şükela:  tümü | bugün
  • "sûsadım gâyet harâretden katî
    sundular bir câm dolusu şerbeti

    şerbeti karşımda tutdu hûriler
    bûnu sana verdi allâh dediler

    kardan ak îdi ve hem soğuk idi
    lezzeti dâhi şekerde yok idi"

    beyitleri okunurken dinleyenlere şerbet ikram edilmesi âdettendir. bu âdetler yitip gitmesin. amin.
  • bu gece yine bekir sıtkı sezgin'in erken vefatı için yine üzmüş eserdir. kendisi bu satırları henüz 9 yaşında icra etmiş, bu yola erken girmiş, erken bırakmıştır. veladet bahri benim gözümde en etkileyici dini musikî parçalarındandır. yer yer şevk ile yerinizden sıçratır, yer yer oturduğunuz yerde hafif hafif dalgalandırır.
  • süleyman çelebi'nin yazdığı mevlitte(vesiletü'n-necat)
    peygamberimizin doğumunu anlatan kısımdır.
    aruzun fâilâtün fâilâtün fâilün kalıbıyla yazılmıştır.

    tam metni :

    âmine hâtun muhammed ânesi
    ol sadeften doğdu ol dür dânesi

    çünkî abdullah'tan doldu hâmile
    vakt erişdi hefte vü eyyam ile

    hem muhammed gelmesi oldu yakîn
    çok alâmetler belirdi gelmedin

    ol rebiûl evvel âyın nîcesi
    on ikinci gîce isneyn gîcesi

    ol gîce kim doğdu ise ol hayrûl-beşer
    ânesi anda neler görde neler

    dedi gördüm ol habîbin ânesi
    bir acep nûr kim, güneş pervânesi

    berk urup çıktı evimden nâgehân
    göklere dek nûr ile doldu cihân

    gökler âçıldı ve feth oldu zulem
    üç melek gördüm elinde üç âlem

    biri meşrik bîri mağribde anın
    bîri dâmında dikildi kâbenin

    bildim anlardan kim ol halkın yeği
    kim yakîn oldu cihâna gelmeği

    indiler gökden melekler sâf sâf
    kâbe gibi kıldılar evim tavaf

    kâ'be savt etdi o demde nâgehân
    dedi doğdu bû give şems-i cihân

    geldi hûriler bölük bölük buğûr
    yüzleri nûrundan evim doldu nûr

    hem havâ üzre döşendi bir döşek
    âdı sündüs döşeyen ânı melek

    çün göründü bâna bû işler ayân
    hayret içre kalmış idim ben hemân

    yârılıp dîvâr çıktı nâgehân
    geldi üç hûrî banâ oldu ayân

    bazıları derler ki ol üç dilberin
    âsiyeydî bîri ol meh peykerîn

    biri meryem hâtun idi âşikâr
    bîrisi hem hûrilerden bir nigâr

    geldiler lutf ile üç mehcebin
    verdiler bâna selâm ol dem hemîn

    çevre yânıma gelip oturdular
    mustafâ'yı birbirine muştular

    dediler oğlun gibi hiç bir oğul
    yâradılâlı cihân gelmiş değil

    bû senin oğlun gibi kadr-ı cemîl
    bir anâya vermemiştir ol celîl

    ûlu devlet buldun ey dildâr sen
    doğiserdir senden ol hulk-ı hasen

    bû gelen "ilm-î ledün" sultânıdır
    bû gelen tevhîd ü irfân kânıdır

    bû gelen aşkîna devreyler felek
    yûzüne müştâkdürür ins u melek

    bû gîce ol gîcedir kim, ol şerîf
    nûr ile âlemleri eyler latîf

    bu gîce dünyâyı ol cennet kılar
    bû gîce eşyâya hakk rahmet kılar

    bû gîce şâdân olur erbâb-ı dil
    bû gîceye can verir eshâb-ı dil

    rahmeten lil'âlemindir mustafâ
    hem şefîal müznibîndir mustafa

    vasfınî bû resme tertib ettiler
    ol mübârek nûru tergib etdiler

    âmine eder çü vakt oldu temâm
    kim vücûda gele ol hayrül enâm

    sûsadım gâyet harâretden katî
    sundular bir câm dolusu şerbeti

    şerbeti karşımda tutdu hûriler
    bûnu sana verdi allâh dediler

    kardan ak îdi ve hem soğuk idi
    lezzeti dâhi şekerde yok idi

    içdim ânı oldu cismim nûra gark
    idemezdim kendimi nûrdan fark

    geldi bir akkuş kanâd ile revân
    arkamı sîgâdı kuvvetle hemân

    doğdu ol sâatde ol sultân-ı dîn
    nûra ğark oldu semâvât-ü zemîn

    sallû aleyhi ve sellimû teslimâ
    hatta tenâlû cenneten- ve naîmâ

    esselâtü vesselâmü aleyke yâ resûlallâh
    esselâtü vesselâmü aleyke yâ habîbellah
    esselâtü vesselâmü aleyke yâ
    seyyidel-evvelîne ve âhırîn.
    ve selâmun alel mürselin vel hamdülîllâhi rabbîl'âlemin.