şükela:  tümü | bugün
  • cemal sureyanin agzindan cikan en saglam dizelerden biri. insanin yuregine tas gibi oturur. evet. aski bulup da kaybetmis olanin durumu, askla hic karsilasmamis olan birinden cok daha aciklidir.

    siirin tumu icin (bkz: ulke)
  • cemal süreya'nın yürek yakan sözü. anlamını öğrenmekse bu sözden daha da acıymış. yani diyor ki şair; insanın hayatından bir yıldız kaydığında insan öncelikle hani nerde yeni yıldızlar, yeni gezegenler demez, o gitti ve asla dönüşü yok bu sonun der. bu yüzden bitti deyip hatırladıkça -ki aslı erdoğanın deyimiyle insana hiçbir şey hatırlamak kadar acı vermez, hele de mutluluğu hatırlamak kadar- süzülen yaşlar onun bıraktığı boşluğadır, o boşluğun asla dolmayacak olmasına değildir.
  • (bkz: ulke)
  • aramamak en güzeli diyen cümle.
  • yersiz yurtsuz * olmayı seçenlerin motosu. bunu söyleyen ancak kaybetmeyi bilen bir insan olabilir... ya da bir aşk kaçağı.

    bir de; (bkz: alismak sevmekten daha zor geliyor)
  • "bulup kaybetmek mi, hiç bulamamak mı?" sorusuna yaşamla verilmiş yanıt.
  • "...und der rest ist schweigen..." demiştir goethe* belki de tam böyle durumlar için.
    yapılabilecek tek şey susmaktır, neye yarar çırpınmak?...
  • kaybedilenleri aradığımız halde bulamadığımız durumlar çok acı gelmekle birlikte yine de "sevip de kaybetmek sevmemis olmaktan daha iyidir" önermesiyle çelişir gibi göründüğü halde, benzer hislere tercüman bir önerme; neticede: aşk bir cezadır.
  • murathan mungan, "o eski ağrı,ansızın geri teper. dilerim geri teper. yoksa gerçekten bitmişsinizdir." der. duvara asılsanız, "şu geyik kafasından daha mı güzel dururum" diye kendinizi sorgulamaya bile üşenirsiniz. ama öyle bir garip haldir ki, üzüntü değildir, kızgınlık, kırgınlık da. biraz olmak, biraz olmamak desek az çok anlatırız belki. oysa çok film izlemiş, çok şey okumuşsunuzdur şu halinizi anlatan. tim burton ile nick cave karşımı bir haliniz bile vardır belki. garip bir anlayışla, sükunetle hayata bakmaya devam edersiniz. "sanat değil hayat asıl her şeyi gerçek kılan." diye düşünürsünüz. sonra zaman içersinde meydana gelen boşluklara rağmen bir noktada kendinizi iki ile çarpıp sıfır değil de iki sonucuna ulaşırsınız. iki bir olmaz belki, ama sıfır gibi arada derede hiç değildir. "en azından bir eksilsem bir kalırım" tesellinin vardır, korkmadan yaşarsınız, çünkü boşluklarınıza alışmak zor gelmez diye düşünürsünüz. derken eski boşluklardan birisi ansızın kendini kendisiyle doldurur. o zaman anlarsınız kaybetmek yokmuş, uzun-kısa teneffüslerini yaşıyormuşuz hayatın. giren bir kişi kendisine öyle bir yer açıyormuş ki, eğer o boşluk hisseleriyle mücadele ederken kızgınlığa yenilmeyip hoşgörü göstermeyi becerebiliyorsanız, hayata asla kapatmadığınız kapılarınızdan birisinde bir gün o kişiyi yeniden buluyormuşsunuz. ikinizin de üstü başı dökük olabiliyormuş zaman zaman. ya da birisi diğerinin üzüntüsünü dinleyebiliyor, onun için üzülebiliyormuş. ama en güzeli konuşurken "özlemişim..." diyebilmekmiş.

    kaybetmeye veya bulamamaya değil özlemeye gebeymişiz. çünkü biz kutsal kaseyi ararken kendi şatosunu bırakıp giden bir nesilden gelmekteymişiz.