şükela:  tümü | bugün
  • jesus franco'nun yönetmenliğini yaptığı 1971 yapımı vampir filmi. adından ne mal olduğu anlaşılıyor az çok.

    http://www.imdb.com/title/tt0066380/
  • midilli adasinin vampirleri seklinde tercume edilebilecek sivrisinekler, tasidiklari hastaliklar ve batakliklarin kurutulmasinin onemini vurgulayan bir belgesel.
  • imdb'de tagline kısmında "a psycho-sexadelic horror freakout!"
    yazan, bir akrebin içsel sancısını binbir zorlukla anlatan festival filmi
    no go!
  • dün gece festival dahilinde izlediğim ve bir kısım denyonun yarısında çıkıp gitmesinden çok başka ve büyük bir kısım denyonun ekranda gördüğü her şeye gülmesine sinir olduğum film..

    şimdi arkadaş; "lezbiyen vampirler" adını okuyunca için bir hoş oldu, yanındaki manitayla vintage porn izleyeceksin diye salona geldin, filmi izlemeye başladın.. bir müddet sonra baktın sikiş sokuş yok, yarıda çıktın gittin eyvallah.. sana pek sözüm yok..

    ama içeride kalan güruh, siz haksızsınız ve size laflar hazırladım..

    ne demiştik? film çekileli 40 sene olmuş.. haliyle bize komik gelen bir kısım durum oluyor fakat bir kişi gülmeye başladı diye tüm salonun onu takip etmesi nedir arkadaş? nasıl bir sürü psikolojisi bu? hani pek entelektüeldiniz, paçoz kıyafetleriniz, 20 günlük sakallarınız, kadife pantolon veya ceketleriniz ile sinefil portresi çiziyordunuz? ön sıralardan birisinin sizin anlamadığınız ama kendisine komik gelen bir sahne/plan/obje/karaktere gülmesi neden sizi de kahkahalara boğdu? resmen camide öksüren adamın arkasından bütün caminin öksürmesi fenomenini* sinemaya taşıdınız kuzum.. ilk kahkahadan 3 saniye sonra gelen ikinci kahkaha ve ona katılan diğerlerinin hohahah puhahahlarını duyunca gözümün önüne 300 kadar koyunun uçurumdan atlayarak telef olması haberi geldi ki içerideki koyun sayısı da neredeyse 300 kadardı..

    sözün özü; filmi oturup sonuna kadar izlemek zorunda değilsin ama festival filmi izlemeye giden bir şahıs olarak karakterin olsun, kişiliğin olsun isterdim.. yaklaşık 300 koyunla aynı karakteri taşıyor olman gerçekten içimi parçaladı..

    oh be rahatladım.. şimdi gidip bi' blockbuster izleyeyim de keyfim iyice yerine gelsin..

    a.k. çakma entelleri..
  • bu filmin yarısında çıkan denyolardan biriyim, ama yarım sayfa entry yazıp neyi savunduğu anlaşılmayan (filmi mi, yarıda çıkılmamasını mı, gülünmemesini mi) denyolardan daha denyo olduğumu sanmıyorum.

    40 yıllık ne filmler gördük, bildiğin yarak kürek film işte.

    "siz çıktınız, denyosunuz, siz güldünüz denyosunuz, filmi bi ben anladım"

    hah bravo.
  • filmle alakalı herhangi bir şeyi savunmayan, filmi anladığını hiç mi hiç iddia etmeyen, filmin yarısından sonra gelişen bir sürü psikolojisi vakasını yerinde 'tespit' ederek anlatan ve kitleyi yeren bir entry'ye karşılık filmin ortasında çıkmış, kendinden sonra gelilşen olaylara tanık olmamış, okuduğunu da anlamamış ve cevap yazmaya çalışmış pek garip bir kısım insanın izlediği yarak kürek bir film..

    hah işte bunu savunurum bak ..
  • bildiğim kadarıyla heybeliada'da çekilmiş olan film.
  • yetmişli yıllardan, b filmi janrından gelerek sexploitation dozu tavan yapan ve hem kendi kategorisinde, hem de vampir filmleri içinde sanırım bugüne dek yapılan en absürd filmlerden biri olsa gerek vampyros lesbos.
    öte yandan bir sinemasever için de oldukça ilginç bir keşif...

    suna yıldızoğlu' nun çok fonksiyonlu başka bir versiyonu olan lisa abla, law&order hesabı yabancı bir avukatlık şirketinin türkiye temsilciliğinde çalışıyor ve bu şirketi gayet güzel temsil ediyor. kariyer yaparken boş zamanlarını ve yatağını bıçkın sevgilisi ömer' le dolduran ablamız, her gece aynı kadını aynı kâbusta görüyor ve bu yüzden bir türlü istediği gibi orgazm olamıyor. olabilse zaten bu film de olmayacak...

    kendisi bu sorununa çare bulmak ve tedavi olmak içinse düzenli olarak kabataş' ta bulunan aksigorta' nın roofundaki psikoloğunu ziyaret ediyor ve derken bir gün kâbuslarının kadını, karşısına kontes carody olarak büyükada' da çıkıyor.
    ama aksilik bu ya aşırı işten kafa binbeşyüz olan lisa abla, o gün gelirken yanında mayosunu da getirmeyi unutmuştur...

    bugün kendi alanındaki kült, keşif filmlerinden biri olarak kabul gören bu jesus franco filminin konusu kabaca böyle. ama bu kez işin içine retro tadlar, yetmişlerin ucuz havası, o dönemin istanbul coğrafyası ve vampirliğin alt türlerinden biri! olan "lezbiyen vampirler" de bolca giriyor.
    ayrıca nerdeyse sıfır bütçesi dahil hemen her şeyiyle ilginç bir sexploitation örneği vampyros lesbos, izlerken bunu size de hissettiriyor.

    herşeyden önce acayip nostaljik bir film bu. bir kere lisa abla bindokuzyüzyetmişde üsküdar' da oturuyor. üstüne üstlük hikâyenin tümü de istanbul' da geçiyor ve bu nerdeyse filmin de en keyifli unsuru.
    neden derseniz film boyunca eyüp, pierre loti, eminönü, kabataş, büyükada meydanı ve sokakları gibi mekânlar da o günkü halleriyle karşınıza çıkıyor...

    kurgu masasındaki kurnazlıklar sayesinde öyle bir istanbul çıkıyor ki karşınıza, eminim bugüne dek istanbul' u hiç böyle izlememişsinizdir. meselâ elmadağ' daki hilton oteli bir anda arkasında uçsuz bucaksız okyanus olan bir sayfiye oteline, büyükada plaj oteli hafiften hostel esintili başka bir otele, ve eyüp' teki pierre loti evi de yine kendi çapında bir akıl hastanesine dönüşüyor.

    sırf bitmez tükenmez istanbul kolajını izlemek için bile mutlaka keşfedilmesi gereken bu jesus franco filmi bir yana, franco' nun istanbul' da yediği tek halt! da değilmiş vampyros lesbos. kendisi golden horn ve venus in furs gibi filmlerde de istanbul' u set olarak kullanmış.
    ayrıca franco istediğinde çok iyi işler de çıkarabilen bir yönetmen. öyle ki, orson welles' in falstaff' ı ve
    don quixote' unda da yardımcı yönetmenlik yapmış. jesus franco' yu merak edenlere; kendisi de büyükada plaj otelinin psycho müdür yardımcısı olarak kadroda da bizzat yer alıyor...

    filmin müzikleri de ayrı bir olay. tüm müzik kuşağında yetmişlerin funk' tan jazz' a ve arada psychodelia' ya bağlayan leziz müzikleri, özellikle pornografinin göz kırptığı gece kulübü sahnelerinde görüntülerle birlikte insanı ekrana bağlıyor...

    yeni ve ilginç keşiflere açık olanlar, istanbul' un yetmişlerde geçen absürd bir vampir filminde nasıl göründüğünü merak edenler ve özellikle b türü filmlere ilgisi olanların da tıpkı benim gibi keşfetmesi, en azından bir kez görmesi gereken filmlerden biri vampyros lesbos. nâm-ı diğer jesus franco' nun karpatlar yerine istanbul' u mesken tutan lezbiyen vampirleri...

    (bkz: jesus franco)
    vampyros lesbos
  • filmin soundtrack'inde bulunan the lions and the cucumber şarkısı, quentin tarantino tarafından jackie brown soundtrack'inde de kullanılmıştır. ve hatta koca albüm, tarantino tarafından lesbos soledad mirandaya adanmıştır.