şükela:  tümü | bugün
  • nefret edilen kurumlardır. peki neden?

    uzun zamandır yazmak istiyordum, malum bu tercih dönemlerinde istanbul'un her yerinde reklamlarını görüyoruz. "bizi seçin, en iyisi biziz" temalı ürün satan "kar amaçlı" işletme konumundalar.

    iyi peki güzel de neden var bu üniversiteler? sayıları neden her gün daha da artıyor? eğer piyasada bir malın/hizmetin talebi varsa mutlaka arz da ortaya çıkacaktır. demek ki özel üniversitelere halktan bir talep var, var ki işadamları bu sektöre yatırım yapıp kar etmeye çalışıyorlar.

    bu talep neden peki?

    ülkede üniversite mi az? yoo, gayet de yeterli devlet üniversitemiz mevcut. hatta vakıf üniversitelerinin sayısını mantar gibi arttıracak kadar fazla ve işlevsiz devlet üniversitemiz var.

    hiç unutmuyorum, üniversite sonucum geldiğinde (2002 sonuçlarına göre) 184 küsür eşit ağırlık puanı almıştım. işletme okumak için marmara üniversitesi'ne de yetiyordu bilkent'e de. o zaman türkiye şartlarında ortanın biraz üzerinde bir gelir durumumuz var. yani babam güle oynaya gönderemezdi belki beni yılda 10.000 dolar verip ancak belki biraz sıkılsak da ödenebilirdi sonuçta. aldı beni karşısına, babalık görevi icabı sordu özel okula gitmek isteyip istemediğimi. bir şekilde ödenir okul ücreti, hem bilkent'in eğitimi de daha iyidir dedi. doğuştan gerizekalı olan ben, tam da benden beklenecek mallıkta bir cevap vererek özel okula gitmek istemediğimi, orada acaip tikky salak tipler olacağını, uğraşılmayacağını falan anlattım. bana neyse mnakoyim elalemden. gider gelirdim okuluma, bir iki tane kafama göre insan da elbet bulurdum okulda. sanki marmara'da 100 küsür insanla aynı anfide okudum da kaç arkadaşım oldu ki?

    neyse işte, gimedim. marmara'yı tercih ettim. çok yakın bir arkadaşım da benimle aynı puanı alıp bilkent'i tercih etti. tüm açık yürekliliğimle söylüyorum ki bilkent gibi, koç gibi sabancı gibi okullar "öğrenmeye aç" kişiler için paha biçilmez bir nimet. işte o arkadaşım bu nimeti değerlendirdi, arkadaşları da genelde odtü tayfasındandı. böylece okulda ferrari mi geçer lamborghini mi geçer muhabbetleri de yapmak zorunda kalmadan okudu, bitirdi.

    ve en önemlisi aldığı eğitimle bana fark attı. belki ben hayal kırıklığı ile saldım dersleri, belki başka bir şey. ama onun okulundaki kütüphane imkanı bende yoktu, onun kampüs ortamı, onun derslerine giren hocalar, proje ödevleri, sunumlar vesaire hiç bir şey yoktu bende.

    işte o zaman bu okullara bok atmamak gerektiğini öğrendim. kendi adıma da deliler gibi pişman oldum. tabi benim vakıf üniversitesinden kastım apartman üniversiteleri değil. sağlam altyapısı ve akademik kadrosu olan, daha öğrenciyken sektörel fırsatları ayağına kadar getiren okullar, ki bunların da hangileri olduğunu hemen hepimiz biliyoruz.

    bu okullardan nefret etmiyorum, hatta ülkemiz adına gereklilik olduklarını düşünüyorum. sayıları sizi şaşırtmasın, en fazla 15 sene içinde çoğu tabela üniversitesi kapanacaktır. dershane mantığıyla okul açılmaz çünkü, üniversite adını alabilmek o kadar kolay değil. ancak öte yandan anadolu'da da boş beleş zilyon tane okul, oralardan mezun olan ve olacak sürüyle öğrenci var. çoğu lise kafasıyla eğitim gördü, kalabalık sınıflarda parmak kaldırıp hocaya bir şey sormaya çekinerek bitirdiler okulu, tıpkı benim gibi, öbürleri gibi...

    böyle adamlar nasıl işletme bitirip de şirketlerde yönetici olacaklar? okul sadece terimlerin ezberlenip sınavlarda başarıyla yanıtlanmasıyla mezun olunan yer midir? okulunuz kişisel gelişiminiz adına ne veriyor? psikolojik bir sorununuzda başvuabileceğiniz bir rehberlik-danışman hocanız var mı? okulunuz yurtdışında hangi okullarla işbirliği yapıyor? bu okullar kendi ülkelerinde ne kadar prestijli/tercih edilen okullar?

    nefret edelim tamam da, boğaziçi'nde okuyan adam nefret etsin, itü'de, odtü'de okuyan adam nefret etsin. bu okulların da kontenjanı belli, ya diğer adamlar hiç okumasın ya da en azından maddi durumu elveren kişiler adam gibi eğitim alsın, geleceği parlak olsun.

    --------------------------------- ana metinde bir oynama olmamıştır -------------------------------------------

    edit: o kadar çok mesaj geldi ki, hangisini yanıtlayacağımı şaşırdım. çoğunluk tıpkı benim gibi "ah şimdiki aklım olsa" diyor. evet paralı okullarda acaip öğrenci profilleri var ama gözünü bunlara kapayıp işine gücüne bakarsan her zaman sana sunulan imkanlar bir devlet üniversitesinden çok daha fazla.

    bir çok arkadaş da farklı okul ve bölümler hakkında fikrimi sormuş. arkadaşlar, geleceğiniz hakkında ne bana ne de bir başkasına sorular sormayın. fikir alın elbette ama etkilenmeyin, hayalini kurduğunuz yer neresiyse orayı okuyun, o bölüm/okul imkansızsa alternatif belirleyin. sizi sizden daha iyi kimse tanımaz, neyi ne ölçüde başarabileceğinizin anahtarı sizde.

    hayat istemediğin bir okulda dört yıl geçirip akabinde sırf para kazanmak için yaptığın ve aslında nefret ettiğin bir işte çalışmak ve emekli olmak için gerçekten çok kısa. şu an 10 yıl öncesine dönmek için bu 10 yılda kazandığım tüm paraları vermeye razıyım. ama iş işten geçti artık, miletin lafıyla "özel okula gidersem bana salak derler" diye tribe girme, asıl bu yüzden misal hukuk okumak isterken puanın tutmadığı için devlet üniversitesi'nde işletme yazarsan salaklık yapmış olursun.

    mesajlara tek tek dönemediğim için gerçekten kusura bakmayın. bahtınız açık, şansınız bol olsun.
  • iyiler veya kötüler, kaliteliler veya kalitesizler... sanırım mesele bu değil. ya da vicdanımdaki ses bunun sorun olmadığını söylüyor. zira üniversitelerin özerk olması gerektiğine inanan biri olarak, türkiye sınırları içerisinde devlet üniversitelerinin gerçekleştiremedikleri başarıları ve hamleleri gerçekleştirme potansiyeline bu özerklikleri sebebiyle sahip olmalarından dolayı saygı duymamak mümkün değil.

    ancak bunun yanında vicdandan gelen başka sesler de mevcut. bu ses şunu söylüyor; vakıf üniversiteleri anayasaya aykırıdır!

    durun heyecanlanmayın, bu ses elbette bunun açıklamasını da yapacaktır. şöyle ki;
    2008 yılı öss yerleştirme sonuçlarına göre çıkan tabloda ea2 puan türünden hukuk programının üniversitelerdeki taban puanlarını inceleyelim.
    istanbul üniversitesi hukuk fakültesi taban puanı; 335,714.
    marmara üniversitesi hukuk fakültesi taban puanı; 332,825.
    galatasaray üniversitesi hukuk fakültesi taban puanı; 366,405.
    bahçeşehir üniversitesi hukuk fakültesi (burslu) taban puanı; 352,767.
    kırıkkale üniversitesi hukuk fakültesi taban puanı (ikinci öğretim); 326,78.
    bilkent üniversitesi hukuk fakültesi taban puanı; 309,827.
    bahçeşehir üniversitesi hukuk fakültesi taban puanı; 293,715.
    maltepe üniversitesi hukuk fakültesi taban puanı; 286,065.

    istanbul, marmara, galatasaray, kırıkkale üniversiteleri devlet üniversiteleridir. kırıkkale üniversitesi en düşük puanla girilebilinen hukuk fakültesini (ikinci öğretim) barındırmaktadır. ve bu puan 326,78'dir. şüphesiz her okulun bulunduğu şehir, öğretim elemanlarının kalitesi, tarihi ve başarıları nedeniyle kendisine has bir puanı olacaktır. tüm okulların aynı puanda olmasını beklemek andavallık olacaktır. ancak en düşük puanla öğrenci alan devlet üniversitesinin hukuk fakültesi 326,78 puan ile öğrenci almakta iken, 2008 yılı verilerine göre en düşük puanla öğrenci alan vakıf üniversitesinin hukuk fakültesi maltepe üniversitesi hukuk fakültesi olup, 286,065 puan ile öğrenci almaktadır. aradaki fark 40 puanın üzerindedir. öss katsayılarında bir netin değerinin 1 puan olduğunu dikkate alalım -ki bunun altındadır- bu halde bunun anlamı 40 soru demektir. yani kırıkkale üniversitesi hukuk fakültesine sonuncu olarak giren bir öğrenci, maltepe üniversitesi hukuk fakültesine sonuncu olarak giren bir öğrenciden, öss'de 40 net fazla yapmıştır. bunun anlamı öss'ye giren bir öğrenci için ne demektir, bilen bilir, bu konuya girmeye gerek yok.

    şimdi 40 puanın karşılığı olan 40 soruyu çözmek yerine öğrencinin ne yapması gerekiyor? aradaki farkı kapatacak seviyede parası olması gerekiyor, efendiler. bu bir gerçek. kendisinden daha başarılı olan öğrenciye para ile fark atıp, istanbul gibi bir şehirde üniversite okumak, üstelik başarı seviyesinden çok daha yüksek olan öğrencilerle aynı bölümü okuyup, aynı diplomaya sahip olmak, paha biçilmez olsa gerek.

    peki bu öğrencinin parasının olmadığını düşünürsek, ne olacak? çok basit! hiçbir hukuk fakültesine giremeyecektir, 286,065 puan ile. hatta bir örgün 4 yıllık fakülteye, herhangi bir devlet üniversitesinde girmek gibi bir ihtimali çok düşüktür. oysa kendisinden çok daha yüksek puan yapan bir öğrenci düşünelim ki sınavda 325 puan yapmış olsun. bu öğrenci bir devlet okulunda hukuk fakültesine giremeyecekken kendisinden çok daha düşük puan yapmış bir öğrenci sırf maddi durumu daha iyi olduğu için bir vakıf üniversitesinde hayallerini gerçekleştirebilecek. işte bu adalet değildir.

    peki anayasaya aykırı kısma gelirsek, 1982 anayasası "madde 10.– herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
    (ek: 7.5.2004-5170/1 md.) kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
    hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
    (değişik: 9.2.2008 - 5735/1 md.) devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
    devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." demektedir.

    konumuza göre yorumlarsak eğer, anayasa açıkça belirtmiştir; kimseye ayrım yapılamaz ve hiçbir aileye, zümreye, sınıfa imtiyaz tanınamaz. maddi veya manevi hiçbir unsur ile bireyler arasında ayrım yapılamaz.

    sırf ailesinin maddi geliri daha iyi olduğu için maddi geliri daha düşük olan bir öğrenciden daha imtiyazlı olan sevgili vakıf üniversitesi öğrencisi, mezuniyeti halinde eşitliğe nasıl kavuşacaksa bir devlet üniversitesi öğrencisi ile, o halde devlet üniversitesi öğrencisi ile aynı eşitlik içerisinde bu mezuniyeti sağlayan eğitimi almaya hak kazanmalıdır.

    özet; anayasa açıkça hiçbir sınıfa, aileye, zümreye ayrım yapılamaz demektedir. bu yasak maddi bir ayrım yasağını da doğurur. maddi ayrımın içeriği zenginliği de kapsar. zenginlik ile sağlanan bu imtiyaz anayasaya açıkça aykırıdır. bunun yanında aynı mesleği kazandıran iki eğitim programının puanları arasında uçurum olması ve bu uçurumlarda insanlar hayatlarını belirlerken başarının önüne paranın geçmesi açıkça bir maddi ayrıma yol açmaktadır. bu ayrım ise anayasanın ayrım yasağına aykırıdır.

    sonuç; vakıf üniversiteleri eğitim kalitelerinin yanında bu eğitimi kazanmaya giden yolu para içe açmaktadırlar. eğitimin, hele ki mesleki yaşamı belirleyen üniversite eğitiminin para ile alınıyor olması değil bu para ile alımın parasız öğrenciye karşı bir fark yaratması, parası olanın parası olmayanın önüne geçmesi zannedersem adil değildir.

    diyeceğim budur. eğer vakıf üniversitelerinin eğitim kalitesi çok çok yüksek ise bütün devlet üniversitelerini vakfetsinler. ancak bu vakıfların memleketin büyük şirketleriyle, dershane kodomanlarıyla olan organik bağlarının önüne geçsinler. bir yanda rektörünü bile kendisi belirleyen bir okul, diğer yanda seçtiği rektörü bile başa getiremeyen bir okul... ve eşitlik!..
  • milletin kafasinda nasil bir akademisyen profili oldugunu apacik gozler onune sermis universitelerdir.

    oyle ya, bunlar parayi bastirip ogretim uyelerini devlet universitelerinden transfer ederler. bu ogretim uyeleri dedigimiz adamlar da prensip sahibi olmayan, tek derdi para olan, parayi bastirdiktan sonra evinin tuvaletinde bile calistirabilecegin adamlar olduklari icin kuzu kuzu gelip senin okulunda hocalik yaparlar, arastirma yaparlar. orospu gibi bir seydir bunlar, parayi bastir yeter di mi?

    bak arkadas, bu ogretim uyelerinin, docentlerin profesorlerin tek derdi para olsaydi bunlar en basindan senelerce okullar okuyup doktoralar pesinden kosup duracaklarina atilirlardi sektore, kazanirlardi paralarini. bu hemen hemen hangi disiplini alirsan al boyle. sen devlet universitelerinde bu adamlara ozgurce bilim yapabilecekleri bir ortam sunamazsan, bir konferans duzenleyecegim veya falanca etkinlige katilmak istiyorum veya arastirmalarim icin alet edavat lazim diyen adami gereksiz binbir turlu formalite ve burakratik isleme bogarsan, bir de ustune hakkettikleri hayat standartlarini sunamazsan adam ne kadar idealist olursa olsun bir yerden sonra, belki de istemeyerek, vakif universitesine gececektir.

    ama senin kafandaki ogretim uyesi tanimi parayi bastiranin bunyesine kattigi ilkesiz kisiliksiz adamlar seklinde oldugu icin sen bunlari dusunemezsin tabii ki, sana gore vakif universitesi parayi bastiriyordur, akademisyenler de kuzu kuzu birakiyorlardir devlet universitelerini. boyle dusunen adam da tabii ki param olsa evimin tuvaletine universite kurarim zanneder. kusura bakma arkadasim ama bok kurarsin! sana 2 degil 20 milyon dolar verseler, uzerine bir de konya ovasi kadar devlet arazisi verseler, gene bir sikim kuramazsin, bu kafayla imkansiz...

    hadi simdi git, kurulali 10 sene ya olmus ya olmamis vakif universiteleri bulup "ehe binalari cok kucuk", "ehe kampus projesini tamamlayamis" diye bok atmaya devam et...
  • bu üniversitelere gidip oluşan ortam sonucu yetişen gencin hayatı para, araba, marka oluyorsa o genç dua etsin ki oraya düşmüş. karakteri koyacak yer arayan biri için çok bile o ortam.

    şahsen vakıf üniversitesinde paralı okuyan bi öğrenci olarak arkadaşlarımla oturup "babaa aber çok cix bi mont çıkarmış" veya "x6 alcam x5 sıktı" gibisinden konuşmuyoruz. okuduğum üniversitedeki insanların %90'ından fazlası da böyle bir konuşmaya başlamamıştır eminm. yapan da var tabi ki ama o onun sorunu, ailesinin kabahati belki, ama kesinlikle üniversitenin değil.

    adaletsizlik denmiş de, vakıf üniversiteleri aslında bazıları için de çok büyük bir fırsattır adalet adına. bahsi geçen örnek her zaman sabit zaten işte diyarbakır ankara göbeği vs. iyi de kardeşim ben biyolojiye zerre kafası basmayan, fizikten az buz ama çok az anlayan, kimyası da iyi olmayan bir lise öğrencisi olarak ortaokuldan beri idealim olan bilgisayar mühendisliğini okumayı neden bu devletin saçma sapan öss sistemi yüzünden başaramayayım? fizik-kimya-biyoloji hadi fizikteki elektrik vb konuları dahil edersiniz belki de kimyanın ve biyolojinin bilgisayar mühendisliğindeki yeri nedir acaba? genel bilgi olması lazım diyebilirsiniz ancak bilg. müh. okumak için oralardan öss'de kaç net yapılması gerektiğine bakmak lazım.

    zerre kabiliyeti olmayan daha önce hiçbir tecrübesi olmayan bir insan sırf biyolojisi, kimyası fiziği iyi diye bilgisayar mühendisliğine gitsin, siz yıllarca hayalini kurun 2001 yılında ilk websitenizi daha çocuk sayılacak yaşta yayınlamış olun ama neresinden tutsanız elinizde kalan öss sınavı yüzünden idealinize ulaşamayın. ne güzel adalet. eğer bu adaletse böyle adalete kafam girsin..

    kesinlikle hiçbir adaletsizlik yok demiyorum, elbette var, benim durumumda olup okuyamayan da var. keşke onlara da yeteneklerini test ederek burs sağlayacak özel kuruluşlar olsa. ama vakıf üniversiteleri de bazen ve çoğu zaman da aslında bir fırsat bazıları ve sistem için bunu kabul edin.

    bilgisayar mühendisliğine gidip hayatında bilgisayarda counter ve mirc dışında program açmamış insanlar var bu ülkede emin olun..
  • yasayla zorunlu hale getirilmeden önce, bir çoğunda tek bir araştırma görevlisi dahi olmayan (rakamla 1), bu sayede bilim adamı yetiştirmek gibi bir maliyete katlanmayan, ancak 70 milyonun vergileri ile yetiştirilmiş değerli öğretim görevlilerini parayla belli bir kesime eğitim öğretim vermesi için kendi bünyelerine katmakta herhangi bir yanlışlık görmeyen üniversite biçimidir.

    sonra da yok kadrosu çok iyiymiş yok eğitimi şöyle süpermiş, ulan ver bana 2 milyon dolar sana bizim evin tuvaletinde öğretim üyesi başına en çok makale yaynlanan üniversitesini kurayım. ah o güzel çıkarlarınız için yanlışlara bile doğru diyorsunuz ya ne diyeyim size. üniversitelerin asıl amacı bilimdir ve bilim hazırda zaten üreten kişileri yerini değiştrimekle olmaz (yani odtüden alıp ufuk üniversitesine atayınca bilim yapılmıyor güzel kardeşim), yenilerini ve daha iyilerinin yetiştirilmesi için çabalamaktır bu işin asıl başlangıcı.

    hey yavrum hey! yetmiş milyon vergi versin, o vergilerle binbir emekle hoca yetiştirilsin, sonra sen onları parayla transfer et, belli bir kesime, iki kuruşluk öss için bile kıçlarını kırıp ders çalışamamış adamlara peşkeş çek. yazıktır.

    sanırım bu ülke adına yapılmış en yıkıcı işlerden birisidir bu tür üniversitelerin kurulması, eşitlik ilkesini yerlebir etmiştir, çalışanın değil parası olanın düdüğünün ötmesinin en güzel başlangıcıdır, hayırlı olsun.
  • okuduklarımı yanlış anlamadıysam, bazı arkadaşlar, toplanan yıllık para üzerinden, ingiltere dil okulları ile kıyaslamalar yaparak, bu üniversiteleri gizli gizli kar etmekle suçluyor. yani tamam tanımadığım etmediğim insanları savunacak halim yok, belki ufak tefek bir şeyler kaçırıyolardır, ona da diyeceğim yok, ama gerçekten bu üniversitelerin kar amaçlı kurulduğunu düşünecek kadar malsanız sizin adınıza gerçekten üzülüyorum.

    milli eğitim bakanının verdiği bilgiye göre birkaç üniversitenin öğrenci başına düşen yıllık bütçeleri yuvarlak hesapla şu kadar:
    istanbul üniversitesi: 11000tl
    hacettepe: 16500tl
    itü: 14500tl
    boğaziçi: 14500tl
    kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=209832

    yukarıdaki üniversitelerin çoğunu gördüm, seneliğine 30 bin tl verilen vakıf üniversitelerini de gördüm, eğer istanbul teknik ve boğaziçi üniversitelerinde çarkların dönmesi için öğrenci başına 14500 tl para gerekiyorsa, afedersiniz ama koç, sabancı, bilkent vs. üniversiteler öğrencilerinin ortalama yüzde 80'inden 30 bin tl toplayarak bu işi kotarabiliyorsa (ortalama 24 bin tl'ye gelir), ellerini sıkıp tebrik etmek gerekir diye düşünüyorum. üzerine kar edip ceplerini doldurabiliyorlarsa, açık konuşuyorum, helal olsun, sonuna kadar hak ediyorlar.
  • bildiğin üniversite işte lan, devlet ile arasında pek bir fark yok. bildiğin gerizekalı ergenler de var bu üniversitelerde, akıllı adamlar da var. ergeni de var, olgunu da var. range rover ile geleni de var, metrobüsle geleni de...
  • 2004 yılında üniversitelerde sci+ssci+ahci' te yayımlanan yayınlara göre öğretim üyesi başına düşen yayın sayıları sıralamasında şu şekilde sıralanmışlardır (parantez içindekiler tüm üniversitelerdeki sırasını göstermektedir)

    1. bilkent üniversitesi (1)
    2. koç üniversitesi (3)
    3. başkent üniversitesi (6)
    4. atılım üniversitesi (11)
    5. fatih üniversitesi (19)
    6. sabancı üniversitesi (26)
    7. doğuş üniversitesi (35)
    8. ışık üniversitesi (44)
    9. maltepe üniversitesi (45)
    10. yeditepe üniversitesi (46)
    11. çankaya üniversitesi (47)
    12. kadir has üniversitesi (58)
    13. tobb ekonomi ve teknoloji üniversitesi (60)
    14. bahçeşehir üniversitesi (65)
    15. beykent üniversitesi (66)
    16. istanbul bilgi üniversitesi (68)
    17. istanbul kültür üniversitesi (69)
    18. istanbul ticaret üniversitesi (70)
    19. haliç üniversitesi (71)
    20. çağ üniversitesi (72)
    21. ufuk üniversitesi (73)
    22. izmir ekonomi üniversitesi (75)
    23. okan üniversitesi (76)
    24. yaşar üniversitesi (77)

    not: listede toplam 77 üniversite bulunmaktadır.

    kaynak: http://www.yok.gov.tr/
  • hangisi kadın/erkek vaat edip çıtayı en üste koyacak merak ediyorum. dün birinin tanıtımına denk geldim, bir tane tekne almışlar yazın tekneyi güneye çekip yaz okulunu orada yapacaklarmış. gülme kardeşim, sonuç dediğime kadar gidiyor.
  • burslu girdiğiniz zaman, normalde devlet üniversitesi öğrencilerinden alınan harçların bile alınmadığı üniversite.. 5 senede 5 kuruş para vermedim.. yine de sağolsunlar varolsunlar, girdiğim zamanlar ekonomik olarak çok iyi değildim, devlet üniversitesini kazanmış olsaydım belki okuyamazdım da..

    neyse.. üniversite kullanmak içindir.. kullanmayı bilmiyorsanız, o sizi kullanır..