şükela:  tümü | bugün
  • kur'ân'da sıklıkla canlı tutulması istenen meraktır.

    bu konuda celâl yeniçeri, fahruddîn er-râzî üzerinden uzay ve varlık âyetleri tefsiri eserinde şunları söylemiştir:

    "râzî gerçekten tabiat ve gök bilimlerine en fazla yer veren bir müfessirdir. ona göre bizzat kur'ân bu alana önem verdiği için kendisi de bir müfessir olarak onu izlemiştir. onun uzay ve gökler hakkındaki âyetleri tefsir ederken verdiği bilgilerin toplamı, 32 ciltlik eseri içinde tahminime göre bir ciltlik yekünden az değildir, hatta o, tefsirini gök bilimleriyle doldurduğu gerekçesiyle bazılarından şiddetli tenkitler almıştır ki bunu biz şimdi onun kendisinden dinleyelim:

    'câhil ve ahmak adamlardan biri geliyor ve bana; sen allah kitabının gök ve yıldızlar bilimi (:ilmü'l-hey'e ve en-nucûm) ile doldurdun, bu ise alışılmışlara aykırıdır, diyor. bu zavallıya şunu söylerim; sen gereği gibi allah'ın kitabını düşünseydin, bu tenkidinin pekçok yönlerden yanlış olduğunu anlardın. şöyle ki; a) yüce allah, yer ve göklerin durumları ile gece-gündüzün ardarda durmadan değişmesi, ışık ve karanlık durumlarının keyfiyyeti, güneş, ay ve yıldızların hallerine bağlı hikmetlerle ve yine kendi ilim ve kudretini gösteren delillerle kitabını doldurmuştur. allah, o kitaptaki sûrelerin çoğunda bu durumlardan bahsetti ve defalarca da bunları tekrar etti. eğer onları araştırmak, onların durumlarını düşünmek caiz olmasaydı allah, kur'ân-ı kerîm'i bunlarla doldurmazdı. b) allah; üstlerindeki göğe hiç bakıp gözlemiyorlar mı? onu nasıl bina ettik ve süsledik. onun hiç bir gediği ve çatlağı da yoktur (kaf, 6), diyor. allah burada gökleri nasıl bina ettiğini düşünmeğe teşvik ediyor. göklerin nasıl yapıldığı ve onlardan her birinin nasıl yaratıldıkları düşünülmeden ilm-i hey'et (:gök bilimi) nin bir anlamı olmazdı. c) allah yine diyor ki; yer ve göklerin yaratılışı, insanların yaratılışından elbet daha büyük bir iştir, fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar (mu'min, 57). allah göklerde olan ecrâm (:yıldız ve gezegenler v.s.) deki eşsiz yaratılış ve hilkatlerindeki şaşırtıcılıkların insan vücûdunda olanlardan çok daha fazla ve çok daha büyük ve mükemmel olduğunu da bu âyette açıklıyor. sonra yine o; kendi varlıklarınızda dahi (nice ibretler var) görmüyor musunuz! (zariyat, 21), diyerek bu sefer insan vücûdunu düşünmeğe çağınyor. bütün bunların durumları ve kendilerine yerleştirilen hayret verici
    şeyler hakkında bilgi sahibi olmak için düşünmenin farziyyetini ortaya koyan bu delillerden daha büyük delil yoktur. d) yüce allah, al-i ımran, 191. ayette, yer ve göklerin yaratılışını düşünce konusu yapanlanı övmüştür. bu yasak olsaydı över miydi...'"[1]

    [1] f. fâzî, xıv/121
  • her canlinin bir gunu vardir, her bir gun bastan sona bir omur duzeni gibi. aslinda son bir gun yeter olum icin.
    dunyanin karakterini anlayip iyi anlasmamiz bizi birlik ve en dogru yasama iter.