şükela:  tümü | bugün
  • 2 senedir atatürk havalimanın'da gerçekleştirdiğim eylemdir. iyi yanları olduğu gibi kötü yanları da var elbet. monoton değildir. hafta içi herkes çalışırken sizin tatil yapma ve varsa işlerinizi halletme imkanınız vardır. haftasonu gibi bir kavram yoktur. uyku düzeniniz bozuktur ama işe gidip gelirken genellikle trafiğe yakalanmazsınız. saat 12 de gece vardiyasına giderken dükkanı kapatmakta olan mahallenin manavı bu saatte işe mi gidilir ahaha diye dalga geçer.gece vardiyasında çok iş olmaz, nispeten rahattır. yeri gelir internette takılırsınız yeri gelir boş boş oturursunuz ama zaman zaman uyku öyle bir bastırır ki sabah olsada gitsem dersiniz.
    fazla mesai alırsınız.yılbaşında herkes eylenirken siz çalışırsınız. daha böyle uzar gider bu...
  • ilk başlarda uyku düzenini alt üst eder. alışana kadar zombiyi oynarsınız. bi de tuhaf bi dışlanmışlık hissi verir ki onu atlatmak daha zordur.
  • porno sektöründe, std bulaşım riskini feci artıran bir uygulamadır.
  • insanın ilk zamanlarda ruhsal, zamanla fiziksel ve sosyal olarak çökmesine neden olan eylem. herkes fosur fosur uyurken siz çalışırsınız, siz uyurken herkes çalışır. dolayısıyla eş, dost akrabalar unutulur. gece uykusunun yerini ne kadar uyursanız gündüz uykusuyla dolduramazsınız. dolayısıyla ruhsal ve fiziksel çöküntü kaçınılmaz olur. uyku düzeni altüst olur. tek faydalı vardiya sanırım 16 - 24 veya 15 - 23 vardiyası. resmi işlerinizi rahat rahat görürsünüz. kalp krizi riski oranının büyük ölçüde artmasının nedenlerinden biridir. hasılı siz siz olun mecbur değilseniz başka iş bulun. yaklaşık 2 aydır 2 günlük vardiya değişimi ile hayata tutunmaya çalışan bir kobay olarak söylemek isterim ki; şef! bunu okuyorsan topsun olm top. forkliftin kancası varya!
  • iki sene kadar tecrübe ettiğim çalışma şekli.

    vardiyalar şöyleydi:

    07.00-14.00,
    10.00-17.00,
    17.00-24.00,
    00.00-07.00.

    görüldüğü üzere, her gün sadece yedi saat çalışılıyordu. çalışma saatleri her gün değiştiği için, farklı günlerde iş dışında farklı aktivitelere zaman bırakması açısından oldukça iyi geliyordu bana. herkesin çizelgesi, ilkokullardaki haftalık ders programı gibi önceden belli olurdu ve herkes içini gücünü buna göre ayarlardı. hafta sonu çok kalabalık olabilecek yerlere hafta içinde rahat rahat gidebilmek, banka, doktor işlerini izin almadan yapabilmek, işe gitmeden önce spora ya da sinemaya gidip stres atabilmek, bazı sabahlar canının istediği kadar uyuyabilmek gibi getirileri vardı. 7/24 çalışan bir işyeri olduğu için, hafta sonlarında da herkese çalışma sırası geliyordu ki, bu da bana göre kötü bir durum değildi. çünkü bu sefer de, hafta içi iki gün üstüste tatil veriliyordu. yönetimce teorik olarak pek hoş karşılanmasa ve desteklenmese de, pratikte on gün üstüste çalışıp dört gün izin yapabilme lüksü de vardı..

    bunlar iyi taraflarıydı. ama çok yorucu bir tarafı da vardı vardiyalı çalışmanın: gece 00.00-07.00 nöbeti.. bu nöbeti tutan, devamında mutlaka izinliydi. saat sabah sekize doğru eve gel, o gün bir daha işe git, olmaz.. gönüllü bir arkadaş vardı aslında ama tabii bütün hafta için değil. onun gelmediği gecelerde, erkek çalışanlardan az kıdemli olanlara (benim gibi) bu vardiya patlardı sık sık. kadın çalışanlara pozitif ayrımcılık sonucu tevdi edilmezdi bu ayrıcalık(!) çok yıpratıcı olurdu bu geceler. yapılan iş türkiye'yi doğrudan ilgilendirdiği için, gece boyunca çok ama çok dikkatli olmayı, sürekli bilgisayara bakmayı, uykuya asla yenik düşmemeyi gerektiriyordu. herkes evinde uyurken, yüzlerce kişilik koca binada bir siz, bir tane de kapıda güvenlik görevlisi, o kadar.. bütün şehir, bütün ülke uyurken, nöbet tutan bir asker gibi uyanık kalmak.. ilginçti tabii.. gün aydınlanıp sabah nöbetçileri geldiğinde (nöbetçi derdik gerçekten de) gece nöbetçisi de bir nevi kahraman edasıyla yollanırdı evine. arabası yoksa mutlaka şoför getirip götürürdü onu. başka türlüsü de düşünülemezdi zaten.. eve varılıp tuhaf ve kısa bir uyku çekilirdi genelde. ben mesela, dört saat kadar uyuyabilirdim ancak. dolayısıyla o gün hayali fener şeklinde geçer, evden hiç çıkılmazdı..

    işte böyleydi benim için vardiyalı çalışmak.. hayattaki her şeyde olduğu gibi hem artıları hem eksileri vardı..
  • bir yıldır tecrübe etmekte olduğum çalışma şekli.
    iyi-kötü yanları elbette var ama özellikle gece vardiyasının bir kötü yanı var ki insanı insanlığından soğutur. gece vardiyasına geçtiğin ilk gün zaten kendinde değilsindir. geçmiş haftaların verdiği alışkanlıkla o ilk günün gündüzünde uyuman mümkün değildir. ilk dört gün bu durumun olumsuz etkileri azalarak devam eder. beşinci ve altıncı gün artık gece vardiyasına alışmışsındır. hatta an gelir "keşke hep gecede olsam" deyiverirsin kendi kendine sonra birden irkilirsin, "allah korusun" dersin içinden.
    altıncı gün sonunda nice emeklerle alışmaya çalıştığın ve başardığın gece vardiyası ansızın bitiverir. gözlerinin feri gider. yeni vardiyanda artık geceleri uyuman gerekmektedir ve bir haftadır cin gibi açık olan gözlerin kapanmaya direneceklerdir.
  • 15 on - 15 off vardiyali çalışmak daha bir enterandir. bir vardıya gece bir vardıya gündüz çalışırsın. gunduz vardiyasını tamamlayıp 15 gün eve gidersin, telefonu kapatırsın. 15 gün sonra gece vardiyasına geçersin. ne mudur ne amir görürsün 45 gün.
    deli adana sıcaklarını gece vardiyasında atlatirsin. gece cok buyuk is olmaz zaten. bakım, tamir gündüz bitmiştir, sen sadece kontrol
    edersin ara ara. iyi yani vardıya

    r
  • personelinin insani gereksinimlerine karşı duyarsız bir yönetici, ki etrafta bunlardan bol bir şey yoktur, tarafından düzenlenirse hayatınızı soğuk ve boğucu bir hale sokuyor. mağazacılık için öyle en azından. eğer işe bir hafta boyunca öğlen gelip gece yarısı çıkmanız bekleniyorsa sevilmediğinizden emin olabilirsiniz. veyahut 3 gün sabah/akşam, haftalık izin günü ve 3 gün akşam/sabah gibi ideal bir düzen yerine gecenin köründe çıkıp sabahın köründe iş başı yaptığınız boktan vardiyalar da yazılabilir. bunlar sırf iş olmasın diye haftada bir vardiya çeviren yöneticinin tılsımlı marifetlerindendir. 6 gün boyunca her gece 01:30'da evinize dönerken ilk öğrendiğiniz şey bir gözünüzün saate yapıştığı vardiya öncesi saatlerin kesinlikle "işten çıkma" hissinin hakim olduğu akşam saatleri kadar verimli olmadığı oluyor. ailenizden, dostlarınızdan, her türlü etkinlikten deriden sökülen sülük gibi kopuyor, sürekli zamanı kontrol eder halde saatinizin gelmesini bekliyorsunuz. sonra evinize dönüyor ve fedakarlık yapabileceğiniz tek şey olan uykunuzu biçerek rahatlamaya çalışıyorsunuz. haftada birkaç gün akşam çıkamamak ufaktan devreleri yakıyor, kulaklardan yanık kokusu falan geliyor. bir yol var o da istifa etmek mi dersin.
  • yavaş yavaş bitirir insanı. önceleri hafta içi yapman gereken devlet dairesi gibi işlerini patrona ağız eğmek zorunda kalmadan halledebilmek, bazı sabahlar saat kurmadan kalkabiliyor olmak, hava güzelse işe gitmeden önce bir yere oturup çay içip kitap okumak, geceleri iş yerinin gündüz olduğundan daha sakin olması cazip gibi gelir. sonra birden hem işte hem iş dışında geçirdiğiniz tüm bu zamanlarda hep yalnız olduğunuzu farkedersiniz. çünkü çalışmaya, uyumaya ve sosyalliğe ayırdığınız zamanlar herkesten farklıdır. sinemaya yalnız gidersiniz. yalnız yemek yer, yalnız içersiniz. yalnız uyur, yalnız uyanırsınız. iş yerindekilerle az bir araya geldiğiniz için iş arkadaşlarıyla sosyal ilişkileriniz gelişemez, zamanla dışlanmaya başlarsınız. arkadaşlarınız dışarı çağırır, gidemezsiniz. bir süre sonra "uyuyordur, uyandırmayalım" diyerek çağırmamaya başlarlar. olmadık geç saatlerde yemek yediğiniz için kilo alırsınız. vücut saatine aykırı yaşadığınız için psikolojik olarak hassaslaşırsınız. günden güne daha huzursuz, daha depresif, daha sinirli bir insan olmaya başlarsınız. istemsiz olarak sürekli bir şeylerden şikayet eder hale gelirsiniz. saati kollamaktan hiçbir şeye dikkatinizi veremez olur, başladığınız her şeyi yarıda bırakırsınız. artık yaşamıyor, sadece hayatta kalıyor olduğunuzu hissedersiniz. bu hayattan kurtulmak için seçeceğiniz yöntem geleceğe dair taşıdığınız umuda bağlı olarak değişiklik gösterir.
  • küçüklüğümden beri babam hep vardiyalı çalışırdı ve özellikle akşam 8 gibi gidip sabah geldiği vardiyayı hiç sevmezdim. kışın kar ya da yağmur yağarken sobanın üstünde kestane pişirip ailecek çay içerken babamın kalkıp montunu giyip hadi eyvallah deyip çıkması çok koyardı. çıkarken de her defasında şakasına, "boşver işi gitme otur işte ne güzel çay içiyoruz" derdik. babam da gülüp bir şey demeden giderdi. gittikten sonra da kimsenin tadı kalmazdı zaten. vardiyalı sistemin ta amına koyim ben.