şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: can yücel'in göt davası)
    alıntıdır ;

    yıllar önce can yücel, bir gazetedeki bir yazısında “göt” kelimesini kullanır. onu tanıyanlar, şiirlerini okuyanlar bilir, bu kelime sıradandır onun şiirleri, sözleri içinde. kullandığı bu kelimeye ilişkin can yücel’e bir dava açılır. sebebi: açık seçik “göt” kelimesini kullanmasıdır.
    bir durumu özetlemek, anlatmak için ya da verilecek cevabı ifade etmek için bazen küfürü kullanmak gerekir. bunu cem yılmaz ve erdil yaşaroğlu gibi ünlü karikatüristler sohbetlerinde sıklıkla söylüyorlar. “bazı durumlarda küfür, anı tanımlamak için kullanılmazsa, ham, anlamsız, ruhsuz bir tanım ortaya çıkıyor” diye. hani hollywood filmlerinde duyduğumuz ‘’what the fuck“ cümlesinin ‘’kahretsin” olarak çevrilmesi gibi.
    burada can yücel durumu küfürle mi anlatmak istemiş onu bilemiyorum. lakin kendi savunması olan “valla hakim bey bizim köyde göte göt derler de ondan” sözünün öncesinde mahkemede şu fıkrayı anlatır.
    bir köyde ateşli bir hasta vardır, kasabalı doktora getirir hastayı. koca devletin koca doktoruna. doktor hastaya fitil verir ve köye döndükleri gibi hastaya fitili anüsten vermelerini söyler köylülere. köylüler tabi ‘tamam doktor bey’ diyip köye giderler. köydeki herkese sorarlar, en bilgelere bile, ama kimse anüs ne demektir bilemez. bu nedenle bir türlü ilacı da veremezler hastaya. hastanın durumu da gitgide kötüleşmektedir. bunun üzerine köylü, doktora, koca devletin koca doktoruna telefon etmeye karar verir ama kimse buna yanaşmaz. ne cürettir ki doktoru arayacak bi köylü. neyse durumun vehameti üzerine muhtar aramayı kabul eder. bütün köylü toplanır santrale, muhtar arar, “biz ne yapacağımızı bilemedik dohtor bey” der. karşıdan doktor bir şeyler söyler, muhtar arkasına döner ve doktorun dediklerini köylülere söyler: “makattan verin dedi dohtor” der.
    yine tüm köye sorarlar, komşu köylere birilerini yollayıp sordururlar, ama makat ne bilen yoktur yine. hasta ise gitti gidecek, ateşler içinde kıvranıyordur baya.
    ihtiyar meclisi toplanır, son çare, doktorun bir kez daha aranmasına karar verilir. yine kimse aramak istemez doktoru. nihayetinde yine biri kandırılır, telefonun başına geçer, ama bi yandan söylenmektedir: “çok kızacak dohtor çok!” diye.
    sonunda telefonu açar, durumu anlatır, doktor birşeyler söyler yine. telefondaki köylü, yüzü allak bullak, arkasını döner:
    “çok kızacak demiştim; götüne sokun dedi.” der.
    aslında köylüler şu noktada dahi cevabı anlamamış durumdadır :) en baştan doktor göte ‘’göt’’ deseydi, oluşan bu vahim durum oluşmayacak, hasta tedavi edilebilecekti.
    mahkemeye dönecek olursak, can yücel önce bu fıkrayı anlatır, sonra sözünü sözler: “valla hakim bey bizim köyde göte göt derler de ondan”. varın siz yorumlayın nasıl bir savunma olduğunu.
    can yücel başka bir dönemde, başka bir konuşması sebebi ile başı yine belaya girer. bu sefer dava sebebi süleyman demirel için söylemiş olduğu sözdür. davayı süleyman demirel açmaz, bir savcı cumhurbaşkanına hakaret suçu ile dava açar can yücel’i 1 yıl 2 ay hapse de mahkum ettirir. aslında hapiste yatmaya alışkındır ancak buradaki durum biraz daha farklıdır. cumhurbaşkanına hakaret davaları adalet bakanlığı tarafından onaylanması halinde hapisle ceza yürürlüğe girmektedir. dolayısı ile süleyman demirel’in insafına kalmıştır. affedecek ya da affetmeyecek, buna göre hapse girecek ya da girmeyecektir.
    can yücel bu duruma ilişkin şu şiiri yazar. şiirin adı “özrü kabahatinden özürlü”.
    ben kahraman değilim
    demirel beni affedecekmişse
    kolay gelsin! benim endişem,
    ya beni affetmeden önce
    politikadan vazgeçip ölürse …
    ama onu affetmeye benim
    sikletim yetmez,
    ne de cesedim.