şükela:  tümü | bugün
  • 2004 te yayımlanan bir tarık tufan kitabı.
  • tarık tufan'ın insanın duygularına tercüman olan kitabı.

    ”onun bakışları için şarkı söylenmesi gerekiyordu. parmak uçlarına şiirler kondurmak gerekiyordu. onun için kimseler yokken ağlamak gerekiyordu.”

    ”bir şeyler iyi gitmediğinde ve tüm bunlar üstüste geldiğinde, insan, bundan böyle yaşananların ve yaşanması muhtemel olanların kötülükten başka bir şey getirmeyeceği hissine kapılıyor. bir adım sonrasında toprağın ayaklarının altından kayıp gideceğini düşünmek gibi bir his bu. her adımı boşluğa atmak gibi.”
  • içimizden bir şeyleri koparıp götüren,sımsıcak,defalarca okunabilecek bir tarık tufan kitabı.
  • küçücük bir şeye rastlamak için bütünü okunmak zorunda kalınan sıkıcı bir günlük gibiydi. hemen herkesin başından geçenleri nedense (muhtemelen 'düşüş'ün etkisi/albert camus) çok özel bir durum gibi ya da kendisini masivaya ulaştıracak acılar gibi anlatmış. kahramanımızı düşüş'e sevk edecek bir şey yoktu bence. zorlama cümlelerin, olmadık hüzünlerin kitabı olmuş. neyse ki kitabı tam elimden bırakacağım sırada hikaye başladı. biraz 'tutunamayanlar' biraz 'düşüş' olan bu kitabı zorlanmış buldum. bu arada kitaba bu eleştiriyi getirirken yazarımızın 'bir adam girdi şehre koşarak' kitabını da bitirdim.
  • gözlerindeki mahçup kırlangıçları uçup gidenlerin hikayesini anlatan tarık tufan kitabı.

    "gözlerimde yuva yapan kırlangıçlar uzun zaman önce uçup bir daha da geri dönmemişlerdi. onların kanat çırpmaları olmayınca, gözlerim ölü evinin sesizliğine bürünüyor." *

    beraberinde şu dizileri de akla düşürendir.

    "gidenleri öp benim için, çünkü benim
    ceylan bakışlı bir kırlangıçtan
    bile mahcup ruhum var."

    (bkz: savunma)*
  • beğenmediğim kitaptır. içinde güzel cümleler yok değil ama klişe cümleler, klişe olaylar okurken sürekli daha önce okuduğum bi hikayeyi okuyormuşum gibi hissettirdi.

    --- spoiler ---

    "bütün bir geceyi uykusuz geçirmene sebep olan şeyleri bir nefeste anlatmak kolay değildir."

    "susuyor olmam, acı çekmediğim anlamına gelmez.”

    “insanlara bir şeyler anlatmaya çalışmak buharlı bir cama yazı yazmaya benziyor.. özenle yazıyorsun, apaçık belli oluyor anlattıkların, sonra silinip gidiyor..”

    --- spoiler ---
  • kitap, dücane cündioğlu'ndan bir şiir başlar.

    "bil ki ey sevgili!
    ben seni aklımdan hiç çıkarmadım;
    ben sadece aklımı çıkardım.
    ve böyle bilsin bütün dünya,
    ben aklımı senin râmına değil,
    senin uğruna senden çıkardım."
  • ''insanlara bir şeyler anlatmaya çalışmak,
    buharlı bir cama yazı yazmaya benziyor.
    özenle yazıyorsun, apaçık belli oluyor anlattıkların,
    sonra silinip gidiyor..
    ..karşılaştığım her insana anlatmak istiyorum.
    küçükken gördüğüm buhar tutmuş her cama yazı yazmak istediğim gibi.. ''

    kalbimi acıtan tarık tufan kitabı. zaten tarık tufan'ın da en iyi yaptığı şey bu değil mi?
  • "19.yüzyıl boyunca birçok cerrah, bir hayvan üzerinde operasyon yapmadan önce alışılmış bir biçimde ses tellerini kestiler. bunu deney sırasında hayvanlar ses çıkarmasın diye yaptılar.
    deneyi yapanlar ses tellerini keserek aynı zamanda gerçeği yadsıdılar-sessiz bir hayvanın acı çekmediğini varsaydılar- ve bunu kendileri doğruluğunu kabul ettikleri bilgileriyle doğruladılar.
    hayvanın çığlıkları onlara zaten bildikleri bir şeyi, karşılarındaki yaratığın bilinçli, hisseden ve operasyon sırasında eziyet edilmiş bir varlık olduğunu anlatacaktı."

    susuyor olmam acı çekmediğim anlamına gelmez...
  • “fark ediyorum ki insanın kurguladığı hayat hep yarım kalıyor. yerli yerine oturmayan, iğreti duran çok şey var. anlıyorum ki hayat hep beklenmedik şeylerdir. kural böyle, sen yürüyeceksin ve beklenmedik şeylere hazır olmanın çarelerini arayacaksın”

    tarık tufan