şükela:  tümü | bugün
  • 15 temmuz ile enteresan benzerlikler ve farklılıklar taşıyan tarihi bir olaydır. ocağın kaldırılmasına giden süreçte, sultan ikinci mahmut yeniçerilere karşı gücü eline geçirebileceğine inanmadan direkt olarak yeniçeri karşıtı hamlelerde bulunmamıştır.

    hatta öyle ki amacı üçüncü selim'i tahta çıkarmak olsa da, onun ölümü neticesinde kendisini tahta çıkaran alemdar mustafa paşayı sadaretten yalnızca dört ay sonra alırken, benim reformla falan işim olmaz bu herifi hiç sevmem zaten tadında bir ferman kaleme almıştır.

    ikinci mahmut ocağı kaldırmak için tam 18 sene beklemiştir. bunun için çeşitli ittifak denemeleri yapmış ve bu ittifaklar güçlendiğinde harekete geçmiştir. yeniçeri ortalarından belli sayıda kişi seçerek eşkinci ocağını birtakım yeniçeri ağalarının onayıyla, muhtemelen rüşvetle, kurdurmuştur.

    daha sonra da yeniçerilerin isyan etmesini sağlamıştır. bu süreçte topkapı sarayına peygamber sancağı astırmış. şeyhülislam'ı yanına çektiğinden dolayı bütün camilerden sela okutulmasını sağlamış ve bütün halkı kendisinin yanında savaşmaya çağırmıştır. bir anda müttefiksiz kalan yeniçeriler korkuyla kışlalarına doğru çekilse de, kışla toplarla yıkılmış ve bütün yeniçeriler kılıçtan geçirilmiştir.

    yeniçerilere yakınlığıyla bilinen bektaşiliğe yakın kim var kim yoksa bu süreçte didik edilmiş ve bektaşilik osmanlı'da bir süre sakıncalı görülmüştür. ardından kurulan orduya ikinci mahmut asakir-i mansure-i muhammediye ismini vermiş ve bu isim aslında islam'ın radikalize olmaya en uzak olmaya namzet yorumlarından biri olan bektaşilik yerine daha çok peygamber vurgusu yapılan bir karşılık olarak konulmuştur.

    ikinci mahmut gerçekten sıradışı bir padişahtı. devletin modernize edilmesinden başka çare olmadığını anlamış. bunun önündeki en büyük engel yeniçerileri ortadan kaldırmış. bunu yaparken çok hassas dengeleri gözeterek ilerlemiş. bütün modernleşme hareketleri sırasında şeyhülislam'ın fetvasını almış ve bütün reformları ulema ve halktan en az tepki çekecek şekilde gerçekleştirmiştir.

    modernleşme hareketleri 19. yüzyıl boyunca onun reformları üzerine inşa edilebilecek bir ortama kavuşmuş ve böylece belki de türkiye cumhuriyetinin de kurulmasına giden süreçte en büyük adımlardan birinin atılmasını sağlamıştır.

    15 temmuzla olan benzerlikleriyse, ordu içinde resmen bir yeniçeri grubu haline gelen fetö grubunun, devlet içindeki diğer güç gruplarıyla anlaşılması sonucu darbeye teşvik edilmesi ama bunun bir hile olması ve fetö grubunun iyot gibi açığa çıkarak kalmalarıyla tasfiyelerinin mümkün olması sonucunu doğurmuştur. şeklen ikinci mahmut zamanı istanbul'da olduğu gibi dini argümanların öne çıkarılması ulema desteği için gereken bir diğer adımdır.

    iki olay sırasında da, halk sokağa davet edilmiş, camilerden selalar okunmuştur. aradan 200 yıl geçmesine rağmen halen bu kadar benzerlik yakalayabilmek aslında oldukça şaşırtıcıdır. bir diğer ilginç husus ise, ordu gibi bir kurumda kendi güç odaklarınızı da kursanız, müttefiksiz kaldığınızda ya da halkın desteğini alamadığınızda yok olmaya mahkum oluşunuzdur.

    osmanlı tarihindeki birçok isyanda istanbul esnafı ve ulemanın da yeniçerilerin yanında olduğu doğrudur ve fakat özellikle değişen ticaret yolları nedeniyle devletin vergi gelirleri azalıp elinde silah olan yeniçeriler esnafı haraca bağlamaya başlayıp daha sonra da dükkan açarak kendilerine rakip olduğundan beri ulema bu gruptan pek hazzetmemeye başlamıştır ki en sonunda yeniçerilerden yaka silker hale gelmişlerdir.

    tabii benzerliklerin yanında farklılıklar da mevcuttur. bunların başında tarihsel olarak yenilikçi ve gelenekçi olarak iki kutba ayrılmış türk toplumunda recep tayyip erdoğan ve padişah ikinci mahmut'un tamamen zıt kutuplarda konumlanmış olmalarıdır. biri gelenekçi diğeri yenilikçidir.

    her ne kadar ikinci mahmut reformlarla anılagelse de, bu reformlar için para gerekirdi. kendisi o dönem devleti reforme etmek için gereken parayı vergi toplayarak ve bu vergiyi yerel ayanlardan geri alıp merkeze vergi çekerek başarabilmiştir. bu vergiler sayesinde devletin ömrü bir 100 yıl daha uzatılabilmiştir çünkü o dönem osmanlı gerçekten bir 70-80 sene sonraki haline göre daha güçsüzdür.

    bu bir anlamda osmanlı coğrafyasında hakim olan sermaye birikim modelinin kırılarak merkeze verginin çekilmesinin sağlanmasıdır. mevcut durumda türkiye'de ise 15 temmuz sonrasında herhangi bir sermaye birikim modeli değişimi yaşanmamıştır. bu değişim yaşanmadığından dolayı da, ekonomi krizin içinden çıkmayı bir türlü başaramamıştır. kaynak bulunamadıkça faizi dönem dönem indirip kaldıran bu sistemde düşük faiz dönemleri çok kısa kalmış ve halkın tepkisin yükselmeye başlamıştır.

    yine de en sonunda olacak olan anayasa ile beraber sermaye birikim modelinin de değişikliğe uğrayarak daha stabil bir ekonomi politik modele geçiştir. koşulları ve zamanlaması ise insan faktörünün bilinmezliğinin içinde kestirimi son derece zorlu bir süreçtir.

    dipçe: birtakım tarihsel hatalar olabilir ama türk siyasetinin yüzyıllar boyunca yenilikçi-gelenekçi ikiliği üzerinden akıyor olması gerçekten hayreti muciptir. tabii ki bu benzerliği ilk kez gören ben değilimdir ve birçok köşe yazarı tarafından da ele alınmıştır ama yine de böylesi bir benzerlik gerçekten çok ilgi çekici. başta ayrı başlık açmak istemiştim ama sonra vazgeçtim. en az dikkat çekeceği başlık burası, malum silivri soğuktur şimdi 200 yıl önce olmuş olan bir tarihi olayı kim ne yapsın değil mi efendim*

    düzeltme: yazıyı ilk olarak başka bir başlığa koymayı düşündüğüm için eski tanım başlıkta anlamsız kalmış. tanımı düzeltmem gerekti.
  • bu olayin gerceklesmesinin bir sebebi de artik devlet icinde devlet olmus bu grubun artik ulema tarafindan desteklenmemis olmasidir. iyice pervasizlasmis olan yeniceriler en son 3. selim'i öldürmüsler, fakat 2. mahmut'un tahta cikmasina engel olamamislardir. 2. mahmut ise cok temkinli davranmis ve yenicerilerin defterini dürmek icin tam 18 sene beklemistir. önce alemdar'in ortadan kaldirilmasini saglamis ardindan ocagi ortadan kaldirmistir.

    1827'de vakayi hayriyede padisah sancak-i serif cikartmis, halk toplanmistir.topcu birlikleri divanyolu'ndan halk ve padisah da sarachane'den yenicerilerin kislalarinin bulundugu atmeydanina (bugünkü sultanahmet meydani civari) dogru yürüyüse gecmislerdir. top atesinden dolayi fazla kayip veren yeniceriler bir süre savastiktan sonra zor duruma düstüler ve kislalarina cekildiler. bunun üzerine önce sehrin sur kapilari tamamen kapatilmis, giris cikislar yasaklanmis ve tophane'den büyük kusatma toplari getirilmistir. bu toplar kullanilarak kislanin kapisi parcalanmis ve etraf bir can pazarina dönmüstür. bundan sonra yeniceri avi tüm sehirde devam etmis ve tarihi belgelerin dedigine göre 20 ila 40 bin arasinda yeniceri öldürülmüstür.ölülerin bazilarinin sünnetsiz oldugunu ve bazilarinin boynunda hac bulundugunu kaynaklar aktariyor.
  • zırt pırt devlet-i ali'nin işlerine karışan, yok "maaşlarımız osmanlı bankası'na iki gün geç yattı", yok "sigortamız düşük gösteriliyor", yok efendim "dondurmam gaymak değil" gibisinden sudan sebeplerle ha bire ayaklanan, içi dolu mu boş mu bakmadan kazan kaldıran, istemezük diye tezahürat yapan yeniçeriler, hatırlayacağınız üzere bir önceki maçta vakvakiye stadında farklı bir galibiyet elde etmişlerdi. (bkz: vaka-ı vakvakiye)

    bir buçuk asırdan daha uzun süre boyunca, bu şımarık tavırlarını sürdüren yeniçerileri yedi iklim, dört sedat bucak hükümdarı olan ikinci mahmud "gelin ekstradan ulufe vericem, bu ay herkese çift maaş" diye yavaş yavaş kapana kıstırmak istemiş, fakat olayı fark eden yeniçeriler tekrar ayaklanma başlatınca top ateşiyle onlara bir güzel ders verilmiştir.

    büyük zaiyat vererek kışlalarına çekilen yeniçerileri ortadan kaldırmaya kesin kararlı olan padişah, önce kışla kapısına zamanın büyük devlet adamı ve aynı zamanda şair olan sadrazam kilomettin pasi paşayı göndermiş, sadrazam ile yeniçeri ağası arasında

    + bre siz hiç arlanmaz mısınız? padişahım, hünkarımın takdir ettiği hükümete darbe yapmak istersiniz?
    - biz monarşik hakkımızı savunuyoruz paşa!
    + höööst bre mendebur? kimden aldınız siz bu hakkı?
    - iç tüzükte madde var paşa. delikanlıysanız komisyon kuralım karşılıklı inceleyelim.

    şeklinde bir diyalog geçmiştir. "delikanlıysanız" lafına çok kızan sadrazam, kışla kapısında şu meşhur dörtlüğü okumuştur.

    hergele diline pelesenk etmiş iç tüzüğü
    sıkıyı görünce unutuverdi "istemezüğü"
    eğer aralarında yiyen varsa büzüğü
    sultan burda, aha toplar ordadır!

    burada dikkat edilmesi gereken husus sadrazam kilomettin pasi paşa'nın "sultan burda, aha toplar oradadır" mısrasındaki "toplar oradadır" ifadesi ile hem namlularını yeniçerilerin kışlasına çevirmiş kuşatma toplarını, hem de "padişah burada meydanda, sizin gibi toplar da kışladadır" manasını işaret ederek yeniçerilere büyük bir ayar vermiş olmasıdır.

    akabinde kışla top ateşine tutularak yeniçeriler yerle yeksan edilmiş, taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakılmamıştır.

    kaynak: halüsinasyonlarla osmanlı tarihi.
  • hakkında bahsedilen "yeniçerilerin bazılarının koynundan haç çıktığını, bazılarının sünnetsiz olduğunun görüldüğünü kaynaklar yazar" meselesindeki "kaynaklar" bizzat saray tarafından pişirilip servis edilmiş şehir efsanelerindendir. devletin resmî gazetesinde yayınlandığından mütevellit de "kaynaklarda yazar" diye konuşabiliyoruz. aynı "kaynaklar"da "balkanlar'da (şehri hatırlamıyorum) iki yeniçeri'nin mezarından vampir olarak kalkıp birkaç gün dehşet saçtıklarına dair" bir haber bile var. kısacası "post-vaka-i hayriye" döneminde yeniçeri devrinin bittiğinden ve halkın bunları özlemesinin önüne geçildiğinden emin olmak için sayısız icraat yapılmıştır (mehter marşlarının tamamının yakılması da bu devreye rastlar, bugün bildiğimiz mehter marşlarının neredeyse tamamı cumhuriyet sonrasında bestelenmiştir. yanlışsam bir düzelten çıkar elbet) "yeniçeriler vampir çıktı, yeniçeriler gavur çıktı, yeniçeriler halkın canına okudu" şeklinde haberler yaymak da bunların içindeydi. kısacası ben gerçekçi bulmuyorum.

    ***

    yine girilerin arasında bir "tarihte görülmemiş bir şekilde kendi soylarından gelen başka bir birlik tarafından top ateşine tutularak tarih sahnesinden silinmişlerdir" diye birşey okudum, yanlış. aynı soydan insanların birbirine girdiği sayısız mücadele var elbet ama ana maksadın "bir askeri sınıfı yok etmek" olduğu bir savaş en basitinden dibimizdeki rusya'da vuku bulmuştu bir 100-150 sene kadar önce. yine benzer şekilde ruslar'ın feodal (yeniçeriler de sened-i ittifak sayesinde bildiğin feodal toprak ağası olmuşlardı zira) "streltsı" birlikleri deli petro yurtdışındayken ayaklanmışlar (tabii daha bundan önce, tıpkı ii. mahmud'un yaptığı gibi petro'nun ufak ufak bu birlikleri lağvetme niyeti var. bundan ötürü merkezde bulunan streltsı birliklerini kiev, belarus vs. mekanlara kaydırıyor bu hadise yaşanmadan önce), "rus nizam-cedidi" birliklerin kumandanı iskoç bir general tarafından sert şekilde bastırılmışlardı. petro gezisini kısa kesip elinde haydarla "ule-mna-goduklarım..." şeklinde ülkeye giriş yapıyor ve isyana katılan ne kadar streltsı (streltsı aslında rusça çoğul bir kelime ama bunun tekili strelts mi yoksa strel mi bilemiyorum) varsa hemen hepsini şehir meydanında işkenceyle öldürtüyor akabinde. hatta arada gözdağı olsun diye isyana yol verdikleri gerekçesiyle saray halkından iki prensesi de katlettiriyor yanlış hatırlamıyorsam.

    tabii bu streltsı'nın "katledilerek lağvedilmesi" sürecinde 1700 senesinde narva'da isveç'ten bir "iskandinav şamarı" yiyince petro "aga olmayacak bu böyle" deyip, elemanları öldürmekten vazgeçiyor ve başka birliklerin içine ayrı ayrı katarak eritme yoluna gidiyor. başarılı da oluyor denebilir (isveçliler'in poltava'da ağzına sıçıyor, koca imparatorluk gidiyor ve isveç bir daha hiçbir vakit geri dönmemek üzere büyük uluslar arenasından siliniyor), "denebilir" tabii sadece zira meşhur baltacı mehmed paşa bu poltava başarısının ardından "kardeş siz iskandinavya'da şamar görmemişsiniz, bir de bizimkini deneyin" deyip osmanlı şamarını aşkediyor.

    ha sonra giderayak rus askeriyesi osmanlı askeriyesini sikertiyor ayrı mevzu. osmanlılar bana kalırsa en utanç verici yenilgilerini (asker sayısı olarak 1'e 3 oldukları savaşları kaybetmek gibi) ruslar'a karşı almışlardır.

    ***

    lan nereden nereye geldik, mevzuya geri döneyim. bu hadisenin tek sebebinin "kapitalist-emperyalist ekonominin osmanlı'ya girmesi" olduğunu iddia edenler bana kalırsa yanılıyorlar. zira ii. meşrutiyet'e kadar osmanlı ekonomisi gayet bildiğin sosyalist bir ekonomiydi. ii. meşrutiyet'ten sonra dünyanın en liberal ekonomisi hâline geldi gerçi ama bu sefer hakikaten "kapitalist-emperyalist ekonomi"nin baskısı vardı.

    "yeniçeriler halk olmuştu, devlet bektaşiler'den hazzetmiyordu, halk hareketinden tırsıyordu" gibi yorumlara "ya ben lan neyse birşey demiyorum..." diyebiliyorum ancak. yeniçeriler'in halk olması, askerlik mesleğini ifa etmesi gerekirken çoluk çocuğa karışıp dükkân açan, toprak ağası olan, arada da hobi olarak kazan kaldıran insanlara dönüşmeleriyle oldu. benim kulağıma pek de "halk hareketi" gibi gelmiyor bu açıdan yeniçerilerin yedikleri boklar ama bunu söyleyenlerin de bir bildiği vardır muhakkak.

    ***

    yeniçeri ocağı'nın kaldırılmasından sonra hiç savaş kazanılamadığı doğru sayılabilir, ama bu hiç muharebe kazanılamadığı anlamına gelmez. osmanlılar'ın bu hadiseden sonra savaş kazanamamasını üç maddede açabilirim sanırım:

    1. yapılan reform tak diye aynı sene etkisini göstermiyor, belki bir 100 sene geçmesi lâzım. hani komplo teorisi kuracak olsanız "yeniçeri ocağı osmanlı askeriyesini mahvetmek maksadıyla bilerek tasarlandı" diye, ulan bu ülkeye askerî reformist olarak almanya'yı kuran adamı, von moltke'yi getirmiş adam (ii. mahmud han) daha ne yapsın lan? bu dönemde ekilen tohumların meyvesi kurtuluş savaşı'nda alındı diyemez miyiz? deriz (arada ii. abdülhamid han'ın eğitim alanında yaptığı reformlarla bir "tarlayı sulaması" var ama tohumu eken yine belli) gayet tabii.

    2. osmanlı ordusu'nun muharebe kazanmasına rağmen savaş kazanamamasının en büyük müsebbibi nüfus problemiydi. osmanlı'nın avrupa'ya "aktığı" devrede nüfus anlamında ciddi bir avantajı varken, avrupa'nın (bilhassa da rusya'nın) osmanlı'ya "aktığı" dönemde de çok ciddi bir nüfus dezavantajı vardı. konuya açıklık getiren küçük bir örnek verecek olursam: almanya'nın i. cihan harbi'nde sadece verdiği ölü sayısı (yaralıyı ya da sıyrıksız çıkanı falan katmıyorum bak), osmanlı imparatorluğu'nun silah altına alabildiği asker sayısından çok daha fazlaydı. ne kadar muharebe kazanırsan kazan, karşındaki adam akın akın gelmeye devam ettikçe ve sen cepheni yeni gelenlerle tahkim edemedikçe, savaşı kaybetmeye mahkûmsun. yapacak birşey yok.

    3. osmanlı ordusu'nu doktrinsel anlamda ne kadar modernize ederseniz edin, teçhizat sıkıntısı vardı. seferberlik'te krupp'u arkaya alınca neler yapabildiklerini cümle âleme gösterdiler bence yine de. modern anlamda muazzam bir orduyu da getirip eline atıyorum çakaralmaz versen, alacağın sonuç bellidir.

    "yeniçeri ocağı kaldırılmasaydı başarıdan başarıya koşacağıdık, pislik yaptılar" diye bir durum yok yani.

    sevgilerimle.

    ek: evet cesare borgia "cumhuriyet dönemi değil de post-vaka-i hayriye dönemi diyelim" diyor.

    ek 2: daha açık olmak açısından: bugün bildiğimiz mehter marşlarının pek çoğunun 1908-1913 arasında "ısmarlama" yazdırıldığı bir vakıadır. içinde "türk" kelimesi geçen mehter marşları ise kuvvetle muhtemel cumhuriyet'ten sonra yazılmıştır. benim altını çizmek istediğim nokta ii. mahmud döneminde ve yeniçeri nefretinin devam ettiği dönemde herhangi bir "mehter girişimi" olmamasıdır.
  • (bkz: order 66)
  • bu olay öncesinde halk, yeniçerilerle birlikte kimi isyanlara katılırlardı. açıkçası tarihe geçmemiş pek çok yeniçeri isyanı da olmuştur; tarihe geçen isyanların ise bu kadar önemli hale gelmesi hep halkın yeniçerilerle birlikte isyana katılması nedeniyledir. lakin vakayı hayriye ertesinde binlerce yeniçerinin cesedini haliçte gören halk, osmanlı tarih sahnesinden çekilene kadar bir daha asla bir isyana katılmaya kolay kolay cesaret edememişlerdir (31 mart vakasını ayrı tutarsak).

    aynı zamanda ortaya bu olaydan sonra şöyle bir tablo da çıkmaktadır; vakayı hayriye öncesi, padişaha yönelik baskılar yeniçeri ocağı ve halk birlikteliğiyle irticai nitelik taşırken, bu olay sonrası bürokratik kaynaklı ve ilerici olmuştur.

    vakayı hayriye sonrası kısmen halkın katıldağı tek isyan olan 31 mart vakasının da irticacı olması, türk demokrasisi ve gerek cumhuriyet öncesi gerekse cumhuriyet sonrası yapılan reformlar ele alındığında ilgi çekicidir.

    not: bu entry, günün geyiği kapsamında yazılmamıştır.
  • iyi bir senaryo, kaliteli animasyon ve efektlerle filmi yapılası bir olaydır. hollywood bu konuya bi el atsa en az 300 spartalı, son samuray gibi filmlere taş çıkarır, hasılat rekorları kırar, götümüz düşer... ama illa ki "bizim tarihimizle hollywood gişe rekorları kırdı, kültürümüze de, geçmişimize de el attılar, paranın amnagodular" diye muhalifler çıkar ama olsun, köşede sıkıştırır döveriz biz onları.
  • yüzlerce yıllık sürecin, iktidar mücadelesinin, azmin, hırsın, entrikanın bir araya gelip devasa bir tarih sahnesinde noktalandığı bu olayı izzet molla bakınız şu dahiyane iki dizede nasıl özetlemiş:

    ".....
    koyup kaldırmada ikide birde
    kazan devrildi, söndürdü ocağı!"
  • şimdi tarihi vesikalar ne kadar gerçeklere dayanır bilinmez de o tarihi vesikalarda yer alan öldürülen yeniçeri askeri sayısı düşünüldüğünde ve onlara karşı halkın nefreti ve bu olaya canı gönülden katılmaları da dikkate alındığında yeniçerilerin halk desteğini kaybettikleri, halkın onlardan illallah dediği şeklinde bir yorumda yapılabilir. demek ki epey bir mazlum ahı almışlardır. ayrıca genç osman'ın yeniçeriler tarafından öldürülmesi olayını detaylı şekilde tarih kitaplarından okuduğunuzda yeniçerilere nefretin tarihsel kökenlerini biraz daha anlamak mümkün olabilmektedir... çünkü genc osman'ın yeniçerilerin çıkardığı isyan sonucunda yedikule zindanlarında cellatlara teslim edilip, türlü hakaret ve eziyetlere maruz kalarak öldürülmesi bardağı taşıran damlalardan biri olmuştur...
  • 1825 yılında yeniçeri ocağının sultan ii. mahmut tarafından ortadan kaldırılması olayıdır .hayırlı olay anlamına gelmektedir.1324 yılında kurulan yeniçeri ocağı, 1658 yılından itibaren tüm önemini kaybetmiş ve ayaklanmaların olduğu bir yuva haline gelmişti. yeniçeriler istemedikleri padişahı, veziri indiriyor, istediğinde öldürüyordu. yeniçerilerin başına buyruk hareketleri halkı rahatsız ediyordu. yeniçerilerin ilmiye sınıfına hakaret etmesi bardağı taşıran son damla olmuş, bunun üzerine ilmiye sınıfı ile halk yeniçerilere karşı birleşmişti.

    sultan ii. mahmut, avrupa ordularının aldığı eğitimle yetiştirilmek üzere "eşkinci" adı verilen yeni bir askeri örgüt kurulmasını emretti. yeni eğitimi istemeyen yeniçeriler ayaklandı. bu durumdan yaralanan ii. mahmut, yeniçeri ocağının kaldırıldığını bir fermanla halka duyurdu.
hesabın var mı? giriş yap