şükela:  tümü | bugün
  • --- spoiler ---

    izlerken ve izledikten sonra epey sinirlerimin bozulmasına yol açan film. "daha kötü bir film/ dizi karakteri olabilir mi" diye kendi kendime düşünürken yorumlara baktım ve çoğu demiş ki; "anadolu'daki taşra aile hayatında bunların çok örneği var." adam, tasarlayarak karısını uçurumdan aşağı atıyor, bu nasıl bir anadolu gerçeği olabilir? neye dayanarak bunu söylüyorlar? anadolu'da taşrada büyümedim, buradaki sosyolojik gerçeklik hakkında net bir fikir sahibi değilim, lakin, eğer gerçekten durum böyleyse, kadın cinayetleri, hayvana tecavüz, hırsızlık, cinsel sapkınlık, iş güzarlık, tefecilik vs vs... her şeyi normal karşılaması gerekir bu toplumun(!). belki alakasız olacak ama ramsay bolton'un bile kendi yaşadığı çağa göre yaptıklarının belli bir açıklaması, bir nedeni var. ama böyle bir karakterin yaptıklarının nasıl bir açıklaması olabilir?
    --- spoiler ---
  • bir filmin tutup tutmayacağı çok basit kurallarla anlaşılabilir. zamanın ruhuna uyuyor mu, aşırı uç olmasa da senaryoda orijinal noktalar var mı, oyunculuklar uyumlu mu, teknik, anlatılan hikayeyle uyuşuyor mu gibi soruların çoğuna evet cevabını veriyorsanız o film izleyici tarafından da sevilir genelde. bu mantık newton fiziğine benzetilebilir. neden sonuç ilişkisi gayet belirgindir.

    ancak bu durum türkiye'de geçerli değildir. çünkü yurt dışındaki sanat ürünleri newton fiziğiyse türkiye'deki sanat üretimi kuantum fiziğidir. orijinal senaryomuz var o zaman film sevilir diyemezsiniz. her şeye heisenberg belirsizliğiyle bakmalısınız. senaryonun iyi olması size elektronun konumunu verse de işin içine bir yığın bilinmeyen dahil olduğu için o elektronun hızını ya da bizim durumumuzda filmin gişede başarılı olup olamayacağını asla önceden tahmin edemezsiniz.

    zaten türkiye'de pek çok başarılı müzisyen, oyuncu, senarist, yönetmen asla hak ettikleri konuma ulaşamamıştır. çıkan ürüne bakarsanız ortada çok az kusur vardır ancak filmler diziler ya da albümler beklenen ilgiyi görememiştir. bu durumu da mantık çerçevesinde bir açıklama getiremezsiniz çünkü gişede çakılması gereken pek çok film de izlenme rekorları kırar.

    bu yüzden yeni dönemde çekilmiş kaliteli filmlere ulaşmak istiyorsanız ciddi çaba sarf etmeniz gerekiyor. bu konudaki en iyi örneklerden biri de vavien. şimdi bu çok başarılı ancak nedense hak ettiği yere ulaşamamış filmimizi bir irdeleyelim.

    --- spoiler ---

    öncelikle filmin senaryosunun hayli cesur olduğunu söylemem lazım. çünkü bir filmi izleyiciye beğendirmenin en kısa yolu ana karakterle bir bağ kurdurmaktır. ana karakteri mücadele eden, hakkı yenen, kararlı ve adil yaparsanız üzerine de yeşilçam ahlak değerlerini eklerseniz kısa yoldan sevilebilir bir karakter elde etmiş olursunuz.

    ancak böyle bir karakter vavien'de anlatılan hikayede işlevsiz olacağı için onun yerine celal'i yazmışlar. celal, karısını aldatan (ya da aldatmaya çalışan) sıkıştığı hayat nedeniyle çevresindekileri suçlayan, sürekli yalan söyleyen bir insan. bu nedenle celal, izleyicinin kısa sürede seveceği sempatik biri değil. ancak çok derin gözlemler sonucu oluşturulmuş ve başarıyla canlandırılmış bir karakter.

    mesela celal yalan söylüyor demiştik sürekli. ancak yaşadığı hayatı bir türlü kabullenemediği için böyle davrandığını film size anlatabiliyor. karakterin iç dinamiklerini gördükçe de yazım amacının seyircinin huyuna gitmek değil, celal diye bir adam var ve böyle bir hayat sürüyor, bu da onun hikayesi demek olduğunu anlıyorsunuz.

    senaryonun bir diğer cesur noktası da türü. kara komedi normalde çok kullanılan bir tür değildir. çünkü türler arasılık vardır ve dümdüz bir komediden ya da dram yazmaktan daha fazla ustalık gerektirir. bu türde izleyicinin ana karakterin dayak yemesi, ölüm gibi gayet ciddi konulara gülmesi gerekir. bunu da ton olarak ayarlamak zordur. ayrıca kara komedinin temelde "münasebetsiz" bir tutumu vardır. mesela "cenaze evinde gülünmez." gibi toplumsal kurallarla büyütülmüş insanlar eğer filmi de bu bakış açısıyla izlemeye çalışırsa sonuç genelde hüsran olur.

    ancak vavien, kara komedi, dram, toplumsal çıkarımlar ve yer yer gerilimi çok iyi bir araya getirmiş bir film. örneğin celal, sevilay'ı uçurumdan atma planını uygulamaya başladığında süleyman'ın onu araması ve o gergin anda gerçekleşen absürt telefon konuşması zamanlama ve oyunculuklar sayesinde başarıyla üstesinden gelinmiş bir sahneydi. filmde böyle bir çok örnek var.

    film tabi sadece absürt anlardan ibaret değil. aynı zamanda kör göze parmak olmayan ancak derin toplumsal çıkarımları da var. bu nokta da genelde binnur kaya'nın başarıyla canlandırdığı sevilay karakteri üzerinden ilerliyor.

    öncelikle şunu söylemek istiyorum. binnur kaya, çok kendine özgü bir oyuncu. biraz örselenmiş, biraz görmezden gelinmiş, hafif çekingen ve mutsuz kadınları büyük bir sadelikle canlandırıyor. kendisi de bu karakterlerde başarılı olacağının farkında olacak ki genelde bu tür rolleri seçiyor. sevilay da yine binnur kaya'nın bu tür rollerinden biri.

    bu karakter, celal tarafından sürekli suçlanıyor, azarlanıyor ve görmezden geliniyor. bu da onu başına gelenleri sükunetle karşılayan ve büyük bir yalnızlıkla baş başa olan bir karakter haline getiriyor. azıcık bir ilgide bile yüzünün gülmesi yine de gözlerindeki o "şu an mutluyum ama iki dakika sonra her şey kötüleşebilir." çekingenliği, bu gülüşün söylenen bir söz ile yavaş yavaş sönüp gitmesi, ağlarken bile büyük oynamaması ve hüznünü öylece süzülmesine izin verdiği bir gözyaşıyla anlatabilmesi binnur kaya'nın rolün hakkını verdiğini gösteriyor bize.

    ayrıca sevilay, toplumdaki kadınların durumunu da gösteriyor. bunu en iyi anlatan kısım da yine piknik sekansı. celal, apar topar pikniğe gitme kararı verebiliyor çünkü bir erkek olarak pek de bir hazırlık yapmasına gerek olmadığını biliyor. o arabasının direksiyonuna kurulacak ve geri kalan her şeyi nasılsa sevilay halledecek. halledemediği yerde de celal tüm despotluğuyla ona "neden şöyle şöyle yapmadın?" diye soracak.

    piknik sırasındaki çekimlerde de bu fark tekrar tekrar göze çarpıyor. buradaki erkekleri gezerken, çay içerken, göle taş atarken izliyoruz. ancak bir ferahlama ya da eğlence amaçlı yapılan piknikte bile kadınların sürekli çalışmak zorunda kaldıklarını görüyoruz. bu konunun altını çizen en önemli kısım da yağmur bastırdıktan sonra yaşanıyor. burada tüm erkekler arabaya kurulmuş beklerken, sevilay ve arkadaşı hanife telaşla ortalığı toparlamaya çalışıyor çünkü o üstenci tutum asla son bulmuyor.

    filmin senaryosu, karakterleri ve oyunculukları genel olarak böyle. peki tekniği nasıl diyecek olursak burada öne çıkan isim filmin görüntü yönetmeni olan gökhan tiryaki. ben kendisiyle nuri bilge ceylan'ın yönettiği iklimlerfilmi sayesinde tanışmıştım. bundan sonra da takipçisi oldum. gökhan tiryaki'nin en önemli özelliklerinden biri fotoğrafçılığın temel kurallarını uygularken aynı zamanda dinamik olması. yani oyuncuyu yine üç bir kompozisyon oranında kadraja alıyor ancak kullandığı açılar sayesinde görüntüler donuk olmuyor.

    hazır görüntü demişken biraz color çalışmasından da bahsedelim. bu da türkiye'de ilginç olan noktalardan biri. çünkü çoğu hollywood filminde color belli bir standardın altına düşmez. ancak türkiye'de color (biraz da bütçeler nedeniyle) çok özenilen bir konu değildir. ya reklam filmi gibi patlak renkler kullanılır ya da aşırı mat özensiz görüntüler alınır. burada önemli olan nokta ise color'ın anlatılan hikayeyle uyuşmamasıdır. örneğin gençlik heyecanlarını anlattığınız bir filmde canlı renkler kullanmanızda bir sakınca yoktur. ya da durağan bir sanat filminde mat renkler kullanabilirsiniz ancak burada teknik genelde anlatılan hikayeyle bütünlük oluşturmaz.

    vavien'de ise hem color çalışması çok başarılı hem de teknik ile anlatılan hikaye uyum içerisinde. bir çok sahnede renklerin canlı olduğunu fark edebilirsiniz. ancak renk paleti gri ve koyu sarı üzerine kurulduğu için filmin o drama ve kara komedi ağırlıklı hikayesiyle bir uyum vardır burada.

    --- spoiler ---

    sonuç olarak vavien başarılı bir filmdir. ancak ona ulaşmak için gerçekten de uğraşmanız gerekir. ismini duymak için birilerine sormalı ya da internetten araştırma yapmalısınız. ki izleyicinin bu genel tutumu filme biraz ayıp etmekmiş gibi gelir bana. o yüzden böyle filmler çok nadir yapıldığı için değerini bilmek gerekir.
  • engin günaydın, 20 haziran 2020'de paylaşılan ama 2012 yılında verdiği bir röportajda, bu filmin gerçekten çok izleneceğini sandığını espriyle karışık söylüyor.

    --- spoiler ---

    engin günaydın: ben vavien'in çok izleneceğini de düşünüyordum. yani, diyorum ki yani, aile... herkes aile. yani, karakterler... herkes tanıyor bu karakterleri. neresi yabancı ki?! herkes izler, hani, sonuçta marjinal bir hayatın endişeleri ya da sıkıntıları üzerine kurulu bir film değil. yani, son derece sıradan karakterlerin başına gelen bir hikayeyi anlatıyor. yani, neden bu film izlenmiyor; ona da çok şaşırdım yani.

    --- spoiler ---

    bu ve bunun gibi değerli filmlerin izlenmemesinin nedeni türk insanın hemen, derhal, anında tüketmeye çok alışmış olması. güldürecekse hemen güldürecek, ağlatacaksa derhal ağlatmalı. hiçbir şeye emek harcamak istemiyor. zart diye hemen gülmek istiyor mesela. senarist, yönetmen filan da böyle bir kafada. emek harcayası yok; zaten öyle bir beklenti de olmadığı için; hemen yazıp geçmek istiyor. hemen proje tamamlansın ve paralar gelsin. ortadaki işin sinema açısından bir değeri olması kimin umurunda!

    zaten insanların film hakkındaki yorumlarına bakın; güldüm; gülmedim; ağladım; ağlamadım; öneriyorum; yarısında çıktım vs. hep böyle etkiye tepki gibi. tıpkı beyni olmayan, sadece sinir sisteminde oluşan canlıların etkiye tepki vermesi gibi.

    ben bunu arkadaş ortamlarında da gözlüyorum; oturup konuşmak için toplanıyorsun. ama bir şey anlatırken insanlar olay örgüsünü dinlemek istemiyor. cümleyi bile kurmanı beklemiyorlar; aceleleri varmış gibi hemen pat çat anlatmanı istiyorlar. kendilerinden bile sıkıldıkları için boş milisaniyelerinde bile telefona bakıyorlar. hep dış dünyadan kendilerini oyalayacak bir şeyler bekliyorlar.

    ah, kimselerin vakti yok, durup ince şeyleri anlamaya...*
  • elektrik şeysi. halk arasında şipşak, şıpıldak diye tabirleri de var.
    ne kadanda saçma bir halkımız varmış lan.
  • kıymetli bir insanın kıymetli bir filmidir. tekrar tekrar izlenebilir.
  • bu filmden

    --- spoiler ---
    sabrın zaferi, ailesini bir arada tutan kahraman kadın
    --- spoiler ---

    ana fikri çıkaran birilerine rastlamıştım bir dönem. çok şükür çevremi değiştiriyorum yavas yavas, o gun bu gundur.

    nitekim aptalliksa cekilecek gibi degil, kotu niyetse de ayni derecede katıksız sabit fikir...

    her halukarda boşa kürek çekmek, bunlara laf anlatmak.
  • başarılı yerli filmlerden. defalarca izlenilesi bir oyunculuk.
  • bence bu filmin zamanında çok izlenmemesinin nedeni ismi ve afişiydi. sinemalarda oynadığı zamanı hatırlıyorum. afişi gördüğümde sıkıcı bir entellektüel film diye düşünmüştüm. orta üst kesimin varoluş bunalımlarını anlattığı 31 maiyetindeki filmlerden gına geldiği için izlemeyi aklımdan bile geçirmemiştim. sonra tv'de denk gelip izlediğimde filmin bambaşka bir şey olduğunu fark edip şaşırmıştım.

    not: evet, esasında en nihayetinde yine bir varoluş bunalımı var işin içinde ama bu sefer çok daha ilginç, eğlenceli ve orijinal bir şekilde işleniyor.
  • yeterince izlenmediğini düşünen engin günaydın bilsin ki ben kendim bizzat en az 10 kere izlemişimdir. bakın en az 10 diyorum, kesin rakam vermiyorum ki vavien saplantım görünür olmasın.

    her repliği, her mimiği, her kadrajı özenle çekildiğine delalet çok çok iyi bir film. çok sevdiğim için övmekte bile kifayetsizim.
  • film taşrada büyüyen bir kadına ve erkeğe çizilen rolleri, bir evliliğin içinde kadın ve erkeğin durumunu çok güzel anlatmış. kadın ve erkek olmanın farkını hem sevilay/celal ilişkisinde hem mesut/komşu kızı ilişkisinde gördük. bir de vekil karakteri çok başarılı. yani gerçeğe oldukça uygun. filmdeki bir bölüm üzerinden anlatacak olursam:

    --- spoiler ---

    sevilay onu kurtaran köylü amcanın bir halatı takip edip sonunda da taş dolu bir çuvala ulaştığını; onun yanı başında da kendisini baygın halde bulduğunu vekile anlatır. sonra vekille beraber bunun hızırın işi olduğu kanısına varırlar. ben bu noktada biraz da olsa mürekkep yalamış olabileceğini düşünüp vekilin olayın aslını tahmin edebileceğini ya da en azından polise durumu anlatabileceğini düşündüm. fakat kadın bu sahneden sonra da dolma yemeye devam etti ve heyecanla açılışını yapacağı huzur evi için katalogdan mobilya seçti.

    bu arada film tıpkı bir vavien devre gibi aynı sahneyle açılıp kapanıyor.
    --- spoiler ---