şükela:  tümü | bugün
  • paşa henüz sağken perada wagon lits diye bir fransız şirketi vardı.
    biz ana yurdu demir ağlarla ördükten sonra bu fransız şirketi de yataklı vagonları işletirdi. haliyle fransız, türk karışık bir personeli vardı. şimdi günümüzde dallama fransızlar olarak bilinen bu fransız amcalar fransızca'ya büyük önem verdiklerinden her yerde fransızca konuşuyorlar.
    tabii her yer denince kendilerinin beyoğlu'ndaki şirketleri wagon lits de buna dahil. bir gün orada çalışan türk memurlardan biri büyük bir hata yaparak telefonda türkçe konuşuyor tebiyesiz.
    fransız müdürler de "sittir ulan. sana iş miş yok. bir fransız şirketinde türkçe konuşmaya utanmıyor musun?" diyorlar.
    ama ufak bir ayrıntıyı atlıyorlar. başta da söylediğim gibi paşa henüz sağ. yıl 22 şubat 1933. cumhuriyet kurulalı 10 yıl olmuş. millet fransız vs işgalinin travmalarını daha üstünden atamamış. kovulan memurun olayı basında da yer alıp duyulunca o dönemde var olan milli talebe birliği toplaşıp cadde-i kebir'den tünele doğru giderek şirketin camını çerçevesini müdürlerini alaşağı etmiş. "sen nasıl türkçe'yi aşağılarsın" hesabı. camı çerçeveyi indirip "size yakışmaz" diyerek atatürk portresini alıp dönüş yolunda gördükleri yabancı firmaları da kırıp döküp evlerine dağılmışlar.
    "nerde bu devletin kolluk gücü, onlar ne yapmış?" demezler mi adama? derler. ama 6 7 eylül olaylarında olduğu gibi gereken(!) dersin halk tarafından verilmesi beklenmiş ve sonrasında kırık döküğü toplamak için gelinmiş.
    cumhuriyet tarihinde de uzak köşelere konan olaylardan biri olmuş. ve ironik biçimde tarihe wagon lits olayı şeklinde değil, türkçede okunduğu gibi vagon li olayışeklinde geçmiş. kötü mü olmuş? super olmuş.
  • bu olaydan sonra pera'daki şirketlerin bir kısmı türkçe isim kullanmaya başlamıştır.
  • ayşe hür'ün taraf gazetesinde bu hafta çıkan yazısının konusu. uluslararası anadil günü vesilesiyle vagon-li olayına değinmiş.

    http://www.taraf.com.tr/…yi-ve-oz-dil-zorbaligi.htm

    ===alıntı===

    vagon-li olayı ve ‘öz dil’ zorbalığı

    birleşmiş milletler, 1999 yılında 21 şubat gününü “uluslararası anadil günü” ilan etti. neden 21 şubat derseniz kısa hikâyesi şöyle: 1947’de hindistan’dan ayrılarak kurulan pakistan’da hükümet batı pakistan bölgesinde yaygın olan urducayı resmî dil olarak kabul edince, bengal dilini konuşan doğu pakistanlılar (bengalliler) buna büyük tepki göstermişlerdi. dakka üniversitesi öğrencileri, 21 şubat 1952’de hükümeti protesto etmek için büyük bir gösteri düzenlediler. polisin müdahalesi üzerine meydana gelen ölümler, ülkenin başka bölgelerinde de benzer gösterileri tetikledi. hükümet yıllarca direndi, nihayet 1956 yılında bengalceye urduca gibi resmî dil statüsü verildi. birleşmiş milletler (bm), kültürel çoğulculuk politikaları uyarınca birden fazla dilin konuşulduğu ülkelerde, çok dilliliği teşvik için özel bir gün seçmeye karar verdiğinde, halen pakistan’da milli bayram günü olan 21 şubat’ı seçti.

    dilkırımının sonuçları

    bm’nin eğitim, kültür ve bilim örgütü unesco, 21 şubat uluslararası anadil günü nedeniyle bir dil atlası yayımladı. bu atlasa göre dünya genelinde konuşulan yaklaşık altı bin dilin yarısı yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. atlas, dünya genelinde tehlikede olan dilleri, “güvensiz” (yok olmaya eğilimli), “tehlikede”, “ciddi tehlikede”, “kritik” ve “ölü” kategorilerine ayırıyor. atlasa göre kapadokya yunancası, mlahso dili (lice-kamışlı civarında konuşuluyor) ve bir kafkas dili olan ubıhça “ölü” diller kategorisinde yer alıyor. abazaca, hemşince, lazca, pontus yunancası, romani (çingene dillerinden biri), suret (süryaniceye benziyor) ve ermenice “tehlikede”.

    gagavuzca ve ispanya kökenli yahudilerin konuştuğu ladino ve mardin-midyat bölgesinde konuşulan turoyo dilleri “ciddi tehlikede”. midyat bölgesinde kullanılan bu dil 2008’deki konuşanların sayısı 50 bin olarak belirtiliyor. siirt-pervari’de konuşulan hervetin dili “kritik durumda” yer alırken, abhazca, adige, kabar-çerkes dilleri ve zazaki (zazaca) “güvensiz” diller kategorisinde bulunuyor.

    bu durumun esas nedeni, ulus-devletlerin kültürel olarak “homojen” bir ulus yaratmak amacıyla “dilkırım”a varan zorba politikalar gütmesi. sevindirici haber ise şu: cumhuriyet tarihi boyunca ağır asimilasyona tabi tutulmasına rağmen kürtçenin hâlâ ayakta kalması. türkçenin bugünkü hegemonik statüsüne nasıl kavuşturulduğunun hikâyesini 8 haziran 2008 tarihli taraf’ta yayımlanan “haydi, hep birlikte: kürtçeye özgürlük!” başlıklı yazımda anlatmıştım. o yazıda yer almayan bir olayı da bu hafta anlatmak istiyorum.

    şark ekspresi’nin mirasçısı

    türkiye’de yataklı vagonları osmanlı döneminden beri, la compagnie des wagons-lits (kısaca “vagon li” denirdi) adlı bir belçika şirketi işletirdi. filmlere ve romanlara konu olan efsanevi şark ekspresi’nin ve 1895’ten 1923’e kadar pera palas’ın da sahibi olan şirket 1924 yılının ağustos ayından itibaren, mustafa kemal’in izniyle, istanbul-ankara arasında yataklı ve yemekli vagon seferleri başlamıştı. karayollarının henüz gelişmediği bu yıllarda vagon-li trenleri istanbul-ankara arasında tüccarlar, politikacılar, henüz ankara’ya taşınmamış elçilik mensupları gibi pek çok önemli kişiyi taşıyordu. başlangıçta, istanbul-ankara arası haftada iki gün (salı ve cumartesi) bir yataklı ve bir yemekli vagonu servis koyan şirket, daha sonra sefer sayısını haftada üçe çıkardı. 1926'da mustafa kemal’in isteğiyle, şirkete yeni kurulan tcdd’nin yataklı ve yemekli vagonlarını 40 yıl boyunca işletme ayrıcalığı tanındı. işte devlet katında böyle itibarlı bir şirket olan vagon-li’nin beyoğlu acentesi’nde 22 şubat 1933 günü yaşanan bir olay tarihe “vagon-li olayı” olarak geçti.

    türkçe telefon konuşması

    o gün, tokatlıyan hanı’nın alt katındaki acenteye gelen bir müşteri, memurlardan naci bey’e akşam kal­kacak ankara treninde, yataklı vagonda yer olup olma­dığını sormuş, yer bulunmadığını öğrenince talebinde ısrar etmişti. naci bey de yardımcı olmak için şirketin galata’daki acentesini aramıştı. naci bey’in telefonda türkçe konuşması, şirkete yeni atanmış olan belçikalı müdür gaetan jannoni’nin dikkatini çekmişti. türk tarafının iddiasına göre müdür önce diğer memurlara naci bey’in hangi dille konuştuğunu sormuş, onlardan “türkçe” yanıtını alınca naci bey’i yanına çağırarak “burada resmî lisa­nın fransızca olduğunu bilmiyor musunuz? size sopa ile mi davranmalı!” diye bağırmıştı. naci bey’in yanıtı da şöyle olmuştu: “ben türk’üm. ül­kemde resmî lisan türkçedir. hatta siz bile türkçe öğrenmelisiniz.” bu cevaba çok sinirlenen mösyö jannoni, “size on lira para cezası veriyorum” demiş, naci bey’in fransızca olarak “niye ceza vereceğim, kabahatim nedir? memleketimde türkçe konuşmak hakkımdır” demesi üzerine çileden çıkarak “sizi 15 gün için kovuyorum” diye bağırmıştı. bu konuşmalara şahit olan diğer memurlar, müdüre hareketinin doğru olmadığını söyleyerek arkadaşları hakkında verilen kararın geri alınmasını istemiş­lerse de müdürden “ya ben giderim yahut da o!” cevabını almışlardı. elbette müdür değil, naci bey gitmişti.

    gazetelerin kışkırtıcı yayınları

    dönemin yarı resmî gazetesi cumhuriyet’in olayı “vagon-li şirketinde çirkin bir hadise”, “türkçeyi istemeyenin türkiye’de yeri yoktur”, “iki gün evvel vagon-li şirketinin beyoğlu acenteliğinde milli haysiyetimize bihakkın tecavüz telakki edilebilecek teessüfe şayan bir hadise olmuştur” şeklindeki başlıklarla vermesiyle “milli hisleri galeyana gelen” milli türk talebe birliği (mttb) üyeleri ve darülfünun öğrencileri 25 şubat 1933 günü üniversitenin arkasındaki arsadan topladıkları taşları gazete kâğıtlarına sararak üçerli, beşerli gruplar halinde galatasaray ile parmakkapı arasında toplanmaya başlamışlardı. göstericiler, bir öğrencinin “arkadaşlar türkiye’de türk dili hâkimdir” diye bağırmasının ardından sloganlar atarak, kapıları, camları kırarak acenteye girmişlerdi. acenteyi tahrip eden göstericiler, “bu müessese bu resmi asmağa layık değildir” diyerek duvardan indirdikleri mustafa kemal fotoğrafı ve türk bayraklarıyla vagon-li şirketi’nin karaköy bürosuna gelmişlerdi. aynı tahribatı burada da yapan göstericiler ardından istanbul valiliği’nin önüne gelip, bir süre daha gösteriyi devam ettirmişler ve ellerindeki mustafa kemal fotoğrafını eminönü halkevi’ne teslim ettikten sonra cağaloğlu’ndaki akşam, cumhuriyet, milliyet ve vakit gibi gazetelerinin önünde sloganlar atmışlardı. gençlerin gazetelere kızgınlığının nedeni, gazetelerin o günlerde yapılan güzellik yarışması seçmelerine gösterdikleri ilgiyi vagon-li olayı’na göstermemesiydi. gençlerin bir türlü yatışmadığını gören polis gruba müdahale etmiş, 30 kadar elebaşını galatasaray karakolu’na götürmüştü.

    mustafa kemal’in tavrı

    olayların içinde bulunan adnan ötüken adlı bir tanığın iddiasına göre, bunlar olurken, vagon-li şirketi’nin beyoğlu acentesinin yakınlarında diş hekimi sami günzberg’in muayenehanesinde dişlerini yaptırmakta olan mustafa kemal (6-26 şubat 1933 arasında istanbul’da kalmıştı) gürültünün nedeni sormuş, olayı öğrendikten sonra “oradan polisleri, jandarmaları çekin. çocuklardan da birinin başına en ufak bir şey gelmesin” demişti.

    cumhuriyet gazetesi başyazarı yunus nadi, 26 şubat 1933 tarihli yazısında olayı aktardıktan sonra özetle şunları dile getiriyordu: “türkiye’de çalışan hiçbir müessese burada illa filan dil konuşulur diye iddia edemez. bu, kapitülasyonları ilga eden (yürürlükten kaldıran) türkiye’ye mahsus bir hâl değildir. bütün dünyanın medeni ve müstakil her memleketinde cari olan ve öyle cereyanı da pek tabii bulunan bir hâldir. medeni ve müstakil her memlekette yabancı dillere sadece müsamaha olunur. o kadar. yoksa herhangi yabancı dilin herhangi medeni ve müstakil bir memlekette, değil böyle yataklı vagonlar idaresi gibi umuma mahsus bir merkezinde, hatta yataklı vagonun birkaç kompartımanında dahi, kendisine mahsus bir hakimiyet iddia edilmesine asla ve kat’a müsamaha olunamaz. yataklı vagonlar şirketi’nde fransızca da konuşulabilir. fakat orada türkçe konuşmanın memnuiyetini (yasaklanmasını) farz etmek sadece mecnunluk veya ahmaklıktır...”

    yalnız türk kültürü

    buraya kadar sorun yoktu. gerçekten de bir ülkede, bir kişinin anadilini şu veya bu türdeki bir iletişimde kullanamamasının saçmalığı ortadaydı. ancak ahmak ve kibirli bir şirket müdürünün densizliğinin böyle büyük çapta şiddet olaylarını tetiklemiş olmasını anlamak kolay değildi. esas çelişki ise anadilini konuşamamayı aşağılanma olarak gören bir toplumun üyelerinin başka anadilleri gayet rahatlıkla aşağılaması ve yasaklamasıydı.

    27 şubat tarihli cumhuriyet’te, şiddet olaylarını yorumlayan edebiyat fakültesi’nden adnan bey ve meliha hanım adlı öğrencilerin sözleri olaylara katılanların duygu ve düşüncelerine tercüman olacak nitelikteydi: “hadise türklüğe ve türk lisanına tecavüzlerin gençlik tarafından nasıl karşılanacağını, nasıl cezalandırılacağını çok iyi gösterdi. bu hadise la jeunnes, parisien, gloria vesaire gibi isimler taşıyan müesseselere de ders olmalıdır. türkiye’de yalnız türkçenin, yalnız türk kültürünün hâkim olmasını istiyoruz... milli hudutlar dahilinde en küçük gayrımilli bir harekete tahammül göstermeyen gençlik bilhassa türklüğe karşı yapılan en küçük bir hareket karşısında coşacak vaziyette bulunmaktadır. eğer bu hareketi hukuki esaslara aykırı bulanlar varsa yanılıyorlar. onlara deriz ki: heyecan ve halecanlar (titreme, çarpınma) hayati kaidelere sığmaz. halecanların hususi (özel) bir mantığı ve şuuru (bilinci) vardır. nitekim fransa’da ve almanya’da hiçbir hukukçu, talebe hareketlerini tenkit etmez ve edemez. her hareket aynı sertlikteki mukabilini doğurmak zaruretindedir. gazi’nin içimize akıttığı milli heyecanları bulaştırmalarına gene gazi’nin kafalarımıza aşıladığı fikirlerle isyan ettik. ana vatanda her şey milli türk dili ile yazısı ile olacaktır. türkçe olmayan her şeyin akıbeti (sonu) budur.”

    jannoni türkçe öğreniyor

    olayların yatışmasından sonra ortaya çıkan bay jannoni, kendisini şu sözlerle savundu: “mevzubahis memuru bir müşteri ile sert bir tavırla konuşurken gördüm. müşteri hoşnutsuzluğunu izhar ediyordu. o zaman meseleyi bana anlatmasını söyledim. memur şu cevabı verdi: ‘burası türkiye’dir; ben türki­ye’de başka lisanla konuşmam.’ bunun üzerine, memura 10 lira ceza verdim. bana bu cezayı vermeyeceğini söyledi. bunun üzerine kendisine 15 gün muvakkat mezuniyet (geçici izin) verdim. fakat çalışkan bir memur olduğu için, cezayı bir haftaya indirdim. memur şapkasını giydi ve gitti. hadise bundan ibarettir. benim türkleri sevmediğimi söylüyorlar. tamamen asılsızdır. nitekim şimdi türkçe öğreniyorum.”

    ancak müdür bay jannoni’ye türkçeyi öğrenmek nasip olmadı. şirketin paris’teki merkezinden gelen müfettişler, yaptıkları soruşturma sonucu davranışlarını hatalı buldukları müdür jannoni’ye işten el çektirdiler, yerine bir türk müdür atadılar. şirket naci bey’i de işe başlattı. ayrıca, vagon-li kadrosunun tamamen değiştirilmesi ve türk memurların sayısının arttırılması gündeme geldi.

    “vatandaş türkçe konuş!”

    olaydan sonra aynen 1928’de olduğu gibi ateşli bir “vatandaş türkçe konuş!” kampanyası başlatıldı. bursa, diyarbakır, adana, ankara, edirne, kırklareli yahudileri türkçeyi “öz dil” ilan ettiler, cemaatin mekânlarına “türkçe konuş!” levhaları astılar. istanbul’da yaşayan rum, ermeni, yahudilerden bir grup, beyoğlu halkevi’nde biraraya gelip türk dilini yayma birliği adı altında bir cemiyet kuracaklarını açıklamak zorunda kaldılar.

    ancak 18 mayıs 1933 tarihli uyanış dergisinde reşat feyzi (yüzüncü) “dil inkılâbının mana ve ehemmiyeti” başlıklı yazısında şöyle şikâyet edildiğine bakılırsa henüz hedefe ulaşılamamıştı: “hâlâ beyoğlu’nda, polonya, venedik, lamartin daha bilmem ne sokakları var. türkiye cumhuriyeti topraklarında olduğumuzu bize bu isimler mi hatırlatacak? (...) milli dil davası hepimizin davasıdır. türklüğün hâkim olduğu bir memlekette yalnız türk hâkimdir. dil inkılâbının gayesi bu topraklarda yaşayan her mefhumun söylenişini türkçeye çevirmek olmalıdır.”

    dört gün mühlet veriyoruz!

    aradan beş ay geçmişti. 25 ekim 1933 günlü cumhuriyet gazetesinde yayımlanan (güya) bir okur mektubu azınlıklardan beklenenler bir kez daha hatırlatılıyordu:

    “yurttaş,

    cumhuriyet bayramı’na kadar:

    1) enstitü dö bote, bazar dö lövan, rejans, la jönes... gibi türkçe olmayan levhaların türkçeye çevrileceğini;

    2) otel balkan, otel turan gibi türk gramerine uymayan adların turan oteli, balkan oteli şekline konulacağını;

    3) türk topraklarında yaşayan her adamın türkçe bilmesi icap ettiğine göre türkçe yazıların yanında yabancı dilden tercümelerinin konulmasında faide olmıyacağı cihetle bunların da atılacağını kuvvetle umarız.”

    bu mektup üzerine azınlıkların ve gayrımüslimlerin yoğun olarak yaşadığı pera civarında birçok yabancı şirket türkçe isimler kullanmaya başladı. aralık ayında mttb, avrupa mallarının kullanılmaması için bir kampanya başlattı. vagon-li ise daha sonra osmanlı döneminden kalan birçok yabancı şirket gibi devletleştirildi ve o tarihten sonra türkiye’de faaliyet göstermesine izin verilmedi.

    loryan nasıl baylan oldu

    bu dönemde ismini değiştiren işletmelerden biri de beyoğlu istiklal caddesi’ndeki loryan pastanesi idi. lezzetli pasta, turta ve çikolatalarıyla, kakao ve krema esaslı batı tipi tatlılarıyla meşhur olan loryan pastaneleri’nin kurucusu arnavutluk’un epir bölgesinden gelmiş philippe lenas’tı. osmanlı ülkesine göç ettiğinde 16 yaşında olan lenas’ın kuzeni yorgi ile beyoğlu’nda deva sokak’ta kurduğu ilk pastanenin adı fransızca l’orient (doğu) sözcüğünün okunuşundan geliyordu. ilk pastane 1923’te beyoğlu’nda açılmıştı, kısa zamanda markiz, nisuaz, lebon, petrograt ve moskova gibi ünlü pastanelerin klasmanına girmişti.

    1933’te istiklal caddesi’ndeki yerine taşınan ve edebiyatçıların, sanatçıların uğrak yeri haline gelen pastane, vagon-li olayı vesilesiyle yükselen “vatandaş türkçe konuş” kampanyası sırasında sanat tarihçisi burhan toprak’ın önerisiyle loryan olan adını, çağatay türkçesinde “kendi alanında kusursuzluk, mükemmellik” demek olan “baylan” ile değiştirdi. bu yıllarda pastane o kadar popülerdi ki, 1934’te soyadı kanunu çıktığında, pek çok kişi kendine soyadı olarak bu adı aldı, aileler yeni doğan çocuklarına baylan adını verdiler. ailenin büyük oğlu harry, viyana, luzern ve solingen’de pastacılık eğitimi aldıktan sonra türkiye’ye döndü ve 1954’te tünel’in karaköy çıkışına yakın yerdeki şubeyi açtı. ailenin türkiye’de iktisat okuyan küçük oğlu michael ise kadıköy’deki şubeyi açtı.

    baylan’ın beyoğlu şubesine uğramayı adet edinmiş fahir önger, peyami safa, oktay akbal, behçet necatigil, orhan arıburnu, salah birsel, sait faik, orhan kemal, haldun taner, atilla ilhan, fethi naci, hilmi yavuz, ferit edgü, cemal süreya, fazıl hüsnü dağlarca gibi ünlülere “baylancılar” adı takılmıştı.

    1967’de beyoğlu’ndaki pastane ekonomik zorluklara dayanamayarak kapandı ancak, kadıköy ve karaköy şubeleri günümüze kadar devam etti. 2009 yılında altınkılıç ailesi’ne devredilen ve türkiye’nin en eski pastanesi olan baylan’ın “mousse au chocolat”, “truffe”’ ve dünya literatürüne giren kendi spesiyalitesi “coupe grille”si hâlâ çok ünlü. türkiye ise zaman zaman ırkçılığa varan milliyetçiliği ile...

    özet kaynakça: hakan uzun, “cumhuriyet gençliğinin misyonu çerçevesinde 1933 yılı vagon-li ve razgrad olayları”, modern türklük araştırmaları dergisi, cilt 6, s. 3 (eylül 2009), s. 57-81; rıfat bali, “vagon-li olayı ve yeni bir türkleştirme kampanyası”, bir türkleştirme serüveni (1923-1945), iletişim yayınları, 2005; ertan ünal, “wagon-lits olayları”, popüler tarih dergisi, s. 30, şubat 2003, s. 70-75; “baylan pastanesi”, (istanbul imzalı), dünden bugüne istanbul ansiklopedisi, kültür bakanlığı ve tarih vakfı ortak yayını, 1994, c.2, s. 98.

    ===alıntı===
  • gazi paşanın da çok ehemmiyet gösterdiği güzellik yarışması kadar ayaklanmalarının basında yeterince yer almadığını düşünen gençler, cumhuriyet gazetesinin önüne geldiklerinde karşılarında peyami safa'yı bulmuşlar. safa, gözlükleri de dahil olmak üzre yek vücut "türk diline dil uzatanların dilleri kurusun!" diye haykırarak, yüksek mekteplileri ve fakültelileri daha da kışkırtmıştır. aptal jannoni'nin jakoben tepkisi böylece türk milliyetçiliğinin linç dokularını güçlendirmiştir. zira türkçeye edilen hakarete gösterilecek tepkinin boyutları, daha sonra önüne geçilmez bir vaziyet almıştır. ama o dönemin psikolojisi düşünüldüğünde, gittikçe keskinleşen devletçi ve milliyetçi model maalesef bu gibi hareketlerden güç de almıştır. gene de fransız ve ingilizlerin son yüzyılda cirit attığı bir coğrafyada liberal, demokrat bir damarın oluşmasını beklemek de aptallıktır. aklıma kafka'nın siyonizm üzerinden ulaştığı milliyetçilik ile ilgili görüşleri geldi bak. praglı kafka bile, bir topluluğun baskı ve uzun yıllar boyunca tahkir altında yaşaması sonucu milliyetçiliği tek çıkar yol olarak görmesini bir noktadan sonra yadırgamamak gerektiğini, reddetmek yerine anlamak gerektiğini söyler ki günümüze döndüğümüzde şimdi kim vagon li'nin içinde kim dışarıdan oraya saldırıyor, her şey apaçık ortada.

    http://medyalamak.files.wordpress.com/…/wagon13.jpg

    http://medyalamak.files.wordpress.com/…/wagon03.jpg

    http://medyalamak.files.wordpress.com/…/wagon06.jpg
  • ygs 2014'te de sorulmuş.
  • mahfi egilmez'in yazilarindan birinde anlattigi olay. osmanli'dan bugunlere yap islet devret risklerini de konu almis.

    http://www.mahfiegilmez.com/…yap-islet-devrete.html
  • 22 şubat 1933'te türkiye'de demiryolu işleten bir fransız şirketinin telefonda türkçe konuşan memur naci bey'e fransızca konuşmadığı için ceza vermesiyle patlak veren olay.
  • türk yurdunda türklüğe ve türkçeye hakaret eden alçak fransız’a haddinin bildirilmesi olayıdır.

    türkçeye yapılan hakarete basının ve gençliğin tepkisi - şaduman halıcı

    türk ulusu, mustafa kemal paşa'nın o¨nderliğinde bir yandan bağımsızlık mücadelesini yürütürken öte yandan ulus temeli üzerine kurulan (t)bmm ile yeni türkiye devleti'ni kurdu. lozan antlaşması ile tam bağımsız türkiye cumhuriyeti'nin temellerini attı ve çağdaş bir devlet olma yolunda hızlı adımlarla yürüdü. hukuk, ekonomi, eğitim gibi hemen tüm kültür öğelerini kapsayan devrim, dil konusuna da eğildi. atatürk'ün büyük önem verdiği dilde türkçeleşme çalışmaları 12 temmuz 1932'de türk dili tetkik cemiyeti'nin kurulması ile hız kazandı. amaç, türkçeyi ulusal bir dil düzeyine çıkarmak, yazı dili ile halk dili arasındaki ayrılığı gidermekti. türk ulusu da genci ile yaşlısı ile dilde türkçeleşme çalışmalarını sahiplendi. hatta türkiyede türkçenin egemen kılınmasına karşı olan her türlü uygulamaya ve eyleme gecikmeksizin tepki verdi. yalnızca arapça ve farsça'ya değil, ülkedeki yabancı şirketlerin imparatorluktan kalma alışkanlıklarını sürdürme dirençlerine karşı da aynı tepkiyi gösterdi. zira, kapitülasyonlar lozan'da kaldırılmış olmasına karşın kimi devletler ya da uluslararası kuruluşlar uygulamada türkiye'nin kazanımlarını yok sayma ya da türk yasalarına uymama eğiilimindeydi. uluslararası yataklı vagonlar şirketi'nde yaşanan olaylar da bunun en tipik örrneklerinden biri oldu. 23 şubat 1933 günü uluslararası yataklı vagonlar şirketi vogon li (wagon-lit)'nin beyoğlu şubesi'nin müdürü ve italyan ordusunda görev yapmış eski bir subay olan 1 dr. gaetan jannoui'nin, şubede görevli naci bey'i türkce konuştuğu için görevinden uzaklaştırması, türk basınının ve üniversite gençliginin sert tepkisi ile karşılandı. olay, tanınmış bir tüccarın şirkete gelerek o günkü ankara treninden yer istemesi ile başladı. şirket çalışanlarından naci bey, beyoğlu şubesine ait tüm yerler satıldığı için kadıköy'deki galata şubesinden yer ayırttırdı. tüccara biletini buradan alabileceğini söyledi. tüccar şubeye gittiğinde sorunla karşılaştı. beyoğlu şubesi'ne geldi. naci bey ile türkçe ve "biraz da sinirli" bir şekilde yaptığı konuşmaya müdür jannoui tanık oldu. görüşme bitince jannoui, fransızca olarak diğer memurlara "bu memur, böyle nece anırıp duruyor, türkçe mi?" diye sordu. memurlardan "evet" yanıtını alınca, naci bey'e döndu ve "sert" bir tavırla: "burada resmi lisanın fransızca olduğunu bilmiyor musunuz? size kaç defa söylemeli? size sopa ile mi hareket etmeli" dedi. naci bey, jannoui'yi "ben türk’üm! memleketimde resmi lisan türkçedir. hatta siz bile türkçe öğrenmelisiniz" diyerek yanıtladı. bu yanıta sinirlenen jannoui'nin, kendisine "25" kuruş para cezası verdiğini belirtmesi üzerine naci bey, "niye ceza vereceğim, kabahatim nedir? memleketimde türkçe konuşmak hakkımdır" diyerek cezaya karşı çıktı. jannoui bu tavır karşısında cezayı artırdı ve naci bey'e 15 gün işten uzaklaştırıldığını bildirdi. naci bey de "şapkasını alıp bir tek söz bile söylemeden" şubeden ayrıldı. şube çalışanları, müdürden verdiği karan geri almasını istedilerse de jannoui "ya ben giderim, yahut ta o" diyerek kararlılığımı belirtti.2 jannoui ise basına yaptığı açıklamada; şirketin "karmakarışık" olan işlerini düzeltmek, sorunları halletmek, yolsuzlukların önüne geçmek için iki ay önce türkiye'ye geldiğine, bunları yapabilmek için memurların hareketlerini kontrol etmek zorunda olduğuna dikkati çektikten sonra olayı şöyle anlattı: "bazı memurların müşterilerle konuşurken, bu müşterilerin memnuniyetsizlik gösterdiklerini görüyordum. bittabi memurlardan fransızca olarak izahat istiyordum. geçen gün mevzubahis memur galata acentesi ile konuşuyordu. meseleyi bana izah etmesini söyledim. cevap vermedi ve konuşmasına devam etti. müşteri gittikten sonra, memurun yanlış muamelesini gördüm ve kendisini on lira ile değil, on kuruşla tecziye edeceğimi söyledim. bu ihtarım üzerine sinirlendi. bana fransızca izahat vermiyeceğini, ceza veremeyeceğimi söyledi. bunun üzerine diğer arkadaşlarına suimisal olmasın diye, kendisine on beş gün mezuniyet vereceğimi söyledim, fakat iyi bir memur olduğu için, mezuniyetini yedi güne indirdim. o da şapkasını alıp gitti." jannoui, açıklamaları ile türklere hakaret ettiği, türkçeyi sevmediği yolundaki iddiaları yalanlar hatta türkçe öğrenmeye başladığını vurgularken3 şirkette fransızca'ya öncelik verdiğini de ortaya koydu. oysa, şirketlerde türkçe kullanılması zorunluydu. ittihat ve terakki hükümeti'nin bu yönde hazırlayarak 23 mart 1916'da uygulamaya koyduğu yasa4, geçerliliğini koruyordu.5 jannoui yürürlükteki yasalara aykırı harekette bulunmuştu. kamuoyu, vagon li şirketi'nin beyoğlu şubesinde yaşanan bu olayı 24 şubat'ta haber gazetesinden öğrendi. basın, jannoui'nin tavrını oldukça sert yazılarla kınadı. "türkçeyi istemeyenin türkiye'de yeri yoktur!" diyen cumhuriyet gazetesi, "türkiye'de bulduğu işle geçindiği halde, fena hissiyat sahibi olduğu anlaşılan ve bu hissini insanı hayretten donduracak bir cür'etle izhardan çekinmeyen bu müdür hakkında ilgililerden gerekli işlemleri başlatmasını istedi.6 müdürün, türk dili ile ilgili tavrını doğru bulmayan, yunus nadi ise türkiye'de yabancı düşmanlığı olmadığını, kamuoyunun tepkisinin türklüğe ve türk diline karşı duyarlılığından kaynaklandığını özellikle vurguladı.7 vakit'te selami izzet, türkiye'deki yabancı kurumları yeniçeri ocağına, yabancı müdürleri ise asesbaşı'lara8 benzetti. "bu yeniçeri ocaklarında, kazanı, ecnebi müessis ve müstahdemler kaldırır, umumi müdürler, ne nizam, ne kanun tanırlar, türkleri kapı dışarı ederler, istediklerini kovarlar, istediklerini tutarlar. astıkları astık, kestikleri kestiktir" diyerek yabancı şirketlere verilen geniş yetkilere dikkati çekti. "türkiye'de türkçeyi -cumhuriyetin dilini- yasak edecek kadar küstahlık gösterebileceklerin(e)" inanamadıklarını, ancak haberin şirket tarafından da doğrulandığını belirtti. "bir şirket komiseri, ecnebi bir şirket müdürünün, müessesesinde türkçeyi yasak ettiğini nasıl olur da bilmez?" diyerek yaşananlardan hüsnü sadık bey'i sorumlu tuttu. türkiye'de türkçenin yasaklanmasını "bursa hadisesi9 kadar mühim ve onun kadar mücadele edilmesi, başı ezilmesi, yok edilmesi elzem bir hadise" olarak niteledi.10 akşam gazetesi müdürün türkiye'de yaşadığını unuttuğuna dikkati çekti.11 mehmet asım ise türk dilinin yasaklanmasını ve şirket yöneticilerinin açıklama yapmamalarını eleştirdi. müdürün, türkçe öğreninceye kadar memurlarını fransızca konuşmaya zorlamasının konunun asıl can alıcı noktası olduğunu vurguladı. jannoui'nin açıklamalarını ise "türk efkarı umumiyesini tatmin edecek mahiyette" bulmadı. vagon li'nin uluslararası bir şirket niteligini taşıdığına, merkez ve şubeleri ile iletişimini, iç yazışmalarını fransızca yürütebileceğine, ancak bu dili bütün memurları için tek konuşma aracı yapacak kadar ileri gidemeyeceğine dikkati çekti.12 son posta gazetesi ise olayı "türk vatanının orta yerinde bir türk için inanılmayacak kadar garip ve müessif, aynı zamanda o nispette hayret edilecek bir hadise" olarak tanımladı. "bu hareketi yapan adam el'an türk toprağında mıdır, kulağından tutularak hudut haricine atılalı çok olmamış mıdır, henüz bilmiyoruz" diyerek müdürün türkiye'de istenmediğini belirtti.13 cumhuriyet gazetesi vagon li sirketi ile ilgili bir başka konuyu daha gündeme taşıdı. şirketin değişik ülkelerde açtığı tüm şube müdürlerinin o ülke vatandaşlarından seçildiğine, türkiye'de ise bu göreve hep yabancıların getirildiğine dikkati çekti. "bu işi idare edenler türkiye'de böyle basit bir işi idare edecek kabiliyette kimse mevcut olmadığını mı zannediyorlar?" diye sordu.14 benzer şekilde memurları da o ülkenin vatandaşlarından seçen şirketin, türkiye'de farklı işlem yaptığına, örneğin beyoğlu şubesinde üç türk vatandaşına karşılık sekiz yabancının çalıştırıldığına işaret etti. bu tavrı "dürüst" bulmadı.15 yaşananlara en büyük tepki türk gençliğinden geldi. türk diline yönelik kimi tavırlardan uzun süredir rahatsız olan, hatta tepkisini de dillendiren darülfünun öğrencileri için vagon li olayı "bardağı taşıran son damla" oldu. 24 şubat'ta olayın basına yansımasının ardından hareketlenen kimi gençler, 25 şubat sabahı darülfünun'da bir araya geldiler. olayla ilgili gazete küpürlerini sınıfların kapılarına asarak arkadaşlarının dikkatini çektiler. fakülte ve yüksekokullarda toplantılar yapan öğrenciler galatasaray lisesi önünde toplanma ve gösteri yapma karan aldılar. öğrencilerin protesto gösterisi yapacağını haber alan fakülte "müderrisi" tahir bey sınıfları birer birer dolaşarak onları vazgeçirmeye çalıştı. ancak, başarılı olamadı. "beyoglu caddesinde taşöbulamayacakları için darülfünun binası arkasındaki arsalardan topladıkları taşları gazete kağıtlarına sararak"16 üçer beşer gruplar halinde tramvaylarla, otomobillerle galatasaray'da toplanan yüzlerce kız ve erkek öğrenci, saat 5.30'a doğru şirketin beyoğlu şubesi önüne yürüdü. öğrencilerin toplandığını gören şirket çalışanları şubeden ayrılırken, jannoui görevlilerden kepekleri hızla kapatmalarını istedi, o da ayrıldı. bu arada kalabalık nedeniyle duran tramvayın basamağına çıkan bir öğrenci "arkadaşlar, türkiye'de türk dili hakimdir" diye başlayan heyecanlı konuşması ile öğrencileri harekete geçirdi. polis müdürü fehmi bey, öğrencileri ikna etmeye çalıştı: bir otomobil üzerine çıkarak "arzunuz is'af edilecek, fakat derhal dağılınız” diyen fehmi bey'in sözleri işitilmedi. beyoğlu itfaiye grubu, öğrencileri su sıkarak dağıtmak istedi. ama başaramadı. gençlerden bir kısmı "dalgalar halinde" hortumlara atıldılar, onları bükerek ve keserek suyun şiddetini azalttılar. kimileri de itfaiye arabalarının üzerine çıkarak yaptıkları heyecanlı konuşmalarla kitleleri yönlendirdiler. polis "otuz kadar" genci gözaltına alarak olayların daha da büyümesini engellemek istedi. gençlerin, arkadaşlarının serbest bırakılması isteğini polis müdürü fehmi bey "çocuklar, buradan dağılınız. geliniz, derdinizi bana anlatınız. hepinizi dinleyeceğim" diye yanıtladıysa da öğrencileri durdurmak mümkün olmadı. yaklaşık üç yüz polisin tüm engellemelerine karşın gençler, taşlarla şubeye saldırdı. "türk topraklarında türkçe konuşmayı menedenlerin mevcudiyetine tahammül edemeyiz", "yaşasın türklük, yaşasın gençlik" nidaları ile demir parmaklıkları indirdiler. şubenin camlarını kırdılar. halkın alkışları arasında şubeye girdiler. yazıhaneler, gişeler, şube içindeki camlar, üç telefon makinesi de kırılan eşyalar arasındaydı. vitrindeki gemi ve vapur maketleri ile resimleri de parçaladılar. üst katta bulunan yaklaşık dört milyon değerindeki biletlere ise dokunmadılar. şirket duvarında asılı duran gazi mustafa kemal'e ait resmi aldılar, "bu resim buraya ait değildir" diye bağırarak başları üzerinde ve alkışlar arasında dışarı çıkardılar. "türklüğü tahkir edenler, türkçe konuşmayanlar bu memleketten kovulacaklardır" diye bağırarak ve sakarya marşı'nı17 söyleyerek tünel-yüksekkaldırım yolu ile şirketin karaköy'deki şubesine yöneldiler. burada, kendilerine katılan bir başka grupla birlikte şirketin kepenklerini indirdiler, camları kırdılar. ardından, eminönü’ne yönelen gençler, en önde gazi'nin resmini taşıyan öğrenci olduğu halde, babıali'ye geldiler. önce milliyet, vakit ve haber gazeteleri önünde heyecanlı konuşmalar yaptılar. gazetecilerden duygu ve heyecanlarına ortak olmalarını istediler. sonra, "yaşasın gençlik, yaşasın gazi" sözleri ile akşam gazetesi ardından cumhuriyet gazetesi binasının önüne geldiler. gazetecilere "sütunlarınızı, hatta baş makalenizi güzellik müsabakalarına tahsis ediyorsunuz, gençliği hiç düşünmüyorsunuz" eleştirisinde bulundular. cumhuriyet'ten peyami safa "türk diline dil uzatanların dilleri kurusun!" diye seslenerek gençlere destek verdi, alkışladı. buradan halkevine gelen gençler, aralarından seçtikleri yirmi kişilik bir grubu halkevi müdürü burhan bey'e gönderdiler ve gazi'nin resminin halkevi'ne teslim edilmesini sağladılar. halkevinden ayrılırken de "gazinin resmi buraya yakışır" diye bağırdılar. ardından şirketin haydarpaşa'daki şubesine geldiler. ancak herhangi bir olay yaratmadan dağıldılar.18 hemen tüm gazeteler, gençliğin ulusal duygularından kaynaklanan bu gösteriyi destekledi. cumhuriyet gazetesi gösterileri, gençlerin "haklı bir asabiyeti" olarak nitelerken19 yunus nadi, şiddet olaylarını özendirmekten çekinmekle birlikte, gençliğin tepkisine türk diline yapılan hakaretin neden olduğunu belirtti. olaylardan jannoui'yi sorumlu tuttu. hükümetin gerekli tüm önlemleri aldığını, "ok yayından çıktıktan sonra" daha fazlasının yapılamayacağını vurgulayan yunus nadi, lozan antlaşması'nın kazanımlarına dikkati çekti. "türkiye'de çalışan hiçbir müessese, burada illa filan dil konuşulur, diye iddia edemez. bu kapitülasyonları ilga eden türkiye'ye mahsus bir hal değildir" diyerek uygar ve bağımsız bütün ülkelerde yabancı dile yalnızca "müsamaha" gösterilebileceğini vurguladı.20 "türk dili türk milletinin mukaddesatındandır. türkiye topraklarında türkçe konuşan ecnebi bir şirket memurunun amiri tarafından cezalandırılması, türk milletinin mukaddesatına hakaretten başka bir şey değildir" diyen mehmet asım ise böylesine bir hareketin cevapsız kalmasının zaten olanaksız olduğuna işaret etti. "darülfünun talebesi için de milli dilimize hakaret manasını ifade eden bu hadise karşısında teessürlerini ifade etmek, milli dile karşı yapılan hareketi sahiplerine iade eylemek en tabii bir hak teşkil ederdi" diyerek öğrencileri destekledi.21 yakup kadri ise protesto gösterilerinin "inkılapçıların yüreğindeki külleri üfleyip dağıttı(ğını)", gençliğin "yalnız inkılabın bekçisi" değil aynı zamanda tazeliğini koruyacak "abı hayat çeşmesi" olduğunu vurguladı. "inkılabın dinmeyen hızını" gösterdiği için de gençliği "kayıtsız, şartsız haklı" buldu. türk ulusu, düşmanlarına on iki yıl önce niçin göğüs gerdi ise türk gençliğinin de aynı nedenle şirket bürolarını taşladığını, "yani kapitülasyon devrinden kalmış bir zihniyetin hortlar gibi oldugu bir noktaya hücum etti(ğini)" belirtti. duatepe'deki şehitlere seslenerek "mezarlarınızda rahat uyunuz. beyhude yere ölmediniz!" dedi.22 jannoui ise öğrencilerin tepkisini "talebelik hayatının" sonucu olarak değerlendirdi. gerçkler anlaşıldıktan sonra olayın unutulup gideceğini belirtti.23 öte yandan naci bey'e verdiği cezayı kaldırdı. hatta ona galata şubesi'nde görev vererek tepkileri dindirmeye çalıştı.24 öğrenciler ise vakit gazetesine gönderdikleri bir mektupla kendilerini savundular. neden böyle bir gösteri yaptıklarına açıklık getirdiler. darülfünun tıp fakültesi öğrencilerinden refik rauf, cemalettin, mustafa ve fikri beyler kendileri ve arkadaşları adına kaleme aldıkları bu mektupta; "en mukaddes vazifesi milli şeref ve gururu her türlü tecavüzden korumak olan memleketin münevver gençliği(nin), mazinin karanlıklarından arta kalan kör bir zihniyete karşı" bu gösteriyi düzenlediğini belirttiler. "türk elinde türk genci her şeyden evel milli şerefini gözetir. türk’ün vatanı, türk’ün tarihi yalnız bu milli şerefin heykelleşen ifadesidir. o heykelin mermeri türk dilinin asil ve temiz varlığıdır" diyen gençler, yaptıkları gösteri ile birlikte "asya’nın cihan tarihine sahifeler açtıran büyük inkılabının velvelesinden uyanmayan gafiller(in) türk gençliginin milli şuur ve milli heyecanındaki ahenk ve kudreti" gördüklerine işaret ettiler.25 cumhuriyet gazetesine açıklama yapan gençler ise "milli hudutlar dahilinde en küçük gayrimilli bir harekete tahammül göstermeyen gençlik bilhassa türklüğe karşı yapılan en küçük hareket karşısında coşacak bir vaziyette bulunmaktadır" diyerek gösteriyi hukuki bulmayanlara "heyecan ve helecanlar(m) hayati kaidelere sığma(dığını)" hatırlattılar. türklüğe karşı yapılan her hareketin aynı şekilde yanıt bulacağını, isyanlarının gazi'nin fikirlerinden ilham aldığını belirten gençler, yabancı şirketlerde türk dilini egemen kılmak için bir "dil mücadele cemiyeti" kurma kararı da aldılar.26 hukuk fakültesi öğencileri ise 27 şubat'ta bir toplantı yaptılar. "türkçenin memlekette yaşayan herkese öğretilmesini ve umumi yerlerde lisanımızın hakim olmasını temin etmek" amacıyla "türkçeyi konuşturma cemiyeti" kurmak için harekete geçtiler. özellikle beyoğlunda baştanbaşa yabancı isim taşıyan dükkan, mağaza ve kuruluşların isimlerinin türkçeye çevrilmesini isteme kararı aldılar. resmi makamlara başvurabilmek için diğer fakültelerdeki arkadaşlarından destek istediler. bu amaçla üç kişiden oluşan temsilci grubunu da belirlediler.27 istanbul gençliğinin düşüncelerini, ülkenin dört bir yanındaki arkadaşları da destekledi. 26 şubat'ta bursa halkevi'de toplanan bursalı gençler, hep birlikte gazi'nin heykeli önüne geldiler. istiklal marşı ile bozkurt marşı'nı söylediler. ardından gazi mustafa kemal'e ve milli türk talebe birliği'ne şu telgrafı çektiler: “uğurunda hepimizin birer nefer gibi canla, başla çalıştığımız aziz türk inkılabına sıkılacak her yumruğu ezmek için bütün bursa halkı gençliği ve talebesi her zaman hazırdır. istanbul'da güzel türkçemize karşı yabancı bir şirketin saygısız mümessili tarafından yapılan tecavüze karşı gençliğin çok yerinde olarak gösterdiği heyecanı kutlular ve bursa gençliğinin daima kendilerile birlikte olduğunu bu gece halkevinde toplanan bizler heyecan ve saygılarımızla bildiririz."28 polatlı belediye başkanı baha bey ise "polatlı gençliği istanbul darülfünun gençliğinin türk diline ve türk benliğine karşı gösterdiği yüksek hassasiyeti takdirle karşılar ve alkışlar diyerek" destek verdi.29 çanakkale halkevi başkanı halil bey "vagon li müdürünün sevgili türkçemize olan muamelesini çanakkale gençliği nefretle karşılamıştır" derken adana telgrafçıları, "gençliğimizin öz dilimizi kurtarmak için gösterdiği duygulara aynı heyecanla iştirak eder, derin saygılarımızı sunarız" diyerek desteklerini vurguladılar.30 mersin'deki gazeteler, mersin genç lerini, türkçe konuşmayanları bu hareketlerinden döndürecek girişimlerde bulunmaları yönünde özendirdi. zonguldaklı gençler "aynı ülküde beraber" olduklarını bildirdiler. son posta gazetesine demeç veren "bir sinemacı" ise gençlerin isteklerini son derece doğal bulduklarını, kendilerinin de birkac¸ gün içinde tüm sinemalara türkçe isimler vereceklerini belirtti.32 gençliğin coşkun tepkisine destekler sürerken beyoğlu kaymakamı sedat, savcı kenan ve emniyet müdürü fehmi beyler galatasaray polis merkezi'nde ilk incelemeyi başlattılar. geç saatlere kadar süren incelemeleri sırasında, şirketin beyoğlu şubesi şefinin ifadesine başvurdular. soruşturmayı yütüten savcı muavini sedat bey basma yaptığı açıklamada, henüz kimsenin tutuklanmadığını, sorgulanmak üzere kimi öğrencilerin gözetim altına alındığını, olayla ilgili incelemenin sürdüğünü belirtti.33 "gençlerin heyecana düştüğüne" ve kimseye bir şey olmadığına işaret eden sedat bey gösteriyi, "bütün medeni memleketlerde olduğ u gibi basit bir hadise" olarak tanımladı.34 istanbul valiliği de olayla ilgili bilgi isteyen iç işleri bakanlığı'na "üzerinde fazla durulacak bir mesele" olmadığı nı bildirdi.35 ilk incelemelerin ardından savcılık konu ile ilgili iki yönlü bir soruşturma yürüttü. ilk öğrencilerin yaptıkları gösteriye yönelikti. "tezahürat esnasında taşkınlık yapmak, polislere serkeşlik etmek ve memleketin asayiş ve nizamlarına mugayir harekette bulunmaktan" dolayı gözetim altına alınan on beş öğrenci sorguya alındı. diğer taraftan şirketin iki merkezinde oluşan hasarın belirlenmesi çalışmalarına başlandı. ceza kanunu'nun 516. maddesi hasarı yapanları "kabahatli" sayıyor, işlem yapılabilmesi için de malı hasara uğrayanın şikayet dilekçesi vermesini gerekli görüordu. 26 şubat'ta galata sulh hakimi gözetiminde uzmanlardan oluşan bir heyet, şirketin beyoğlu ve galata şubelerinde keşif yaptı. galata şubesindeki hasarın 1200, beyoğlu'ndakinin ise 3000 lira kadar olduğu belirlendi. aynı gün savcı kenan bey, gözetim altındaki 15 öğrenciyi yeniden sorguladı. ancak vagon-li şirketi savcılığa herhangi bir şikayette bulunmadığı içn gençler serbest bırakıldı.36 ikinci soruşturma vagon li şirketi müdürü hakkında "türklüğe hakaret'ten yürütülldü”.37 jannoui'nin ifadesine başvuruldu. müdür, hakaret etmediği iddiasını yineledi. şirketin türkiye temsilcisi olan ve olayın ardından ilgili makamları bilgilendirmek amacıyla ankara'ya giden hüsnü sadık bey38 26 şubat'ta istanbul'da gazetecilere verdiği ilk demecinde jannoui'yi savunan açıklamalar yaptı.39 ancak yürüttüğü incelemeler sonucunda müdürün şube dahilinde resmi dilin fransızca olduğu ve türkçe konuşulmaması hakkında memurlara yönerge verdiğini belirledi.40 bunun üzerine jannoui'nin görevden alınmasına karar verildi.41 aynı günlerde jannoui'nin, şirket adına tercümanlık yapan necmettin bey'i, müşteriden fazla para almakla suçladığı, necmettin bey bu suçu reddettiğinde "sen muhakkak fazla aldın ki şikayet ettiler. zaten siz türk deil misiniz, hepiniz hırsız ve sahtekarsınız" dediği, bunun üzerine necmettin bey'in savcılığa suç duyurusunda bulunduğu bilgisi geldi.42 haberin basına yansıması üzerine açıklama yapan hüsnü sadık bey, olayların araştırılması için şirketin avrupa'daki genel müdürlüğü'nden bir müfettiş istediklerini ve müfettişin gelişine kadar jannoui'nin görevden alındığını söyledi.43 beyoğlu şube müdürlüğüne karaköy'deki şubenin müdürü talat bey getirildi.44 vagon li şirketi'nin paris'teki merkezi, inceleme yapmak üzere ticaret kısmı delegesi touchefe'yi görevlendirdi. touchefe, 28 şubat'ta itanbul'a geldi. şirket temsilcisi hüsnü sadık bey'le görüştü. jannoui'yi dinledi. ilgililerden, gençlerin düzenlediği gösteriler hakkında bilgi alırken, basına, şirket müdürünü suçlayan yeni bir haber yansıdı. haydarpaşa şubesi memurlarından aziz bey, fransızca bilmediği için jannoui'nin kendisini işten çıkardığını, tazminatının ödenmediğini, paris merkezine yaptığı başvurulardan da yanıt alamadığını açıkladı.45 touchefe ise ilk incelemelerinin ardından yaptığı açıklamada jannoui'nin bulunduğu ülkenin "ahvali ruhiyesine vakıf olması" gerekirken "isabetsiz" davrandığını46 "fena maksat beslemeyerek fakat fena bir tarzla söylediği sözler(in)" yanlış anlaşıldığını, durumu idare edemediği için de kabahatli olduğunu, bu nedenle görevini devam ettirmesinin olanaksızlaştığını belirtti. touchefe, memurların mutlaka fransızca konuşacakları hakkında şirketinin hiçbir zaman emir vermediğini, jannoui'nin de böyle bir emir vermeye ya da uygulamaya yetkili olmadığını sözlerine ekledi.47 öte yandan şirketin çalışanlara yönelik politikasında da değişiklik yaşandı. vagon li şirketi türk memur arayışına girdi.48 müdürün görevden alınması ile birlikte kamuoyunun ve gençliğin tansiyonu düştü. yaralar sarılmaya başlandı. şirketin beyoğlu ve karaköy'deki şubelerinin camları takıldı. vitrine istanbul ve ankara'ya ait "güzel, renkli resimler" konuldu. memurlar görevlerinin başına döndüler. naci bey ise temsilcilik emrinde görevlendirildi. adli soruşturmalar da hız kazandı. şirket memurları sorgulandı. jannoui hakkında "türklüğe hakaretten" dava açılabilmesi için tbmm'den izin istenildi.49 gerekli izin alındıktan sonra "türk memurlarından birinin şahsında memlekete ve türklüğe hakaret etmek"ten dava açıldı. davaya, 16 temmuz 1933'te 3. ceza mahkemesi'nde başlandı. ilk celseye jannoui katılmadı. avukatı hazır bulundu. şahitler dinlendi. şahitlerden biri jannoui'nin türk tercümana "siz hepiniz hırsızsınız" dediğini doğruladı. bununla ilgili olarak belediyede bir dosyanın bulunduğunu belirtti. mahkeme dosyanın getirtilmesi isteği ile ertelendi.50 ikinci duruşma yapılamadı. jannoui, cumhuriyet'in 10. yıldönümü dolayısıyla hazırlanan ve 26 ekim 1933'te tbmm'de kabul edilen genel af yasası ile affedildi. sonuç olarak, vagon li olayı, dilde türkçeleştirme, sadeleştirme çalışmalarının hız kazandığı, ibadet dilinin türkçeleştirildiği, bu hareketleri benimsemeyenlere karşı hükümetin ve gençliğin büyük tepki gösterdiği bir dönemde patlak verdi. şirketin uluslararası bir nitelik taşıması, kamuoyunun duyarlılığını artırdı. kapitülasyonlar yeniden hatırlandı, hatırlatıldı. lozan'daki kazanımları zedeleyecek ya da yok saydıracak hiçbir adıma izin verilmeyeceği mesajı yinelendi. gençlik de kendisine emanet edilen devrimleri sonuna dek koruyacağını bir kez daha gösterdi. vagon li olayı aynı zamanda şirketlerde türkçe kullanılmasını öngören yürürlükteki yasanın uygulanması konusunda hükümeti daha etkin önlemler almaya yöneltti.

    kaynakça:

    1. "talebe vagon li önünde" milliyet, 26 şubat 1933, s. 6.

    2. "vagon li şirketinde çirkin hadise", cumhuriyet, 24 şubat 1933, no: 3162, s. 3; 'tahkikat devam ediyor", cumhuriyet, 27 şubat 1933, no: 3165, s. 6.

    3. ''talebe vagon-li önünde" milliyet, 26 şubat 1933, s. 6; "öz dil için", hakimiyet-i milliye, 26 şubat 1933, no: 4170, s. 1

    4. ''müessesat-ı nafıa ile imtiyazsız şirketler muhaberat ve muamelatında türkçe ıstimali hakkında kanun" için bkz. takvim-i vakayi, 18 mart 1332/ 26 cemaziyelevvel 1334, no: 2484.

    5. 31 aralık 1923'te tbmm'de yapılan görüşmeler sonucunda yasanın geçerli olduğu vurgulanmıştır. bkz. tbmm zc,d. ıı, c. 4, s. 572-577.

    6. "vagon li şirketinde çirkin hadise", cumhuriyet, 24 şubat 1933, no: 3112, s. 3.

    7. yunus nadi, "türkiye'de ecnebi husumeti yoktur", cumhuriyet, 1 mart 1933, no: 3167.

    8. asesbaşı: polis müdürü yeniçeri ocağı'nı oluşturan ortalardan yirmi sekizinci ortanın çorbacısına verilen addır. ocaktaki resmi ve askeri görevlerinin yanı sıra şehrin asayişinden de sorumludur. bkz. mehmet zeki pakalın, osmanlı tarih deyimleri ve terimleri sözlüğü, c. ı,2.b., istanbul: milli eğitim basımevi, 1971, s. 93-94.

    9. atatürk, türkçenin bilim ve kültür dili olarak geliitirilmesine büyük önem vermişti. 12 temmuz 1932'de türk dili tetkik cemiyeti'nin kurulması ile hız kazanan bu girişim çerçevesinde ibadet dili de türkçeleştirildi. atatürk, ezan ve kameti -anlamlarına dokunmaksızın- türkçeye çevirtti. namaz çağrılarının türkçe yapılmasından rahatsızlık duyan kimi çevreler 1 şubat 1933'te bursa'da, ulu cami'de türkçe ezan okunması ve kamet getirilmesi üzerine harekete geçtiler. namazdan çıkan halkı kışkırtarak hükümet konağı önünde gösteri yaptılar. bursa halkının göstericilere destek vermemesi ve alınan önlemler sonucu olay büyümedi. atatürk, olayın gerçek nedeninin "...din degil, dil..." olduğunu vurguladı. bkz. cumhuriyet, 3 şubat 1933, no: 3091; asım us, atatürk, inönü, ikinci dünya harbi ve demokrasi rejimine giriş devri hatıraları (1930-1950), istanbul: vakit matbaası 1966, s. 78.

    10. selami izzet, "küstahlık-ecnebi şirketler komiserlerinin işleri nedir?", vakit, 24 şubat 1933, no: 5434, s. 3.

    11. ''türkiye'de türk dili hakimdir", akşam, 26 şubat 1933, no: 5166, s. 1.

    12. mehmet asım, "yataklı vagon hadisesi", vakit, 27 şubat 1933, no: 5437, s. 1-2.

    13. ''türk'e hürmet isteriz!", son posta, 26 şubat 1933, no: 931, s. 1.

    14. ''vagon li şirketinde çirkin hadise", cumhuriyet, 24 şubat 1933, no: 3162, s. 3.

    15. ''şirket niçin ecnebi memur kullanıyor?", cumhuriyet, 27 şubat 1933, no: 3165, s. 6.

    16. ''türklüğü tahkir eden ecnebi hakkında takibat yapılacaktır", vakit, 27 şubat 1933, no: 5437, s. 4.

    17. hürmet sana ey şan dolu sancağım / baştan başa arza hakim ol şanım / türk ordusu, türk ordusu sayende / sakarya'da kurtuldu şan otağım / dünyalara bedeldir mah cemalin / allah'ıma emanettir kemal'im / o sevimli yüzün asla solmasın / hiçbir vakit kalbin yasla dolmasın / ey mert asker durma ileri / vatanında bir tek düşman kalmasın/ dünyalara bedeldir mah cemalin/ allah'ıma emanettir kemal'im. marş sakarya meydan muharebesi zaferle sonuçlandıktan sonra giritli ahmet cemalettin (çinkılıç) tarafından bestelenmiştir. bkz. http://kk-res.blogspot.com/…t-cemalettin-inkl.html. (torunu peyman köseoğlu tarafından kaleme alınmıştır.)

    18. "türkçe aleyhinde bulunan ecnebiyi protesto için darülfünunlu gençlerin nümayiii", vakit, 26 şubat 1933, no: 5436, s. 1-2; "türkiye'de türk dili hakimdir", akşam, 26 şubat 1933, no: 5166, s. 1-2; "gençliğin galeyanı!", cumhuriyet, 26 şubat 1933, no: 3164, s. 1-6; "talebe vagon li önünde bir nümayiş yaptı", milliyet, 26 şubat 1933, s. 1-6; "darülfünun gençliği çok heyecanlı bir nümayiş yaptı", son posta, 26 şubat 1933, s. 2

    19. ''nümayiş hadisesine dair tahkikat devam ediyor", cumhuriyet, 27 şubat 1933, no: 3165, s. 1.

    20. yunus nadi, "yataklı vagonlar idaresindeki hadise", cumhuriyet, 26 şubat 1933, no: 3164, s. 1-2.

    21. mehmet asım, "yataklı vagonlar hadisesi", vakit, 27 şubat 1933, no: 5437, s. 2.

    22. yakup kadri, "inkılap gençliği
    göründü", vakit, 2 mart 1933, no: 5440.

    23. ''adliye tahkikat yapıyor", akşam, 27 şubat 1933, no: 5167, s. 2.

    24. ''nümayiş hadisesine dair tahkikat devam ediyor", cumhuriyet, 27 şubat 1933, no: 3165, s. 6.

    25. ''dilimiz şerefimizdir", vakit, 27 şubat 1933, no: 5437, s. 5. (mektup makalenin sonuna eklenmiştir)

    26. ''gençliğin heyecanı", cumhuriyet, 27 şubat 1933, no: 3165, s. 6.

    27. "türkçeyi konuşturma cemiyeti", vakit, 28 şubat 1933, no: 5438, s. 1.

    28. ''adliye tahkikat yapıyor", akşam, 27 şubat 1933, no: 5167, s. 1.

    29. ''polatlı gençliğinin hissiyatı", cumhuriyet, 28 s¸ubat 1933, no: 3166, s. 1.

    30. ''çanakkale gençliğinin nefreti", "anada telgrafçılarının hissiyatı", cumhuriyet,1 mart 1933, no: 3167, s. 6.

    31. "türkçe hadisesi", vakit, 1 mart 1933, no: 5439, s. 2.

    32. ''nümayiş tahkikatı bitiyor", son posta, 3 mart 1933, no: 936, s. 13.

    33. ''talebe vagon-li önünde bir nümayiş yaptı", milliyet, 26 şubat 1933, s. 1-6.

    34. ''türk'e hürmet isteriz!", son posta, 26 şubat 1933, s. 2.

    35. ''türklüğü tahkir eden ecnebi hakkında tahkikat yapılacaktır", vakit, 27 şubat 1933, no: 5437, s. 4.

    36. ''adliye tahkikat yapıyor", akşam, 27 şubat 1933, no: 5167, s. 2; "adliye tahkikatı", vakit, 27 şubat 1933, no: 5437, s. 4; "tahkikat başladı", hakimiyet-i milliye, 27 şubat 1933, no: 4171, s. 1; "nümayiş tahkikatı yeni bir safhaya intikal etti", son posta, 28 şubat 1933, no: 933, s. 1-8.

    37. ''adliye tahkikat yapıyor", akşam, 27 şubat 1933, no: 5167, s. 1.

    38. "talebe vagon-li önünde bir nümayiş yaptı", milliyet, 26 şubat 1933, s. 1-6.

    39. ''adliye tahkikat yapıyor", akşam, 27 şubat 1933, no: 5167, s. 2,4.

    40. ''yataklı vagon", akşam, 28 şubat 1933, no: 5168, s. 2, 1.

    41. ''türklüğü tahkir eden ecnebi hakkında tahkikat yapılacaktır", vakit, 27 şubat 1933, no: 5437, s. 4.

    42. ''şirket müdürü hakkında takibat", vakit, 27 şubat 1933, no: 5437, s. 4.

    43. ''türkçe istemiyen müdüre işten el çektirildi", vakit, 28 şubat 1933, no: 5438, s. 2.

    44. ''hadiseyi yapan müdüre işten el çektirildi", cumhuriyet, 28 şubat 1933, no: 3166, s. 1.

    45. ''eski bir memurun şikayeti", akşam, 2 mart 1933, no: 5170, s. 2.

    46. ''yataklı vagonlar", akşam, 1 mart 1933, no: 5169, s. 2.

    47. "paris'ten gelen mümessil derhal tahkikata başladı", cumhuriyet, 1 mart 1933, no: 3167, s. 1-6.

    48. ''yataklı vagonlar şirketi türk memur arıyor", vakit, 3 mart 1933, no: 5441, s. 6.

    49. ''paris'ten gelen mümessil derhal tahkikata başladı", cumhuriyet, 1 mart 1933, no: 3167, s. 6; "türkçe istemiyen müdürü şirketi de uzaklaştırıyor", vakit, 1 mart 1933, no: 5439, s. 1-3.

    50. ''vagonli müdürü mahkemede", cumhuriyet, 17 temmuz 1933, no: 3302, s. 1.

    http://istanbul-universitesi.dergipark.gov.tr/…9819