şükela:  tümü | bugün
  • ayrılığın son aşaması hele de veda edilen kişi gurbete gidiyorsa insanın içine oturan boğazında bir düğümlenme, kalbinde bir sızı oluşturan** aktivite.
    giden trenin ardindan kosup mendil sallamak gibi dramatize edilebilecek ama yapıldığı zaman iki tarafında hoşuna giden ilk başta verdiği neşeli ulan yaptığımız geyiğe bak türk filmi gibi dedirten ama daha sonrasında trenin uzaklaşarak kaybolması ile insanın içerisine dayanılmaz bir hüzün çöktüren** hareketler ve ritüeller topluluğu.***
    akla gidipte donmemek donupte bulmamak deyimini de getirmesi şiddetle muhtemeldir hele ki herhangi bir sebeple veda anında orada fiziki olarak bulunamamak* kişiyi daha bir suçluluk hissiyatına sevkedebilir.
  • elveda kelimesini içerdiği takdirde yüksek hüzün barındıran eylem
  • kısaca hoşçakal demektir.hüzünlüdür,zordur ağlatır elde telefonu tutarken yatakta kıpırdamadan gözleri bile kırpmadan saatlerce oturmak demektir.ama veda etmekten daha da acı olanı bir gece önce veda edileceğini bilmeden sevgiliye sarılmış olmaktır.oysa bilinse sokağın ortasında sarılmış olunan sevgiliye saniyelerce değil saatler boyunca sarılıp kalınır.ama artık çok geçtir.
  • tüketen çok inan beni de.
    ama yine de..

    hava sıcak,
    kendine iyi bak.
    ve bil ki..

    neyse
    sonraya,
    eğer varsa.
  • son kez görüştüğünüzde bilememişsinizdir onu son görüşünüz olduğunu. yeterince sıkı sarılamamışsınızdır ona. gitme kal diyememişsinizdir. beni bırakma diyememişsinizdir. vedalaşırken söylenebilecek binlerce şeyi söylememişsinizdir çünkü yarın gene görüşürüz nasıl olsa diye düşünüyorsunuzdur o sırada, hadi olmadı öbür gün bir kahve içeriz dersiniz içinizden.
    bilmezsiniz ki, öyle bir yarın yok. bilmezsiniz... bilseniz daha çok bakardınız gözlerine, daha sıkı sarılırdınız ona, kokusunu öyle bir çekerdiniz ki içinize unutmamak için. bilseniz yüzünü saçlarını ellerini öperdiniz ağlaya ağlaya...
    onu bir daha görüp göremeyeceğinizi, belki başka bir boyutta kavuşup kavuşamayacağınızı bilmiyorsanız yapacak tek şey kalmıştır artık. ayrılırken, o veda edemediğiniz son görüşmenizde söyleyemediğiniz her şeyi yazar durursunuz, kafanıza kağıtlara... hiç iyileşmeyen bir yara olur bütün o sesler harfler aklınızda. seni seviyorum dersiniz, kendine dikkat et dersiniz, seni özleyeceğim dersiniz.
    sarılamazsınız, koklayamazsınız, koruyamazsınız ama.
    her vedayı sonmuş gibi yaşamak lazım belki de o yüzden, ayrılırken birilerinden sıkı sıkı sarılmak, koklamak, doya doya bakmak lazım sevdiklerimize.
    geri gelmeyecek bir an olabiliyor çünkü o veda anı, el sallayarak geçiştirdiğimiz veda etme anı, ve sonsuza kadar kanayabiliyor.
  • ne zor şey...son bir kez daha bakılan o yüzde senden bir parça kalsın istersin hep. susulur ya bir an, aslında en çok konuşulan zamanlardır onlar. gülümseyerek hatırlasın beni diye de yüzüne yalandan kondurduğun kıvrımlarla "hoşçakal" dersin.

    geri döndüğünde o burada olsun diye dualar ederek...
  • aralıksız geçen 56 saatin ardından ve bu 56 saatin 3360 dakikasının her birinde kalbinin attığını hissediyorsan, uykunu, tenindeki tuzu, ruhundaki tortuyu, adındaki heceyi, yüzündeki ifadeyi, gülümsemeni, geçmişini, geleceğini, küçücük ellerinin katalitik soba ayarındaki ısısını, saçlarının dolaşan kıvrımlarını, başını gövdende yasladığı çukuru onunla birlikte yaşıyorsan köküne kadar, işte o veda etme vakti geldiğinde araya giren ayrılık bir gün bile olsa bir ömür bile olsa aynı tesirdedir.

    o gelirken yanında getirdiklerini bilmeden gelir. sen onun gelirken kaç milyar kilovoltla geldiğini bilmeden beklersin o'nu. sonra çıkagelir o ve sanki hiç gitmemiş gibidir. korku yoktur. cehennem hiç yaratılmamıştır sanki. acı sadece bir eski zaman hikayesidir senin sadece duyduğun ama hiç tatmadığın.

    geçirilen her saniyenin iki insanı eritip bir evin içinde akkor haline getirdiği ve tek kıldığı bir evrende, bu iki kişiden birisi bambaşka bir şehre aitse, o gideceği anda onun sadece gölgesi gider sanki. bedeni değil. içerde bir yerlerde hala sesi duyulur o evin içinde.

    sabahın bir köründe elde içilmek üzere bekletilen 76 paket sigara işte tam o gittikten sonra, eve gelinip kapının kilidi açıldığı an için yaratılmıştır. o kilit açıldığı anda yakılan sigara sanki hiç sönmez. otobüsün dibinde beklersin o'nunla. saçma sapan şeylerden konuşursun o anda. en sevilen arkadaşlardan birinin saçının nasıl attırdığıni mesela. ya da mimiklerinden bahsedersin. para üstünü nereye koyduğunu unuttuğundan. sanki bir sigara içimlik bir vakit varmış gibi, bu bekleyiş uzun sürecekmiş gibi birer sigara yakılır. ama vakit tamamdır. o pencerenin kenarına doğru yönelmeden önce hiç olmadığı kadar dolu gözlerle boynuna ruhundan bir kolye asar. sarılır sana. sarıp bıraktığı kendi içindendir. kolların sıkmaya kıyamaz o'nu. kaç hayat geçmiş gelmemişsin, şimdi çıkıp gelmişsin, adın, yaşın, kapladığın şehir, kalakaldığın o terminal önemsizdir önemsizdir. çok bilindik cümlelere sığınılır. acizsindir. ne kadar bilindik olursa olsun ağızdan ağır ağır çıkar ''seni çok özleyeceğim''. o anda içinde yanmaya başlar beklemenin damarları bir fitil gibi yakan kibriti. o'nu tekrar göreceğin gün, yeniden yaratılacaksındır.

    o gider, pencereden seyretmeye koyulur seni. ''git hadi bekleme '' gibisinden bir el hareketi yapar. mal mal bakarsın onun yüzüne. gülümsersin ama için acıyordur o anda. ''git hadi bekleme '' hareketini bir daha yapar. sen parmaklarını dudaklarına götürüp bırakırsın. dudakların o sabaha değip geçmiyordur artık.

    otobüs yavaşça kapılarını kaparken, ayakta, öylece ayakta seni tutan ayakların hafifçe titrer. o koltuğundan geri dönüp bakar sana penceresinden. o anda bir kaç damar daha kesilir içinde. en çok gidişinin eyleme dönüştüğü bu an zordur. bir kaç saniye yutkunamazsın. adem elmana parmaklarını koyup seni yutkundurduğu ve gülüşlere boğulduğu an aklına gelir. yutkunursun ve gülümsersin.

    o geri gelecektir. geri geleceği güne dek sen o'nun sende bıraktığı izleri toplarsın bir köşeye ve seyre koyulursun evi. banyoda bıraktığı saç telleri, acik unuttugu yatak odasinin isigi, içip bitirdiği sigara paketleri, şeftali suyu, ayakkabısının holdeki izi. hepsi birer birer selam verir sana. gülümsersin.

    o geri gelecektir.
    o geri gelir.
    gelir.

    bitmez bu hikaye o terminalde. hiç bir veda, sonsuza dek sürmez. hepsi birer birer yokulur o'nun yarattığı sessizlikte.
  • doğru zamanda yapılanı makbuldur.
  • genelde yapılmaktan korkulsa ya da çekinilse de, kimsenin kimseye esirgememesi gereken, ilişkilerde yeri en az tanışmak kadar önemli olan hatta belki de daha da önemli olan eylem..
    o esnada içi çok acıtsa da her şeyin konuşulup anlaşıldığı, kafadaki soru işaretlerinin silindiği ve yolların bundan sonra ayrıldığı durumların ertesinde bünye epey rahatlar. bundan sonra kişi hiçbir zaman kendi içinde geçmişe gittiğinde "acaba?" demez. deyip kurmaz..