*

şükela:  tümü | bugün
  • yurttaslik, bir ulkenin vatandasi olmak durumu. orn: amerikan vatandasligim da var benim..
    bir de eskiden "vatandaslik bilgisi" diye bir ders vardi, hala var mi bilmiyorum. ogrenci iken o derse kisaca "vatandaslik" derdik; beden egitimi dersine "beden" denmesi gibi..
    (bkz: vatandas) (bkz: yurttaslik) (bkz: vatandaslik bilgisi)
    (bkz: yurttas) (bkz: yurttas kane) (bkz: savas yurttas) (bkz: ukte koydum adini)
  • aklimiza gelebilecek en genel tanimla ba$layalim ve ardindan da bununla ilgili ozel hususlara temas edelim. bu dogrultuda, vatanda$lik her $eyden evvel bireyin birincil sosyal statusunu belirleyen bir unsurdur. bu statu, bircok ozel hukuka ili$kin haklari da beraberinde getirmesine ragmen ilk olarak kamu hukuku ile olan ili$kisine bakmak gerekir.

    vatanda$ligin kamu hukuku ile olan ili$kisi de amiyane tabiriyle, ferdin bir devlete olan tabiyetinin vatanda$lik olmasi noktasindadir. statumuzu cevreleyen en di$ duvarin uzerinde devlet yazar ve biz vatanda$i oldugumuz devlette, sirf bu statumuzun dogurdugu saymakta zorlanacagimiz bircok hak ve hurriyetleri kullanma hakkina sahip oluruz. madem kamu hukukuna munhasir ozelliklere $oyle bir giri$ yaptik, dogal olarak devletler hukuku ile devam etmemiz kacinilmazdir. dedik ki, vatanda$lik bir statu ve bu statu sayesindedir ki biz devletin genel bir $ekilde duzenledigi hak ve hurriyetlerden yararlanma hakkina sahip oluyoruz. ancak elde ettiklerimiz bununla da kalmiyor, vatanda$ olmamiz itibariyle hukuki birtakim haklara sahip bir ki$i olaraktan uluslararasi hukuk duzenine de dahi oluyoruz. bununla ilgili verebilecegimiz en uygun ornek kavramlardan biri diplomatik himayedir. bu uluslararasi hukukun teknik kavrami ile devlet vatanda$larinin hakli menfaatlerini ecnebi memleketlerde koruyabilmektedir. demek ki boylece bir nevi 14. louis olup, l'etat c'est moi diyebilme $ansina sahip oluyorsunuz.

    peki devletler vatanda$lik mevzuunu kendi milli hukuklarinda duzenlerken, uluslararasi hukuk duzeninde mevcut olan hangi ilkelere ve esaslara dikkat etmeleri gerekir? bu soruyu nacizane cevaplamaya cali$madan once, uluslararasi hukuk nedir, biz onu gomduk saniyorduk diyenlere selam ediyor, uzuntulerini payla$iyorum ancak yine de $una deginmeden gecemiyorum ki, uluslararasi hukukun bu alaninin uzerinden henuz abd buldozeri henuz gecmedi, o yuzden gonul rahatligi ile okumaya devam edebiliriz.
    derken soruya donecek olursak, devletler hukukunda, su goturmez bir esasa gore her devlet vatanda$liga dair duzenlemeler yoluyla kimlerin vatanda$i oldugunu tayin etmek serbestisine sahiptir. pek de $a$irtici olmayan ve e$yanin tabiati geregi olan bu ilkenin uzantisinda $u vardir; ancak hicbir devlet, diger bir devletin vatanda$larini tayin yetkisine sahip degildir. cunku teoride bile binbir ce$it ihtilafin oldugu, hah tamam budur denilen teorik aciklamalarin dahi uygulamada binbir farkli $ekilde icra edildigi uluslararasi hukukta emin olamadigim $oyle bir ilke vardir; milletlerarasi hukuk duzeni, egemen ve e$it devletlerden olu$an bir duzendir, her devletin kendi ulkesinde, sinirlamadikca, mutlak bir hakimiyet hakki vardir. i$te bir devletin, gidip de ba$ka devletin vatanda$larini belirleyebilme veya onlarin vatanda$larina rizalari hilafina vatanda$lik verebilmeleri bu hakimiyet haklarina bir aykirilik te$kil ederdi meger ki devletler hukuku bunu devletlerin ic hukukuna biraksaydi.

    fazla uzatmadan bugun devletler hukukunda varolan vatanda$likla ilgili genel prensiplere goz atalim ve birakalim.
    - her bireyin bir vatanda$ligi olmalidir prensibi eskiden beri varolan bir prensiptir. bu aslinda olmasi arzu edilen bir durumu yansitir. cunku uygulamada goruyoruz ki sokaklar vatansiz insanlarla doludur. bu yuzden amac, 1954 tarihli bm vatansiz ki$ilerin hukuki durumuna dair sozle$me ile aynidir, herkesin vatanda$lik sahibi olmasini saglayarak, vatansizligi onlemek...
    -bir diger genel prensibimiz, vatanda$ligin bireylerin rizalari hilafina yukletilmemeleri ve ayni $ekilde keyfi tasarruflarla bundan mahrum birakilmamalaridir. bu sonuncusu da vatansizligi onlemeyi saglar. vatanda$ligin bireylerin rizalari hilafina onlara yukletilememesi ise esas onemini mubadelelerde gosterir. (bkz: mubadele)

    bir de eklemek gerekir ki, eskiden varolan bir prensip olan herkesin tek bir vatanda$liga sahip olmasi, cifte vatanda$lik duzenlemeleri ile yitip giden bir prensip olmu$tur. demek ki, yukarida bahsettigim en temel ilkeler de gun gelecek belki de esamesi dahi okunmayan ilkeler haline gelebilecektir. aslinda bu mesele ile ilgili olarak konu$ulmasi gereken o kadar cok $ey var ki. misal, teorik olarak 3. a$amaya gelmi$ komunizmde, devlet olmadigina gore, buna bagli olan vatanda$ligi hangi kavramlar kar$ilayacaktir? fikir babasi olan sistemlerin ba$aramadigi bir i$ olan tum dunyada sinirlarin kaldirilmasini, gunumuzde en gercekci $ekliyle abd, hukuka aykiri eylemlerle ba$arirsa, vatanda$ligin, bu faraziyede herhangi fonksiyonu kalir mi? bla bla bla ve daha bir suru $ey...
    (bkz: jure soli)
    (bkz: jure sanguinis)
    (bkz: turk vatanda$ligi)
  • vatandaşlık :
    başlangıcından bu yana özü hiç değişmemiş ama boyuna yanlış anlaşılmış konulardan biri..
    kimi bunu “ekmek parası”na bağlayor, kimi de “vergi verme”ye..
    oysa bu, ekmek parasıdır da..
    vergi vermektir de..
    ve bunlar değildir de..
    ve bunlar değildir de.

    özdemir asaf
    yuvarlağın köşeleri
  • (bkz: #8691349)
  • tc'de vatanperverlikle ölçülür. ölçüyü tutturamayanların önüne hemen bir "sözde" eki yapıştırılıverir.
  • "vatandaşlık (uyrukluk), belirli bir devletle kişi arasındaki karşılıklı hak, ödev ve yükümlülük ilişkilerini belirleyen hukuksal bağ olarak tanımlanır. bu tanımlamada, kişinin etnik kökeni ya da kendini hangi etnik kökenden saydığı gibi “öznel” (sübjektif) özellikler değil, hukuksal durum göz önüne alınır. nitekim, “uyrukluk konusunda avrupa sözleşmesi”nin “tanımlar” başlıklı 2. maddesinde , “uyrukluğun” (vatandaşlığın) “kişiyle devlet arasındaki hukuksal bağı ifade ettiği ve kişinin etnik kökenini göstermediği” açıkça belirtilmiştir.

    konuyu şu somut durumla açıklayabiliriz: alman vatandaşlığı kazanmış olan bir türk, (türk vatandaşlığıyla ilişkisi kesildi ise) o günden başlayarak, hukuk açısından “alman”dır. türk vatandaşlığını kazanan yabancı da türk vatandaşlığını elde ettiği gün, artık “türk” olmuştur. bunun en somut örneği, türk vatandaşlığı kazandıktan sonra ulusal takımlarımızda yer alıp türk bayrağı altında yarışan sporcularımızdır. bazı yabancı devlet yasalarında, belirli görevlere gelebilmek için, o devlet vatandaşlığını “doğumla” kazanmış olmak koşulu vardır ama türk hukukunda böyle ayrımlara yer yoktur. yabancı, türk vatandaşlığını kazandığı günden başlayarak, doğumla türk olmuş kişilerle eşit haklara sahip olur. yargıtay içtihatlarına göre bu yeni vatandaşlarımızın, adlarını türkçe adlara çevirmeleri de zorunlu tutulamaz.

    belirli bir devletin insan öğesi ile belirli bir insan (gerçek kişi) arasındaki ilişki; siyasal, duygusal ya da ekonomik açılardan çok sıkı veya çok gevşek olabilir. bu açılardan yapılan değerlendirmeler, o kişiyle söz konusu devlet arasındaki hukuksal bağı, ilke olarak, etkilemez.

    başka devletler açısından değerlendirildiğinde de durum aynıdır: her devlet, kendi vatandaşı olmayan kişiyi “yabancı” saymak durumundadır. yeni türk vatandaşlığı kanununa göre yabancı, “türkiye cumhuriyeti devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişi”dir. vatandaşlık bağı, bir yanıyla devletin kendi uyrukluğunda bulunan kişilere yükümlülükler koyabilme yetkisini verir; öteki yanıyla da uyruk durumunda bulunan kişiye, kendi devletinden, başka devletlere karşı ileri süremeyeceği bazı istemlerde bulunma olanağı verir. çağımızda, özellikle insan hakları alanındaki gelişmelerin sonucu olarak, kişinin uyrukluğunda olmadığı devletlere karşı da ileri sürebileceği bazı temel hakların varlığı kabul edilmişse de, her devlet yine de “siyasal” denilen haklar gibi bazı hakları sadece uyruklarına özgüleyebilmekte, yabancılara kapalı tutabilmektedir. işte, uyrukluk, kişiye kendi ülkesinde yabancılardan esirgenmiş olan hakların kendisine tanınmasını isteme yetkisi verir.

    öte yandan kamusal uluslararası hukuk, devletin, kendi vatandaşlarına yabancı ülkelerde diplomatik (ya da konsüler) koruma sağlama yetkisini tanır. devletler özel hukuku açısından da “vatandaşlık” (uyrukluk) kavramının büyük önemi vardır. çünkü, kişinin, hukuksal yetenek, evlenme, boşanma gibi konularla ilgili olarak yabancı devlet ülkesinde karşılaşabileceği sorunlar; çoğu zaman, uyrukluğunda bulunduğu devletin ilgili yasaları uygulanılarak çözüme bağlanır.

    uyrukluğun, kişi ile belirli bir devlet arasındaki “hukuksal bağ” sayılması; kişinin, kültürel, sosyolojik, ekonomik, dini vb. açılardan hangi topluma ait olduğunu veya duygusal olarak kendini hangi devlete daha yakın saydığı gibi olguları dikkate almaz. bu gibi öğeler, ancak bir kişinin aynı zamanda birden çok devletin uyrukluğunda olduğu “çifte (çok) vatandaşlık” halleri gibi ayrıksı (istisnai) durumlarda hukukça göz önüne alınır. örneğin, bir kişi aynı anda hem a devletinin, hem de b devletinin uyruğu durumunda ise üçüncü devletler ve uluslararası mahkemeler bu iki uyrukluktan yalnız birini tanımak, ötekini yok saymak yetkisine sahiptir.

    böyle bir durumda; öncelik tanınacak uyrukluğun saptanması için yapılacak değerlendirmede, kişinin ruhsal, toplumsal ve kültürel bağlılıklarını gösteren ilişkiler dikkate alınacaktır. başka bir deyişle, bireyin çeşitli ilişkileri, çıkarları ve duyguları açısından, uyrukluğuna sahip olduğu devletlerden hangisine daha yakın olduğu saptanacak ve o devlete olan uyrukluğu tanınacaktır. bu uyrukluğa gerçek (effective) uyrukluk adı verilmektedir.

    türk hukukunda durum

    “vatandaşlık” konusunda uluorta ileri sürülen görüşlerin, yukarıda özet olarak verdiğimiz temel hukuk bilgilerinin ışığında değerlendirilmesi gerekir. bu bilgiler hiç dikkate alınmadan; konunun sadece duygusal ve demagojik planda irdelenmesi, kafa karıştırıcı olmaktadır. devletimizin adı türkiye cumhuriyeti’dir; devletin kurucu insan öğesi ve egemenliğin sahibi de türk ulusudur. bu durumda, vatandaşların “türk” olarak anılması hukuksal açıdan doğaldır.

    devletin görevi

    anayasaya göre egemenlik “türk milleti”nindir (madde 6); “türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü korumak” da devletin en başta gelen ödevlerindendir (madde 5). türk milleti de “türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesten oluşur” (madde 66).

    bu konularda, vatandaşlığın hukuksal anlamını dikkate almadan, birtakım etnik ve tarihsel olguları tartışmaya açmak kime ve neye hizmet edecektir? bu tartışmayı açanlar, acaba şu sorular üzerinde düşünseler daha yararlı olmaz mı?

    güneydoğu bölgesinde öncelikle üzerine gidilmesi gereken konu “etnik kimliğin tanınması” denilen şey mi; yoksa feodal kökenli mülkiyet ilişkilerinden kaynaklanan ekonomik-sosyal sorunlar mıdır?

    öte yandan, şu da sorulmalıdır: ekonomik ve sosyal kalkınmanın sağlanması; işsizlik, yoksulluk eğitimsizlik, sağlık hizmetlerinden yoksunluk gibi sorunların çözümü için, terör ortamı ya da oy avcılığı için yapılan “sadaka” türü yardımlar mı uygundur; yoksa türk halkının büyük çoğunluğunca benimsenip, desteklenecek ciddi kalkınma projeleri mi?

    sorun haline getirilmeye çalışılan “etnik” özellikler; kızların mal gibi görülüp küçücük yaşlarda satılmasına, kan davası, “namus cinayeti” denilen ilkelliklere nasıl çözümler getirecek? yoksa bu sorunların hiç mi önceliği yok?

    sonuç

    “vatandaşlık”, en başta bir hukuk konusudur ve hukukun çeşitli dalları açısından önemlidir. devletin temel öğelerinden “insan öğesi” (yani ulus) o devletin vatandaşlarından oluşur. vatandaşlara verilen ad da doğal ve kaçınılmaz olarak devletin adıyla bağlantılı olacaktır. kısa bir formül olarak söylemek gerekirse: türkiye cumhuriyeti, türk ulusunun devletidir; türk ulusu da türkiye cumhuriyeti vatandaşlarından oluşur. bu “dışlayıcı” değil, birleştirici ve bütünleştirici vatandaşlık anlayışını yansıtan bir tanımdır; bu anlayışta kişilerin etnik kökenlerinin araştırılmasına yer yoktur; vatandaşlığın adlandırılması sorununu ortaya atanların, bunun, devletin temel yapısıyla ilgili çok önemli bir sorun olduğunu düşünmeleri gerekir. "

    kaynak: prof. dr. rona aybay/02.02.10 cumhuriyet/"hukuk, etnik köken ve vatandaşlık"
  • doğuştan gelen ve yasayla güvence altına alınan bir hak olmasına rağmen türkiye de anca eğitimle öğretimle layık olabildiğiniz, devlet tarafından lütfedilen bir payeye dönüşen kavram.
  • ruhu bireyin kendini kamudan sorumlu hissetmesidir.
  • trende tanıştığım adama konuşmamızın sonlarına doğru dedim ki: “ bak bu vagonda kimse kimseyi tanımıyor, ama araştırsak birbiriyle alakalı olan birkaç kişi çıkacaktır elbet ortaya. karşımda oturan adam aynı zamanda bir dede, baba, abi veya amca olabilir. şu çaprazda oturan kadın da aynı şekilde yakınlarına göre bir anne, abla, teyze veya hala olabilir. biz bir aileyiz. hani ağaçtan düşmüş bir meyve gibiyiz şu an, o ağaçtan geldiğimizi inkar edemeyiz…. şimdi yol alıyoruz diyelim, yolda birisi komik bir şey yapsa çoğumuz güleriz, ya da şu hostes hızla giden trende olur ya tökezleyip yere düşse hepimiz endişelenir, ona yardım etmeye çalışırız. ama yol boyunca hiçbir şey olmasa yolculuk bittiğinde hepimiz birbirimizin yüzüne bile bakmadan inip gidebiliriz de. kocaman bir arı kovanı gibi düşün şehri. ne kadar birbirimizi tanımasak da konuşmasak da biz bir aileyiz”.

    sonra konuşmayı kesti benimle bunları duyunca.

    benim görüşüm böyle. şimdi gel gelelim asıl meseleye.

    bugün çöpçü olanın, mühendis olanın, dilenci olanın, bakan olanın, hoca olanın dün dedeleri tarlaları tapanla beraber sürdüler, beraber yiyip içip beraber aç kaldılar, birbirlerine kız verdiler oğlan verdiler, aynı camide aynı halıya secde ettiler belki de. gerektiğinde düşmana karşı kol kola omuz omuza savaştılar. neden? çünkü bizim sorunlarımız benzerdi. çünkü biz birbirimize dayanmak zorundaydık, birbirimize yardım etmeden aynı topraklarda yaşamanın, aynı kimliği taşımanın bir önemi yoktu. şimdi birileri beni(bizi) sorgusuz sualsiz yargılayıp asıyor, kullandıkları aslında hiyerarşi değil! hıyararşi! beni anlamaya çalışmıyor ve adımlama hakkım olan yollarımı tıkıyorlar! o halde ben seninle aynı ülkeyi, aynı şehri, aynı okulu, aynı çöplüğü neden paylaşıyorum ki, o halde bu ülkede yaşamamın amacı artık nedir !?!? kişiler arası ilişkilerde şeriat çoktan ilan edilmiş. susuşumuz isyanımızın olmadığı anlamına gelmiyor ama bazı şeylerin kafanıza girmesi gerektiğinde susmak hiç bir işe yaramıyor!!! eyvallah.