şükela:  tümü | bugün
  • bir filmin tutup tutmayacağı çok basit kurallarla anlaşılabilir. zamanın ruhuna uyuyor mu, aşırı uç olmasa da senaryoda orijinal noktalar var mı, oyunculuklar uyumlu mu, teknik, anlatılan hikayeyle uyuşuyor mu gibi soruların çoğuna evet cevabını veriyorsanız o film izleyici tarafından da sevilir genelde. bu mantık newton fiziğine benzetilebilir. neden sonuç ilişkisi gayet belirgindir.

    ancak bu durum türkiye'de geçerli değildir. çünkü yurt dışındaki sanat ürünleri newton fiziğiyse türkiye'deki sanat üretimi kuantum fiziğidir. orijinal senaryomuz var o zaman film sevilir diyemezsiniz. her şeye heisenberg belirsizliğiyle bakmalısınız. senaryonun iyi olması size elektronun konumunu verse de işin içine bir yığın bilinmeyen dahil olduğu için o elektronun hızını ya da bizim durumumuzda filmin gişede başarılı olup olamayacağını asla önceden tahmin edemezsiniz.

    zaten türkiye'de pek çok başarılı müzisyen, oyuncu, senarist, yönetmen asla hak ettikleri konuma ulaşamamıştır. çıkan ürüne bakarsanız ortada çok az kusur vardır ancak filmler diziler ya da albümler beklenen ilgiyi görememiştir. bu durumu da mantık çerçevesinde bir açıklama getiremezsiniz çünkü gişede çakılması gereken pek çok film de izlenme rekorları kırar.

    bu yüzden yeni dönemde çekilmiş kaliteli filmlere ulaşmak istiyorsanız ciddi çaba sarf etmeniz gerekiyor. bu konudaki en iyi örneklerden biri de vavien. şimdi bu çok başarılı ancak nedense hak ettiği yere ulaşamamış filmimizi bir irdeleyelim.

    --- spoiler ---

    öncelikle filmin senaryosunun hayli cesur olduğunu söylemem lazım. çünkü bir filmi izleyiciye beğendirmenin en kısa yolu ana karakterle bir bağ kurdurmaktır. ana karakteri mücadele eden, hakkı yenen, kararlı ve adil yaparsanız üzerine de yeşilçam ahlak değerlerini eklerseniz kısa yoldan sevilebilir bir karakter elde etmiş olursunuz.

    ancak böyle bir karakter vavien'de anlatılan hikayede işlevsiz olacağı için onun yerine celal'i yazmışlar. celal, karısını aldatan (ya da aldatmaya çalışan) sıkıştığı hayat nedeniyle çevresindekileri suçlayan, sürekli yalan söyleyen bir insan. bu nedenle celal, izleyicinin kısa sürede seveceği sempatik biri değil. ancak çok derin gözlemler sonucu oluşturulmuş ve başarıyla canlandırılmış bir karakter.

    mesela celal yalan söylüyor demiştik sürekli. ancak yaşadığı hayatı bir türlü kabullenemediği için böyle davrandığını film size anlatabiliyor. karakterin iç dinamiklerini gördükçe de yazım amacının seyircinin huyuna gitmek değil, celal diye bir adam var ve böyle bir hayat sürüyor, bu da onun hikayesi demek olduğunu anlıyorsunuz.

    senaryonun bir diğer cesur noktası da türü. kara komedi normalde çok kullanılan bir tür değildir. çünkü türler arasılık vardır ve dümdüz bir komediden ya da dram yazmaktan daha fazla ustalık gerektirir. bu türde izleyicinin ana karakterin dayak yemesi, ölüm gibi gayet ciddi konulara gülmesi gerekir. bunu da ton olarak ayarlamak zordur. ayrıca kara komedinin temelde "münasebetsiz" bir tutumu vardır. mesela "cenaze evinde gülünmez." gibi toplumsal kurallarla büyütülmüş insanlar eğer filmi de bu bakış açısıyla izlemeye çalışırsa sonuç genelde hüsran olur.

    ancak vavien, kara komedi, dram, toplumsal çıkarımlar ve yer yer gerilimi çok iyi bir araya getirmiş bir film. örneğin celal, sevilay'ı uçurumdan atma planını uygulamaya başladığında süleyman'ın onu araması ve o gergin anda gerçekleşen absürt telefon konuşması zamanlama ve oyunculuklar sayesinde başarıyla üstesinden gelinmiş bir sahneydi. filmde böyle bir çok örnek var.

    film tabi sadece absürt anlardan ibaret değil. aynı zamanda kör göze parmak olmayan ancak derin toplumsal çıkarımları da var. bu nokta da genelde binnur kaya'nın başarıyla canlandırdığı sevilay karakteri üzerinden ilerliyor.

    öncelikle şunu söylemek istiyorum. binnur kaya, çok kendine özgü bir oyuncu. biraz örselenmiş, biraz görmezden gelinmiş, hafif çekingen ve mutsuz kadınları büyük bir sadelikle canlandırıyor. kendisi de bu karakterlerde başarılı olacağının farkında olacak ki genelde bu tür rolleri seçiyor. sevilay da yine binnur kaya'nın bu tür rollerinden biri.

    bu karakter, celal tarafından sürekli suçlanıyor, azarlanıyor ve görmezden geliniyor. bu da onu başına gelenleri sükunetle karşılayan ve büyük bir yalnızlıkla baş başa olan bir karakter haline getiriyor. azıcık bir ilgide bile yüzünün gülmesi yine de gözlerindeki o "şu an mutluyum ama iki dakika sonra her şey kötüleşebilir." çekingenliği, bu gülüşün söylenen bir söz ile yavaş yavaş sönüp gitmesi, ağlarken bile büyük oynamaması ve hüznünü öylece süzülmesine izin verdiği bir gözyaşıyla anlatabilmesi binnur kaya'nın rolün hakkını verdiğini gösteriyor bize.

    ayrıca sevilay, toplumdaki kadınların durumunu da gösteriyor. bunu en iyi anlatan kısım da yine piknik sekansı. celal, apar topar pikniğe gitme kararı verebiliyor çünkü bir erkek olarak pek de bir hazırlık yapmasına gerek olmadığını biliyor. o arabasının direksiyonuna kurulacak ve geri kalan her şeyi nasılsa sevilay halledecek. halledemediği yerde de celal tüm despotluğuyla ona "neden şöyle şöyle yapmadın?" diye soracak.

    piknik sırasındaki çekimlerde de bu fark tekrar tekrar göze çarpıyor. buradaki erkekleri gezerken, çay içerken, göle taş atarken izliyoruz. ancak bir ferahlama ya da eğlence amaçlı yapılan piknikte bile kadınların sürekli çalışmak zorunda kaldıklarını görüyoruz. bu konunun altını çizen en önemli kısım da yağmur bastırdıktan sonra yaşanıyor. burada tüm erkekler arabaya kurulmuş beklerken, sevilay ve arkadaşı hanife telaşla ortalığı toparlamaya çalışıyor çünkü o üstenci tutum asla son bulmuyor.

    filmin senaryosu, karakterleri ve oyunculukları genel olarak böyle. peki tekniği nasıl diyecek olursak burada öne çıkan isim filmin görüntü yönetmeni olan gökhan tiryaki. ben kendisiyle nuri bilge ceylan'ın yönettiği iklimlerfilmi sayesinde tanışmıştım. bundan sonra da takipçisi oldum. gökhan tiryaki'nin en önemli özelliklerinden biri fotoğrafçılığın temel kurallarını uygularken aynı zamanda dinamik olması. yani oyuncuyu yine üç bir kompozisyon oranında kadraja alıyor ancak kullandığı açılar sayesinde görüntüler donuk olmuyor.

    hazır görüntü demişken biraz color çalışmasından da bahsedelim. bu da türkiye'de ilginç olan noktalardan biri. çünkü çoğu hollywood filminde color belli bir standardın altına düşmez. ancak türkiye'de color (biraz da bütçeler nedeniyle) çok özenilen bir konu değildir. ya reklam filmi gibi patlak renkler kullanılır ya da aşırı mat özensiz görüntüler alınır. burada önemli olan nokta ise color'ın anlatılan hikayeyle uyuşmamasıdır. örneğin gençlik heyecanlarını anlattığınız bir filmde canlı renkler kullanmanızda bir sakınca yoktur. ya da durağan bir sanat filminde mat renkler kullanabilirsiniz ancak burada teknik genelde anlatılan hikayeyle bütünlük oluşturmaz.

    vavien'de ise hem color çalışması çok başarılı hem de teknik ile anlatılan hikaye uyum içerisinde. bir çok sahnede renklerin canlı olduğunu fark edebilirsiniz. ancak renk paleti gri ve koyu sarı üzerine kurulduğu için filmin o drama ve kara komedi ağırlıklı hikayesiyle bir uyum vardır burada.

    --- spoiler ---

    sonuç olarak vavien başarılı bir filmdir. ancak ona ulaşmak için gerçekten de uğraşmanız gerekir. ismini duymak için birilerine sormalı ya da internetten araştırma yapmalısınız. ki izleyicinin bu genel tutumu filme biraz ayıp etmekmiş gibi gelir bana. o yüzden böyle filmler çok nadir yapıldığı için değerini bilmek gerekir.
  • filme ismini veren vavien devre celal'in sembolize edilisi muhtemelen. vavien iki ayri noktadaki anahtarlarin arasindaki iletisimi saglayip evi aydinlatmaya yariyor. celal filmin bi yerinde "ben vavien baglamayi bilmem ki" diyor milletvekiline. bütün film boyunca mazlum olan karisinin en cok sinirlendigi söz de bu oluyor.

    --- spoiler ---

    celal gercekten de ogluyla da karisiyla da iletisim kuramiyor ve onlari mutlu edemiyor. kendi de mutlu olamiyor. kolayci ve sorunlarla yüzlesmekten kacan anadolu insaninin temsili olarak da cözümü kacmakta ariyor. samsun'daki pavyonlarda, ulasamadigi dost hayatinda, karisini öldürme planinda. disarda sürekli ezilen, itilip kakilan kisiyken eve gelip terör estirmesi, pavyon kadinlarina para yedirirken fazla fazla verip borclarini ödemeye gelince para yok demesi o kadar tanidik ki.

    ayni iletisimsizlikte karisi da ondan gizli para biriktiriyor ama parayla ne yapacagina dair bi fikri yok. sadece babasinin baskisiyla yapiyor bu isi ama para kayboldugunda cok da umursamiyor cünkü o para zaten hic onun olmadi. tipik bir tasra kadini olarak ekonomik bagimsizligi zaten olamaz ve o parayi kendi zevkleri icin harcama firsati olamayacak. o para dolayli yoldan o boktan evliligini kurtarmasina yariyor en nihayetinde ve bundan mutlu oluyor. cünkü o cografyada kadinin evlenmekten, anne olmaktan daha büyük bir basarisi ve mutluluk kaynagi olamaz. cok parasi da olsa yalniz bi kadin olarak mutlu bi hayat opsiyonu sunulmuyor.

    eger bi anadolu sehrinde büyümediyseniz veya böyle bir ailenin icine dogmadiysaniz evin tek oglunu da dikkatle izleyin. türk toplumundaki erkeklerin neden böyle hasarli oldugunu görmek icin büyük firsat. o sevgisiz aile ortami, korku iktidari süren bir baba, en cok calisan ve buna ragmen hic takdir görmeyen, bilakis en cok ezilen anne. bastirilmis, babanin porno cd'leri ve komsu kiziyla gizli sakli yasanan cinsellik. öyle bi bastirilmisliga ragmen yüksek libido ki annesinin ölümünden dolayi kendisini teselli etmek isteyen kiza saldiran, o durumda bile seksi düsünen bi ergen. iste bu ergenler büyüdüklerinde disarda kedi evde aslan kesilen, hak aramayi bilmeyen, biat kültürün elinde hep boyun egecek bi güc arayan özgüvensiz bireylere dönüsüyorlar.
    --- spoiler ---

    kader ve gemide ile birlikte modern türk sinemasindaki top ücümdedir
  • engin günaydın, 20 haziran 2020'de paylaşılan ama 2012 yılında verdiği bir röportajda, bu filmin gerçekten çok izleneceğini sandığını espriyle karışık söylüyor.

    --- spoiler ---

    engin günaydın: ben vavien'in çok izleneceğini de düşünüyordum. yani, diyorum ki yani, aile... herkes aile. yani, karakterler... herkes tanıyor bu karakterleri. neresi yabancı ki?! herkes izler, hani, sonuçta marjinal bir hayatın endişeleri ya da sıkıntıları üzerine kurulu bir film değil. yani, son derece sıradan karakterlerin başına gelen bir hikayeyi anlatıyor. yani, neden bu film izlenmiyor; ona da çok şaşırdım yani.

    --- spoiler ---

    bu ve bunun gibi değerli filmlerin izlenmemesinin nedeni türk insanın hemen, derhal, anında tüketmeye çok alışmış olması. güldürecekse hemen güldürecek, ağlatacaksa derhal ağlatmalı. hiçbir şeye emek harcamak istemiyor. zart diye hemen gülmek istiyor mesela. senarist, yönetmen filan da böyle bir kafada. emek harcayası yok; zaten öyle bir beklenti de olmadığı için; hemen yazıp geçmek istiyor. hemen proje tamamlansın ve paralar gelsin. ortadaki işin sinema açısından bir değeri olması kimin umurunda!

    zaten insanların film hakkındaki yorumlarına bakın; güldüm; gülmedim; ağladım; ağlamadım; öneriyorum; yarısında çıktım vs. hep böyle etkiye tepki gibi. tıpkı beyni olmayan, sadece sinir sisteminde oluşan canlıların etkiye tepki vermesi gibi.

    ben bunu arkadaş ortamlarında da gözlüyorum; oturup konuşmak için toplanıyorsun. ama bir şey anlatırken insanlar olay örgüsünü dinlemek istemiyor. cümleyi bile kurmanı beklemiyorlar; aceleleri varmış gibi hemen pat çat anlatmanı istiyorlar. kendilerinden bile sıkıldıkları için boş milisaniyelerinde bile telefona bakıyorlar. hep dış dünyadan kendilerini oyalayacak bir şeyler bekliyorlar.

    ah, kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya...*
  • film gerçekten hoş ve defalarca söylenildiği gibi fargo tadını rahatlıkla alabiliyorsunuz.

    ancak eğer senaristi ben olsaydım, filmde temel bir noktada değişiklik yapardım.

    --- spoiler ---

    bence seyirci engin günaydın'ın karakterinin karısını öldürmek için cinayet planı yaptığını önceden bilmemeliydi. yani en azından, taşla yaptığı denemeyi, o yolculuğu falan görmemeliydik.

    piknik yapılmalı, kapı çat diye açılmalı ve binnur kaya haşırt diye yuvarlanmalıydı. biz ise tüm bu planları engin günaydın'ın settar tanrıöven'e itiraf ettiği sahnede anlayıp, taşla denemeyi falan o sahnede görmeliydik. bence böylesi gerçekten hem daha merak uyandırıcı hem de sinematogrofik olarak daha yeri yerinde olurdu.

    --- spoiler ---
  • "engin günaydın, binnur kaya dedik, kutudan nefis bir film-noir çıktı.
    taylan biraderler dedik, adamlar coen biraderler çıktı."

    şaka bi yana gayet sağlam bir türk filmi vavien. hakkında bilgi almayıp gidenleri de güzelce ters köşeye yatırır. oyunculuklar beklendiği gibi. hatta binnur kaya'nın performansı engin günaydın'ı dahi aşıyor. ayrıca filmde toplasan 40-50 saniye oynayan bir ilker aksum var ki adam bir 20 saniye daha oynasaymış en iyi yardımcı erkek oyuncu dalında oscar alacakmış, o derece kalite.
  • dün bi magazin programında, bi sinema ödülleri gecesinden görüntüler vardı..

    engin günaydın'ın burnuna dayadılar mikrofonu magazinciler, soruyolar habire bişeyler..

    engin günaydın'ın bi "ya.. pek de iş yapmadı filmimiz.. gişede başarısızdı.."
    deyişi var ki, ben o dakka epeyce utandım ne yalan söliyim..
    içim burkuldu bi..
    nebleyim şimdi bıkbık kalite malite ötmek istemiyorum ama recep ivedik zibilyon izleyici çekiyo bu salonlara..
    ama vavienin senaristi, gayet mütevazi şekilde ve buruk, gişede başarısızdı diyo..

    hem üzüldüm hem korktum..
    bu adamların hevesini, yeni işler yapmak için edinecekleri imkan ve hevesi kırıyor böyle şeyler..

    yani gidip teselli edesim geldi engin abiyi be..
    abim be.
    sen deme öyle. sıkma canını..
    ne şahane filmdi o öyle be..

    hep içine atıyon sen. biliyom ben. atma içine.

    diyesim geldi..
    :/
  • sadece kahramanının cep telefonuna reklam sms'i gelmesi bile takdir edilmesini gerektiriyor bence. zira ben başka herhangi bir film ya da dizide denk gelmedim böyle bir şeye. izlediğim dizilerde/filmlerde ne zaman bir sms gelse, hep önemli amına koyim. bi bize mi geliyo lan iki dakikada bir banka manka tanıtım şeysi diye sinirleniyordum. şimdi sakinim!!
  • çok ince ince yazılmış bir senaryoya sahip, tekrar tekrar izlenebilecek harika türk filmi.
    coen kardeşler halt etmiş bence. filmi düşündükçe "bu ne güzel film, nasıl senaryo, nasıl ince ayrıntılar bunlar" diyip duruyorum kendi kendime...

    --- spoiler ---

    settar tanriöven'in neşet ertaş ile birlikte karşılıklı döktürdüğü, sonuna kadar harika bir senkronla çalıp, alkışları duyduktan sonra rakıyı diktiği sahne, bugüne kadar yapılmış en güzel yalnızlık tarifidir belki.

    --- spoiler ---
  • türk sinemasının titanic star wars avatar çekemeyeceğini hatta önümüzdeki 50 yıl daha çekemeyeceğini biliyoruz.türk sinemasını milyon dolarlık hollywood filmleriyle kıyas abes olur.ama coenleri seyrederken biz niye fargo gibi bir film yapamıyoruz diye hayıflanırız.veya avrupa sineması izlerken bir çok kuzey ülkesinin sıradan basit filmlerinin başarısına şaşırırız.
    vavien,bu bakımdan türklerin ilk otomobilini ilk uçağını yapması kadar önemli. vavien türk sinemasında kara film türünün en iyisi, hatta avrupa ve amerika sinemasının iyileriyle rekabet edebilecek kadar.film bu bakımdan bir milat. ben inşaat filminde türk sinemasının bu türde yapabileceği en iyi iş demiştim aklıma yabancı örnekleriyle kıyaslamak gelmemişti bile.vavien işte bu yönden bir köşe taşı. evet son yıllarda türk sinemasında izlediğim en iyi film ama artı ,bu türde dünya sinemasında da izlediğim en iyi filmlerden biri.. sinemadan çıkarken vavienin yerel kasaba hikayesiyle evrensel sinema başarısını yakaladığını görüyorsunuz.
    vaviven'in anlattığı mikro-trajedi... tokat erbaa'da yaşayan elektrikçi celal'in ,karısı, ergen oğlu ve arkadaşlarından kurulu çevresi.. ve bu hayattan mutsuz celal'in kendini ve ailesini yavaş yavaş bir uçuruma sürüklemesi.
    filmde tüm oyuncular çok çok iyi,binnur kaya son dönemde gördüğüm -kıskanmak'taki- nergis öztürk -pandora'nın kutusundaki- tsilla chelton dan bile daha iyi...mükemmel gerçekten.settar tanrıöğen yine kusursuz ve engin günaydın burhan altıntop'u unutturmak gibi zor bir işi olmasına rağmen başarıyor.eski türk filmlerinin abartılı kötü adamları gibi olmayan ama harbiden kötü bir adamı gerçekten iyi oynuyor.ve ilker aksum rolü keşke daha fazla olsaydı dedirtiyor. bir de ergen çocuk nedim suri oyuncu seçiminin ne kadar önemli olduğunu göstermiş. iyi oyunculuğun yanı sıra tip olarak da öyle bir karaktere cuk oturan bir fizik.bir de unutmadan vekil hanım serra yılmaz da filmin iyilerinden.
    kısaca oyunculuklar mükemmel bir o kadar da mükemmel olan gökhan tiryaki filmin görüntü yönetmeni. görüntü yönetmenliğini yönetmenin filmde anlatmaya çalıştığı duyguyu, yaratmaya çalıştığı havayı renkler ışık ve kadrajla seyirciye aktarma işi olarak tanımlarsak gökhan tiryaki kusursuz bir iş çıkarmış. en son 3 maymundaki başarısının bile üstüne çıkmış. genelde yabancı görüntü yönetmenleriyle çalışan sinemamızda avrupalı meslektaşları kadar hatta onlardan bile daha iyi olduğunu göstermiş o da vavien gibi türkiye sınırlarını aşmış
    bütün bu iyi şeylerin arkasındaki isimler taylan biraderler... baştaki coen benzetmem kardeş oldukları için değil nerdeyse onların filmleri kadar iyi film yapabildikleri içindi.
    filmde hiç mi eleştirelecek şey yok dersek biraz zorlanırız; bir ara tempo biraz düştü ama çabuk toparlandı.binnur kaya'nın babası rolünde sadece telefondan sesi duyulan kişi, o ses sanki olmamıştı. bir de sonda daha vurucu daha şok edici bir final o ana kadar filme girememiş seyirciyi de etkilemesi açısından iyi olabilirdi. filmin ortasından sonra çok fazla alternatif gidişat olabilirmiş daha sürpriz sonlara giden... gerçi o yollara giren filmlerin çoğunu dağılma tehlikesi bekler.
    bu film sürpriz bir son aramıyor olduğu gibi olacağı gibi gidiyor hikayeyi çok çok iyi anlatıyor ve bir yandan da trajedi yaşayan insanların iç dünyalarını psikolojilerini gayet iyi vererek finale gidiyor. senaryoyu sevdim ben kendi adıma zaten senaryonun iyi olduğunu sonuna birden çok final düşündürtmesinden anlıyoruz.
    vavien 1996'daki eşkiyadan beri süregelen son dönem türk sineması olarak kabul ettiğim süreçte izlediğim 200 250 türk filmi arasında en iyilerinden hatta ilk üç filmden biri. film atmosferinin görüntülere bu kadar yansıdığı, oyuncuların bu kadar iyi oynadığı, hikayenin böyle iyi anlatıldığı, kurgunun ,müziklerin bu kadar iyi olduğu bir filmi uzun süre daha izleyeciğimi sanmıyorum.
    reha erdem nuri bilge ceylan sinemasını bağımsız amerikan sinemasını avrupa sinemasını sevenler film noir meraklıları bu film daha çok bu kitle için.. popüler komedi sineması maskeli beşler sevenler burhan altıntop varmış gülelim eğlenelim diyenler ve ne olursa olsun türk sinemasına bir kulp bulanlar gitmese de olur.
  • --- spoiler ---

    (bkz: ellerini yıkadın mı)

    --- spoiler ---