şükela:  tümü | bugün
  • ataol behramoglu 'nun 1975 yilinda yayinlanan (?) bir $iirinden. bir bulan tarafindan, tam atfi ile birlikte ek$i 'ye butununun eklenmesi umulan bir $iirinden...

    "ve cellat uyandı yatağında bir gece
    tanrım dedi bu ne zor bilmece
    öldükçe çoğalıyor adamlar
    ben tükenmekteyim öldürdükçe"
  • - "ve cellat uyandi" / fusun erdogan * -

    // istanbul'dan yayın yapan özgür radyo , başlıktaki şiir nedeniyle yeniden bir sene susturuldu

    biz 1995 yılında bir radyo kurduk. adını, yaşamımızı donatan engel ve sınırlamalara inat, özgür radyo koyduk. o bizim çocukluğumuzun büyük düşü süslü kutunun geleceğe uzanan kanatlarıydı. istedik ki konuşamayanların yerine konuşsun, "eğri" diyenlerin gözüne gözüne "doğru" desin. bu adı pek sevmiştik. kısa sürede telefonlarıyla, ziyaretleriyle bizleri yalnız bırakmayan kalabalık bir dinleyici kitlemiz oldu. hatta radyo dinleyicileriyle ilgili yapılan araştırmalarda en çok dinlenenler arasında ilk beşe girdiğimizi öğreniyorduk. mutluyduk.

    adından mıdır nedir bu radyonun çaldığı ezgiler, yaptığı programlar, irdelediği konular birilerini rahatsız etti. açıldıktan tam 180 gün sonraydı. faksımıza bir yazı düştü sessizce. efendim biz gönderen kurumun adını pek çok kez duymuştuk, hukukçu dostlarımızdan da icraatlarının haberlerini alıyorduk ama o yazı bu kurumu bize anlatmaya yetti de arttı bile...

    adı rtük 'tü; yani radyo televizyon üst kurulu ... adı pek anlı şanlı geliyordu kulağa. ama bir de yaptığı işleri bir bilseniz. bu kurula üye dokuz kişi bir araya geliyor. yayın yapan radyo ve televizyonları dinliyor, sayfa sayfa hazırlanmış, daha doğrusu yasaklamalar ile donatılmış yasaya uyup uymadığına bakıyordu. bu kurul bizim hakkımızda da konuşmuş ve üç ay süreyle yayınlarımızın durdurulmasına karar vermişti.

    bu ilk cezamızdı ve süre biz düşünürken ve kendimizi yeni programlara hazırlarken bitivermişti. dinleyicilerin yoğun ilgisi bizi daha da yüreklendirdi. kapatılmayı değil, yayın yapmayı düşünür olduk.

    üç ay geçmiş, arkadaşlarımız bu sürede teknik donanımlarını arttırmış, coşkuyla yeni yayınlara hazırlanmıştı.
    günler doğrunun, yalansız haberin, insana dair olanın peşinde koşturmayla geçti. biz de rtük denilen o kurumun başka başka radyolara da bize benzer nedenlerle cezalar yağdırdığını öğreniyorduk.

    yayınlarımız devam ederken ülke gündemi seçimlerle ve kimi gelişmelerle daha da ısınır oldu. abdullah öcalan yakalanmış, ülkeye getiriliyordu. siyasilerden, resmi yetkililerden birbiri ardına açıklamalar geliyordu. bu gelişmelerle ilgili olarak istanbul emniyet müdürü hasan özdemir bir açıklama yaptı: "olaylara karışanlar ayaklarından vurularak yakalanacak."

    bu açıklama 19 şubat 1999 tarihli hürriyet gazetesinde de çıkmıştı. ajansımıza akan bilgi ve gazete haberi doğrultusunda bu açıklamayı haberleştirdik ve dinleyicilerimize duyurduk.
    birkaç gün sonra kapımızı çalan postacıdan imza karşılığı yeni bir tebligat alıyorduk. yazı yine o yüksek makamdan, yani rtük'ten geliyordu. 19 şubat tarihli ana haber bülteni'nde emniyet müdürü hasan özdemir'in açıklaması gerekçe gösterilerek ilgili yasanın 4 / g bendi gereğince 365 gün süreyle kapatma cezası alıyorduk. biz bu maddeyi harfi harfine ezberlemiştik zaten. "toplumu şiddet, terör ve etnik ayrımcılığa sevk eden ve toplumda nefret duyguları oluşturacak yayınlara imkan verilmemesi."

    bu kez süre çok uzundu. ilk şaşkınlığımızı atar atmaz yargı yoluyla ilk mücadelemize giriştik. ankara 8. idare mahkemesi 'ne " yürütmeyi durdurma davası" açtık. mahkeme kararı tez vakitte bize ulaştı; talebimiz reddedilmişti. derhal bir üst mahkemeye de başvurduk. oradan da başvurumuza "ret" yanıtı gelmişti. ancak bu davayı görüşen heyette yer alan bir hakimin itiraz şerhi , radyoların ve televizyonların tepesinde duran bir sivri uçlu kılıcın, rtük kararlarının ardında duran siyasi dayatmanın rengini açıklıyordu aslında üye taşkın çelik azınlık oyunda;

    "davalı kurulca, idari yaptırımların süresine ilişkin olarak şimdiye kadar hiçbir objektif ilkenin belirlenmemiş olması davacı şirkete ait radyonun yayın izninin yasada öngörülen azami süre olan 365 gün durdurulmasını gerektiren ağırlaştırıcı ve bu konuda hangi ölçütlerin dikkate alındığını mahkemeye bildirilmemesi ve 3984 sayılı yasada öngörülen aynı yayın ilkelerini defalarca ihlal eden yayın kuruluşlarına dahi 1 günlük yayın durdurma cezası verilmesi yönünde süregelen emsal uygulamalar dikkate alındığında dava konusu yaptırımın süresi bakımından objektif temelden yoksun olduğu ve ihlalin ağırlığı ile uygulanan yaptırım arasında acil bir denge olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır... açıklanan nedenlerle de hukuka aykırı tesis edilen dava konusu iş emrin iptali gerekirken, reddi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum"

    diyordu karar itiraz gerekçesinde.

    bir yıl bizim için gerçekten de uzun bir süreydi. radyo çalışanları bakımından maddi ve manevi yıpratmaya neden olacak kadar uzun süre. arkadaşlarımızla oturup konuştuk. kimi çalışanımızı başka kuruluşlara gönderip orada donanımlarının artmasını sağladık. kalan çekirdek bir kadro ise sanki yayına yarın yeniden başlıyormuşuz gibi arşivimizi düzenleyecek, kütüphaneyi yenileyecek, bir yıl sonrasının programlarını akşama yayınlanacakmış gibi coşkuyla hazırlayacaktı. başardık da.
    davayı danıştay 'a taşıdık, ama aylar geçtiği halde yanıt alamıyorduk. derken, 365 günümüz doldu ve 7 nisan gecesi yüreklerimizde yerinde durmaz çırpınışlarla gece yarısı "bip" sesini kapatıp ilk ezgimizi çalarak "merhaba" dedik yeniden dostlara. bir geleneğimiz olmuştu. sürekli kapatılma cezası alan bir radyo olarak kapatmada ve sonrasındaki uzun ayrılığın ardından "merhabamızı" " istanbul türküsü " ile yapıyorduk. bizim selamımız da oydu işte.

    aradan 3 ay geçti. bizim öykümüz araları kısa zaman dilimlerinin bileşimiydi artık. bu kez ajanstan duyduk haberi. rtük, özgür radyo'ya bu kez çaldığı bir ezgi ve o ezginin yer aldığı albümün içindeki şiirin kimi dizeleri nedeniyle yayın durdurma cezası veriyordu. size bir şey söyleyelim mi şaşırmadık. artık bu kurulun nasıl işlediğini ve yayın durdurduğunu çok iyi anlamıştık. 1992 yılında piyasaya çıkan ve kültür bakanlığı 'ndan bandrollü olan kızılırmak müzik grubunun " gidenlerin ardından " adlı albümündeki bir şiir ve avusturya işçi marşı 'nın son.. kıtasıydı suçlu olan. ataol behramoğlu'nun taa 1975 yılında basılan bir şiirinin, "ve cellat uyandı yatağında bir gece / tanrım dedi bu ne zor bilmece / öldükçe çoğalıyor adamlar / ben tükenmekteyim öldürdükçe" dizeleri bu marşın girişinde okunuyordu albümde. bir istek programında dinleyicimizden gelen ısrar üzerine sunucu arkadaşımız onu kıramamış, "acaba bu işten başımız derde girer mi ki diye düşünmeden de edemeden" yayınlamıştı ezgiyi. sen misin piyasada yıllardır satılan ve kültür bakanlığı'nın da onayını almış bir albümden ezgi yayınlamak. hemen cezalandırılırsın. madde hazır: (4 / g). efendim 25 yıllık bir şiirle ve birçok konserde çalınan ve söylenen kaç yıldır yazıldığı dahi unutulmuş sözlerle, " halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek ".

    şimdi aman dikkat . bundan sonra yolda öyle aylak gezerken sakın ha denetimden geçmemiş bir ezgiyi ıslığınıza katmayın. öyle resmi yerlere danışmadan gönlünüzün çektiği albümü satın alıp çalmayın. bizden söylemesi, düşü az gülüşü kısa renkleri grileşmiş bir masal ülkesindesiniz. haramiler ortalığı sarmış. kimi sizden türkülerinizi, kimisi dost sıcağı sözcüklerinizi ister.
    peki ya siz verecek misiniz? //
  • bir ataol behramoğlu dörtlüğü... kızılırmak'ın gidenlerin ardından adlı albümünde musa anter tarafından kelimelerle anlatılamayacak kadar güzel yorumlanmış dörtlüktür aynı zamanda...
  • ben bu cümleyi ve devamını her okuduğumda aklıma haluk kırcı geliyor. bahçelievler katliamı sırasında kırcı, 5 tip'li öğrenciyi boğarak öldürmek ister. ilki bu süreçte uzun süre can çekişir. kalan dördünü de bu şekilde vahşice öldürmenin zor olacağını anlayınca diğerlerini tabancayla öldürmeye karar verir ve silahındaki mermileri elleri arkadan bağlanmış olarak yerde yatan dört gencin üzerine boşaltır.

    "ve cellat uyandı yatağında bir gece, tanrım dedi bu ne zor bilmece
    öldükçe çoğalıyor adamlar, ben tükenmekteyim öldürdükçe".

    (kızılırmak)
  • kasım 2012'de, tayyip erdoğan idamdan bahsettiği an akla gelen cümle.
  • sanki içinde bulunduğumuz dönem için yazılmış olan anlamlı bir dörtlüğün ilk dizesi:

    ve cellat uyandı yatağında bir gece
    tanrım dedi bu ne zor bilmece
    öldükçe çoğalıyor adamlar
    ben tükenmekteyim öldürdükçe
  • "ve cellat uyandı yatağında bir gece
    kapanmadı gözleri kapattığı gözleri düşününce
    bir yudum suda hissetti soğukluğu
    ay tenine kefen gibi düşünce"

    diye son dörtlüğünü kendimce eklemek istediğim şiir.
  • (bkz: yalancının)