şükela:  tümü | bugün
  • 2001-2002 sezonunda serie ada bulunup küme dü$en takım.
  • beş yıldızlı bir otel adı. antalya'da yeni olarak faaliyete geçmiştir. rialto köprüsünden, san marco'ya, venedik konseptini antalya'da karşımıza çıkaran bu zihniyetin, memleketimizin başka köşelerine de dünyanın ünlü şehirlerini inşa veya ithal edeceğinden kuşku duyulmamaktadır...
  • laura biagiotti'in bu nefis parfumu ne yazik ki artik piyasada bulunmamaktadir. uretimden mi kalkti, cok sinirli sayida mi uretiliyor nedendir bilmemekle beraber, yuksek musaadelerinizle laura hanimi kiniyorum buradan.
  • italyanca venedik demek.
  • italyanların venedik deme şekilleri. daha ziyade venetziya diye telaffuz ediyorlar.
  • laura biagiotti'nin hangi akla hizmet ederek uretimini durdurdugunu anlayamadigimiz, tum zamanlarin en iyi parfumlerinden.
  • izmir kordon'da sirena'nın yanında yer alan, her daim kalabalık olan bar.
  • gül,kuru erik,sardunya,sedir,misk ,yasemin,amber,ylang-ylnag ,sandal ağacı,mango,vanilya,kuşüzümü kokuları karışımı.

    (bkz: rahiya) kelimesinin özüyle anlamlandığı küçüklük anılarımın sindiği koku.

    kokular tarzla modayla ilgili deil beyinle ilgilidir demişti testterların yanında bize yardımcı olan kadın; biz başka kokulara bakalım hemen döneriz diye yanından uzaklaşırken.o sözün tılsımımıyla falan deil ,sözün gerçekliğinden dolayı geri dönüp almıştık şişesini.çünkü başka bişeyi koklamak zul gelmişti.size anımsattığı onca şey varken bu miskin.
    adını çok geç öğrendiğim halde çok uzun zamandır bir şekilde vardı o koku.şarkı olsa mırıldanır birine söyler yapar eder bulurdum kimliğini ama kokuydu ve kokuyu biraz böyle biraz şöyle diye tanımlamak hayli güçtü.

    dört yaşına basarken ben;babm doğum günümde yanımda olamadığı için bisürü ıvırzıvır ve oyuncakla geri gelmişti iş gezisinden.ne hikmekse oyuncaklarla oynamaktan çok getirdiği iki minik koku kesesine takmıştım ben.tahminen arabalar için olan bu keseleri annem; yaşıda boyuda benden kat kat büyük benjamine asmıştı.iki keseden kırmızı olanı çok güzel kokuyodu..tıpkı şey gibi...ama ney?

    bu kokuyu arayarak büyüme başladım bende; hatırlayamadığım zamanlarda soluğu benjaminin dalları arasında alıyodum..gerçek anlamındaydı bu üstelik "soluğu alıp " içimde tutuyodum.insan koku ezberlermi..ben deniyodum.

    birgün evimizin hemen önündeki yolda annemle el ele tutuşmuş yürürken önümden bi kadın geçti... bizim keseciğe benzer gibi kokan..annemin elini bırakıp gidemezdim kadının peşinden.reşitliğe daha nice yıllar vardı.ilk tramvatik vakam oydu sanırsam.merak edip gitmek istiyorum ama açıklayamadığım için annemin elini bırakıp kaçış nedenimi sokağın ortasında ağlıyodum ilk defa.

    birkaç yıl sonra bu sefer babamla bostancı -caddebostan arası dolmuşlar vardı ya** arkada oturuyodum önüme bir kokoş teyze geldi.kadını camdan görüp korkmasam sorun olmazdı belki ama kadından fena tırsmıştım.ah oda benim kokudan kokuyodu. inene kadar sevgiyle baktım kadına,bu kokuyu seven biri kötü olamzdı,kokoş olabilirdi ama kötü asla!! çok sormak istedim.hanfendi bu koku nedir diye ama hem babmdan hemde bacak kadar boyumla terbiyesizlik yapmış olmaktan utanıp sıkıla yuttum lafımı. buda içimdeki ilk ukteydi galba.

    ben üçüncü sınıfa giderken bi mucize oldu.babam gene bir yurtdışı gezisinden nerden bulduysa bulmuş tesadüfen getirmişti veneizayı...annem flora esanslarını seven biri olarak hiç beğenemedi..ama olsun o minicik lişesini elimde tutmak,kapağını akmasın diye sardıkları mavi ince plastiği koklamak en önemlisi ismini bilmek çok güzeldi.

    sonra yıllarca unuttum o kokuyu.benjaminin üstündeki keseyide,bi sürü abuk sabuk şey kokladım,hatta sevdim,sonra rüylar görmeye başladım en saçmasından.
    tanımadığım evlerde tanımadığım kadınların ağaç süslerine bakıp bakıp nerden aldınız diyodum.çok sonraları çözdüm rüyaların anlamını...
    limonlu bahçenin yerini sormanın yasak olduğu ucuz bir sahaftan wcde okumak üzere almak üzere bakındığım dergilerin birinden sample ı kucağıma düşünce iş başa düştü.
    aslında olmayan bir kokuyu arayıp bulmam gerekiodu.esansının alkollenip şişelrndiği taklitlerini buldum sokaklarda; evde aramalarım sonucu annem kullanmadığı için bana çeyiz kalan ve hayretki bozulmamış dolu şişeyide. tenimin doyduğu bir günün gecesi kokunun içinde uyurken son defa şu rüyayı gördüm ; gene bir kadına süs soruyodum,ama bu sefer ağaç süsü değil biizm keselerdi...kadın rüyamda bana mısırçarşısında bulabilceğim yeri bile tarif etti...orhanoğulları yazan bir paketin arkasındaki adrese bakarak...

    şimdi düşünüyorum,ve sahte ,gerçek ayrt etmeksizin topluyorum o kokuyu.ta içinde difüze olcam yada başka bir yol bulcam.
    kaldıramayacağımdan korkuyorum aslında; biri bana öyle bir koku asla olmadı derse ,itraz edemem diye.elimde ispatlayacak kırık şişelerde olsa olsun. bir koca belliğin kaderini minicik şişelere bağlamak saçma belki ama ;çocukluğumdan bahsederken burnuma gelen o koku olmazsa bende geçmişi hatırlayamam gibime geliyor.o kokuyu süren her kadını istisnasız empati kuruyorum sanmamın,benle aynı şeyi * düşündüklerini varsayıp için için sevinmemin nedenini yada toruna torbaya o kokuyu neden muhakkak koklatmak istediğimi hala açıklayamıyorum...ama o koku bir yerlerde var olmalı,birileri onu sürmeli,birileri adını anmalı biliyorum. çok gereksiz belki ama ben böyle varsayıyorum.

    (bkz: sözlüğün en gereksiz entrysi)
  • ne yazıkki piyasada bulunabilen, hayvani arayışlarımın sonucunda 380€ ya bulduğum, bi skime derman olmayacak olmasına rağmen pazarlığını da aslanlar gibi yaptığım ve tabiki al(a)madığım yegane parfüm(dü).

    kumbara kırsam, bonus toplasam,
    sağdan soldan frikik versem,
    dudaklarımı büzüştürüp üjyüsosssüj desem,
    yine benim olaman biliyorum
    ama ben seni yaşıyorum ve tekim.

    alçak laura!
  • taksimde bir cafe.duvarlardaki masklarla gonulllerde taht kurmustur.