabı okuduysanız yaşayanlara nazaran aşk ilişkilerini daha iyi çözümleyeceğinizi düşünüyorum. sözlükte epeyce bu konuyu deşmişler. yine de bu kitabı siz kendiniz okuyun ve yorumlayın.
  • neden bu romanı arada karıştırıp yeniden ve yeniden okuruz?

    balzac'ın plastik tümcelerini canlı canlı hissetmek için olabilir.

    uzun ve renkli betimlemelerini yeniden duyumsamak için olabilir.

    insan psikolojisini enine boyuna kavradığı için olabilir.

    hayata dair ayrıntıları bir psikolog gibi içeriden kavradığı için olabilir.

    işte buna romandan bir örnek:

    "seven bir kadın, erkeğini başka biriyle mutlu görmektense acı çektiğini görmeye razıdır."
  • okuduğum en iyi kitaplardan biridir.
    bu ekşimtırak yazarlar edebiyattan alıyorsa ben de ne olayım. elif şafak ve orhan pamuk'un kitaplarina yüzlerce yorum yapmaları bunun en büyük delilidir.
  • "ne var ki, insanın sevdiği bir kimse tarafından yaralandığını hissetmesinde
    bile ölçüsüz zevkler var."
  • balzac'ın sıradışı bir ifade yeteneği, imkansızlık teğetinde bir tasvir gücü, gereksiz fazla gelişmiş bir teşbih becerisi var. ve fakat, anlaşılıyor ki, kendisi; gündelik hayatta insanların bu nevii bir ifade karakteristiği takip etmediklerinin farkında değil, zira bu romanında tüm kişiler, kendisi gibi konuşuyor. açıkçası bu beni çok rahatsız etti, yani evet o teşbihler, duyguları fiziksel şeylere, fiziksel şeyleri duygulara benzeterek açıklamak, görsel ve diğer duyulara hitabeden tanımlamalar, insana ve duygularına dair tespitler, o güçlü, detaylı, zorlayıcı (adhd'li biri için 2 saat balzac okumak 6 saat aralıksız kanal tedavisi yaptırmaktan daha zorlu ve acı verici bir süreç.) ifadeler harika ama; keşke kitabın anlatısı ile sınırlı kalsa, ikili diyaloglara ve mektuplara girmeseydi. ferzan özpetek filmlerindeki yoldan geçen rasgele 10 kişiden 12 tanesinin eşcinsel olmasındaki sahtelik gibi, herkesin gündelik hayatında balzac gibi konuştuğu bir evren gerçeklikten çok uzak, yapay ve eğreti geldi bana. onun dışında, meeh bi aşk hikayesi işte. sanıyorum, bu derecede iz bırakmasının asli sebebi, mutsuz sonla bitmesi.
  • yarım bıraktığım iki kitaptan biri. ömrümce yazara saygısızlık olmasın bari diye hiçbir kitabı yarım bırakmamaya gayret gösterdim ama buna ciddi ciddi dayanamadım.

    ben sanırım beşeri "aşk" merfumunun biraz ayakları yere basan, biraz da gerçeklerden kopmayanını seviyorum.

    duygusallık güzel şey, tutku vb. ama o insanla hani hastalıkta ve sağlıkta birlikte olmak istiyorya insan; her gün çiçek, böcek, güzel kokular getirmez hayat. bunun karı var, kışı var, pis kokusu var.

    kimsenin sevdiceği de öyle tabir-i caizse taş gibi kalmıyor. bunun kilosu var, hastalığı var, yaşlılığı var hatta onu da geçtim sevgiliyi kaybetme ihtimali var...
  • hayatımda okuduğum "en sıkıcı kitap" ödülünü hala elinde tutan eser.