1. içinde veciz veciz birsürü söz bulunan, karmançorman zaman akışına rağmen daldan dala atlamaktan keyif alınan, az buçuk oğuz atay kokan hatta içinde oğuz atay'a gönderme bile bulunan, ankara aşığı, barış bıçakcı kitabı.
    tutunamayanları bitiremeyenler * veciz sözleri bitirdiler. hatta bunu alan bunu da aldı. haa şimdi bir de nasıl oğuz atay'la karşılaştırırsın, sen anca öyle light roman okursun, soap opera seyredersin, inanmiyoroom diyenlere oğuz abi'ye saygıda kusur etmem kokuyor dedim, benzemiş bile demedim.
  2. bir radyo programınının kesiştirdiği hayatların romanı. barış bıçakçı'nın diğer iki romanı ve hikayelerinden farklı bir yerde duruyor; arada atıflar yaptığı salinger'dan da izler taşıyor, bir yerinde "böylesine ancak oğuz atay kahramanları katlanabilirdi" dediği oğuz atay'dan da. bir sulhi'nin büyük çaresizliği gizli bu kitapta; hepimize bir yerlerinden dokunuyor ve insan barış bıçakçı'yı okudukça bu kadar iyi olduğu halde nasıl kenarda kalabildiğine şaşırıyor; yazdıklarından anlaşıldığı kadarıyla hiçbir şekilde öyle bir talebi olmayacağını bile bile türkiye'nin salinger'ı olduğu iddia edilebilir barış bıçakçı'nın; hem münzevi, hem alaycı, hem ayrıntılara meraklı; okuduğumuz doğru düzgün birkaç kitabın yazarı.

    (bkz: herkes herkesle dostmuş gibi)
    (bkz: bizim büyük çaresizliğimiz)
    (bkz: aramızdaki en kısa mesafe)
  3. "bir öğleden sonra sahilde oturmuş kitap okurken koşarak önümden geçtiğini gördüm, biraz ileride durup geri döndü ve 'biliyor musun,' dedi nefes nefese, 'emre'nin ayağına deniz kestanesi battı!' 'öyle mi!' dedim, onun hoşuna gideceğini düşündüğüm şaşkın bir yüz ifadesi takınarak, 'peki şimdi nerde?' 'ayağında!' diye bağırdı çın çın, sonra da yine koşarak uzaklaştı. ah, öznelerin farklılığı öldürecek beni. o zaman çok güldürmüştü ama şimdi öldürecek. herkesin cümlesi aynı bile olsa öznesi farklı. ve gramer hiçbir işe yaramıyor. gravyer bile daha iyi olabilir. demek istediğim, özne hiçbir zaman ben olamadım. özne hep bir deniz kestanesiydi." (s. 87)
  4. --- spoiler ---

    ...

    oysa çift olmak güzeldir. çiftleri izlemek seyretmek hiç hoş değildir, bunda sulhi'yle hemfikiriz, seyredenin bir tarafı buz keser. birbirlerine durmadan "canım, yavrum, bebeğim, güzelim, sevgillim, aşkım" diye seslenen bir çifte ne kadar yaklaşabilir ne kadar yakın olabilirsiniz?

    sevgililerin üçüncü şahıslar için, geniş bir araziyi dikenli telle çeviren, sonra da bir sürü eli silahlı adam yerleştiren çokuluslu bir şirketten ne farkı var?

    ...

    --- spoiler ---
  5. konur sokaktan geçerken kitapçıya uğrayıp yanınızdaki küçük kıza "gönülçelen" hediye eder sonra da onu otuz yaşında bir daha okuması için tembihlersiniz. böyle bir kitap işte.
  6. olaylar sıralaması teorisi'nin güzel bir kıyağı ile tutunamayanlar'ın hemen akabinde okuduğum bu kitap vesilesiyle 29. yaşıma kadar onu okumadığım için barış bıçakçı'dan özür diliyorum. okunmayı bekleyen ya da varlığından bile haberdar olmadığım o kadar fazla kitap var ki... yalnızca bu bile hayatı hüzünlü yapmaya yeter. neyse. şunu demek istiyordum bir de:

    veciz sözler'i okurken ben daha iyi bir insan oldum. tıpkı eski günlerdeki gibi...
  7. ''insanoğlu beklerken nefes almaz, yutkunur.''

veciz sözler hakkında bilgi verin